Kedili Mutfaklar

Salı, Aralık 04, 2007

Haber var da, veren yok...

Yok işte keyfim. Yok yok yok... Uyuyorum da uyuyorum. Ara sıra uyanıp haberler vermek istiyorum hepinize. Yine sıkılıyor içim, yine birşeycikler diyemiyorum. Hatta dokuz tane kuzenimin olduğunu bile haber veremedim henüz.

Annoya'mın yeğeni Aycan ve gelin kızımız Nurcihan, sığınmacı golden Lucy ile bir olup dokuz bebek yaptılar. Hem Lucy hem de dokuzu el bebek gül bebek oldular. Lucy sahipleri tarafından dışlanıyordu, üstelik hamile haliyle. Evin erkek golden köpeği tarafından hamile bırakılmış.

Yeniden sahiplenilip rahat bir eve kavuştu şükürler olsun ve geldiğinin haftasına doğurdu. İki veteriner, Aycan ve Nurcihan gözetiminde; Annoya'nın ablası Hülya, eniştesi İnal, yeğeni Aylin ve oğlu Kaan da tesadüfen oradayken.

Bu mutlu tablolar geçen Pazar gününden. Bebeler bu hafta bir aylık oldular. İki aylık olunca yeni yuvalara dağılacaklar inşallah. Onlara ömür boyu gözü gibi bakacak aileler bulunacak. İkisi bizim ailede kalacak deniyor, durun bakalım.

Bu kardeş kedi var ya, adı Kimsecik. Amerika'da yaşayan ve kedileri çoook seven Oya Abla, Annoya'mın okurlarından. Başımız sağolsun diye aradığında aldığı son kedi bebeğine Kimsecik adını verdiğini, annem Kimsecik'i böylece hiç unutmayacağını söyledi. Telefonda ağlıyordu Oya Abla. Annoya'm çok mütehassis oldu. Çok aradılar Annoya'mı, o kadar çok arayıp sordular ki; meğer ne çok seviliyormuş anneciğim Kimsecik.

Dün Mine Teyze geldi. Elinde bir mini selvi fidanı ve minik menekşelerle. Anneciğim Kimsecik'in mezarını süslediler. Annoya'm çok kötü oldu. Bana sarılıp ağladı uzun süre.

İçimiz yanıyor.


Kuzenlerim iyi haber ama değil mi?

Ya Amerikalı Kimsecik'e ne demeli?

Çarşamba, Şubat 08, 2006

Bulgur kişnişi sevdi

İçime sinmedi. Kendimi aldatmadım. Maden kişnişle oynaşmaya karar vermiştim, oynaşacaktım. Dün akşamın kişnişli makarna projesi çıktı böylece devreden, bu sabahın kişnişli mutfak macerası girdi.

Önce okuma keyfinizi bölerek bir kötü haber vereyim. Bu kişniş denen ot, dünün yazısında da değişik bir ağızdan anlatıldığı gibi, her bünyeye maydanoz gibi kendini kabul ettiren bir ot değil. Bir kere elma yer gibi hart hurt bayır turpu yiyenlerden değilseniz, kişnişsevergil olamazsınız. İkincisi miktarı... Bol biberli olsun dediğimiz gibi, bol kişnişli olsun demek olmuyor, ayarı önemli. Üüüç, taze kişnişi yemekler pişip altı kapandıktan sonra ekleyin. Bu sistem evde çoluk çocuk veya kişnişsevmezgil olunca, bir miktar ayırıp kişnişsiz lezzetlerde yemekler elde etmekte faydalı oluyor. Üstelik ben yemeklere ek lezzet veren bütün yeşil otlarda bu yöntemi kullanıyorum. Pişirmeden, yeşilini ve taze lezzetini muhafaza ediyor malûm.

3 malzeme, 4 yemek

Ana malzemelerim 2 kabak, bir+ su bardağı bulgur ve 300 gram kıyma. Kabak kabuklarını tırtıllı temizledim. Büyükçe kabaklardı, boyları uzun; dörde bölerek içlerini oydum.

Birinci yemek...

Kocaman bir soğan minicik doğrandı. Kıyma ile birlikte suyunu saldı ve çekti. Yıkanmış bulgurun üçte biri kadar katıldı kıymaya. Tuz ve karabiber eklendi. Çok az sıcak su ekleyip karıştırdım. Küçük bir tencereye kabakları dikine yerleştirip kıymalı bulgurla doldurdum. Tercihinize göre azıcık tereyağ veya benim gibi sızma ilave ederek, dipte bir parmak olacak kadar da da su katarak pişirdim. Tabağa alınan dolmacıkların üzerine doğranmış taze kişniş serpilecek. Bayılacaksınız... Ben bayıldım...

İkinci yemek...
Tenceredeki kıymalı bulgura bir fincan domates suyu ile, isteyen benim gibi acı biber salçası da ekler. Yine tercihe göre bir miktar yağ kullanılır. Kaynar su ilave ederek beş dakika daha ateşte bırakınca nefis bir kıymalı bulgur pilavımız olur. Ateşi söndürüp doğranmış bir kaç dal kişnişi içine katıp karıştırarak, diğer bir tutamı da serviste tabağın üzerine gezdirerek kullandım. Keyfim yerine geldi, elde var iki başarılı kişnişli lezzet.

Gelsin üçüncü...
Oyulmuş kabak içleri, taze soğan ve taze sarmısakla sızmada sotelenir gibi çevrildi. Tuz, bir kesme şeker, taze çekilen karabiberle birlikte az suyla pişti. Ateş sönünce dereotu ve kişniş doğrandı içine. Bu ummadık taş baş yardı. Lezzetli bir meze oldu.

Dörtleyelim bari...
Bulgurun yarısını kullanmış, dolma doldurmuş, sonra da pilava dönüştürmüştük. Kalan bulguru kaynar suyla ıslattım. Sıcağı sıcağına sıkıca folyoladım üzerini. Bulgur şişti, yenecek kıvama geldi. Üçüncü yemeğin yarısını kattım içine. İşte olanlar oldu, bu da zeytinyağlı, kabaklı bir bulgur pilavı ve de iyi bir lezzet, çok iyi.

Bağlayalım bu kişniş macerasını

Kişnişsevmezgil olanlardansanız bütün kişniş sözcüklerini maydanoza çevirebilirsiniz.

Yok canııım, hepsini arka arkaya deneyip yazdım diye, siz mecbur değilsiniz ki bu kadar çeşit bulgur yemeğini birden yapmaya. Tek tek de olur...

İtalyan atasözü var, diyor ki, “Pirinç suda doğar, şarapta ölür.” Bu dört yemeğin canına kastetmek gelirse eğer içinizden, dördü de su yerine şarap veya su + şarapla pişmeye bayılacaktır.

Kişniş de bulguru sevdi.

Ben bulguru ve şarabı çok severim.

Bu haller için şarap beyaz olacaktır..


(7 Şubat, İstanbul kar kıyamet, ilgisiz ama tüm Google bağlantılarım da çökmüş durumda...)