Kedili Mutfaklar

Pazar, Ocak 29, 2006

Prostela, popstar, havyar, eksetera eksetera...

(Popstarlı zamanlardan kalma bir yazım. www.acikradyo.com 'dan )


Şık bir sofra kurulsun, şöyle ketenleriyle çiçekleriyle mumlarıyla. Maksadımız o günü kutlamak olsun, sırf yaşıyoruz, istediğimizi yiyebiliyoruz, eşimizle dostumuzla keyfedebiliyoruz diye. Bir bonkörlük yapmış olalım o gün, haddimizi de aşsak havyar almış olalım mesela. Yine mesela bir şişe de şampanya...


(Zormuş prostela fotoğraflamak! Yemek işini öğrenelim derken giyim kuşam resmetmeyi de öğrenmek gerekecek galiba. Serdim çektim olmadı, astım çektim ancak bu kadar oldu...)

Yemek ama önce çene... Mutfak önlüklerini çok seven kadınlardanım. Misafirine göre, yemeğine göre mutfak önlüğü takanlardan. Prostela yani. Hani Yahudi ya annem Selma'nın annesi... Annem Selma'nın annesi benim nonika Estreya ya. İşte o nonika Estreya, toprağı renk renk ve şen olsun, “Mutfağa girer girmez koy önünde prostelanı,” derdi. Ben de büyükannemi mutfakta ve serviste hiç prostelasız görmemişimdir. Ama ne prostelalar; tiril incecik ketenlerden, danteli nakışı göz nuru, insana neşe katan, iştah açan...

Çeyizimde de vardı böylelerinden. Bu el emeği göz nurları yerlerini sonradan USA menşeli Williams-Sonoma markalılara bıraktılar. Halis keten üstüne, nakışları makineden çıkmış olsa da baştan savılmamış, zarafetleri gözlere ve gönüllere zaten ziyafet. Hele o sarışın mutfağımla pür ahenk olan sarısı... Ya da şimdilerde poplaşan prostelalarım, Calphalon marka çizgilim, UW Gittware kedililerim, şefli, sebzeli eksetera ekseteralılarım, comicsli muşambalarım? İşin doğrusunu söylemek gerekirse, sokağa çıkarken ne giyeceğimi pek de düşünmeyen ben, iş ‘önümde prostela koymaya’ gelince çeşitlerim arasında bayağı zorlanıyorum.

Ha ha da ha un ele

Bu hazırlık konuşması üzerine, bana müsaade, mutfağıma giriyorum ve koyuyorum önümde prostelamı. O dediğim keyif verici maddelerin = 2 dostun gelmesine bir saat var yok.

Haydi eller un elemeye, Çıra çattım yanmadı da, meyil verdim almadı da, hah ha da ha un ele, hah ha da ha dönele hah ha da...

Bildiğiniz türkü müdür? Aynı böyle kısa kısa hecelerle söylenir. Dinamizmi de oradadır zaten, yaymadan etmeden, kısa ve net seslerle... Ben her un eleyişimde söyler, şahsen aldığım sonuçtan da pek memnun kalırım. Üstelik düşünün ki kendi mutfağımdayım ve yanımdaki muhtemel canlılar da şimdilik sadece Kimsecik ve Cancan. Onlar da benim hafifmeşrep kıvırtmalarımdan ziyade un bulutu mucizesinin peşinde. Yani popstar adayları gibi, türkünün yanında biraz kıvırtsam nasıl görünürüm, bana hafif kadın mı derler falan diye efkâr-ı umumiyeye açık hiç bir sorunum yok.

Yallaaaah sallaaaa, Bana mendil sallıyordu hah ha da ha un ele hah ha da ha kiraza, ha beyaza...

Böyle şen şakrak minvalde, kiloluk paketin yarısından az daha az, diyelim ki 400 gram una, üç yumurta ama biliyorum ki taze mi taze ve de bir çimdik tuzu katıyorum. Keyifle elediğim un ve ortasına kırdığım yumurtalar az sonra enfes bir hamur topuna dönüşecek ve pamuklu bir bezle örtünerek yarım saat kadar dinlenmeye çekilecek.

Derken oklavayı elimize alma zamanımız geliyor. Hamur topağını top top pazılara ayırıyorum. Pazıları ince ince açıp oklavaya doluyor, tabii ki dolamadan pazılarımı unluyorum.

Ellerimde pazılar, alındaki yazılar

Ellerimde pazılar... Ah Barış ah, nedir bu alnındaki yazılar?
Barış ve pazılarının gidişi kimbilir nasıl dağlamıştır bizim gün görmemiş kadıncıklarımızın yüreklerini... Nasıl da ferahlatmıştır çizgili pijamalarının altında kassız kollar bacaklar ve başka şeyler saklayan efendilerini...
Aklı yetmedi Barış’ın... Oysaaaa, dokuz hafta mı ne kısa kollu gömleklerle direnerek sergilediği pazılarını saklama zamanı gelmişti deeeee geçmişti dee.....

Gitti işte oylar mazlumlara.
Üç ölçü sağa, iki ölçü arkaya, üç ölçü sola olmak üzere kimsenin kocasına kalça atmadan ölçülü ölçülü kıvırtan dansöz aday Firdevs’e en birinciye oyları çıktı.
Hikayesizlikten yorulup kurtuluşu kalbini tekletmekte bulan Abidin ‘cız yüreklere’ başlıklı senaryosuyla ikinciliği yakaladı. Hem hamur gibi yumuşak yürekleri olup da platonik gerilimli aşklara sevdalı kadın-kız, hem de nasılsa kadınlarımızla iyi performans yakalayamaz kokusunu alan erkeklerin ikincisi oldu.

Geriye zaten Bayhan kalmıştı. Başbakan ve mümtaz seçici kişiliklerden müteşekkil ailesinin takdirleriyle ilk iki sırayı dahi hakketmiş olan Bayhan, sıkı bir muhalefetten geçip üçe takıldı.

Bu gidişle aç kalırız

Bu gidişle aç kalacağız. Makarnaya devam ve hemen oklavayı aradan çıkarıp, oluşan silindirleri halka halka incecikten kesmem gerekiyor. Ellerimle nazikçe sallayarak hamurları açıp şeritler oluşturuyorum. Şimdi onlar, serilip tertemiz bir örtünün üzerine kuruyacaklar azıcık.

Bu boşlukta, hamur şeritlerini atacağım suyun kaynayıp kabarcıklar çıkarmaya başlaması ve de kapının çalınıp beklenen o iki kişinin içeri girmiş olması gerekiyor. Çünküüü, neredeyse şampanyamızı açacağız artık.

Hamur şeritlerimi suya atıp, ani bir hareketle içinde iki kaşık fevkalade zararlı tereyağı bulunan yüksek kenarlı tavamı kısık ateşli ocağa oturtuyorum. Üç beş dakika suçluymuş gibi, günaha girmiş gibi havalardan kurtulmaya çalışarak açılan şampanyamızın tıslamasını dinliyoruz. Makarnalarımı süzüyorum, tereyağının ateşini yükseltip katıyorum içine. Bir bardak şampanya, ağzıma değil makarnaya...

Çof pof falan yapacak tencere, uçacak şampanyası. Ben ve o iki kişi unlu mutfak tezgahının üstüne şampanya kadehlerimizi yaslamış, hazır alınmış blinilerimize havyar sürmeye başlamış olacağız. Ben, hemmen iki çorba kaşığı havyarı kurtarıp bir minik kutu çiğ krema eklediğim makarnama katacağım... Bu havyar İranmış Rusmuş farketmez ama az tuzlu taze malossol olursa, ukalalık bir yana, iyi oluyor yani...

Soooracığıma, unlanmış şampanya kadehlerimizi bir elimize, havyarını da kattıktan sonra tadını verecek ancak baskın çıkmayacak kadar parmesanımızı da eklediğimiz makarna dolu tabaklarımızı diğer elimize alarak soframıza oturuyoruz. Bu ara ben prostelamı çıkarmış oluyorum.

Şampanya çabuk bitecek, derin dondurucudan çıkan votkalarla devam edilecektir geceye. Dün gecenin popstarı konuşulacaktır önce, haftaya ya Abidin olmazsa Firdevs; Bayhan kalırsa eğer, işte Türkiye’nin hali budur meselesine değinilecektir.

Makarna ekstradan ağır, yazım extra lightdır.

Nonika Estreya anılmıştır.

4 Comments:

  • benim anneannemde çok önlük kullananlardandı, telaşlar içerisinde ben ihmal ettim son dönemlerde. Sabriye hanımın (rahmetli anneannemiz oluyor) mutfaga girerken başına bağladığı beyaz örtü ise hep gözümün önünde. Onunda saclari benim gibi ince telli, ordan oraya savruluveren saclardandı. Ödü kopardı mutfakta iken bir seyin içine düşecek diye... Aynı panik bende de oldu hep.
    Artık evde iki kişiyiz ya yine, hareket ve bereket arttı yine. Daha özenli akşam yemekleri, geç vakit atıştırmaları, sabahları kahvaltı sofraları... şu önlükleride çıkarıvereyim artık saklandıkları yerlerden... Yeni düzene eski alışkanlıklar gelsin ;-)

    By Blogger seden, at 31 Ocak 2006 09:54  

  • Seden, ne kadar memnun olduğumu anlatamam şu evde iki kişilik eski yaşama dönüşe. Bitmeyen beraberlikler bunlar işte.
    Sabriye Hanım'ı tahayyül ediyorum, önlüğü ve örtülü başcağızı ile. Titizlik iyi birşey olmalı. Ancaaaak burası kedili bir mutfak biliyorsun:-))) Sen de kuşan bakalım çeyizinden kalma önlüklerini. Nostalji basacak ortalığı...

    By Blogger Oya Kayacan, at 31 Ocak 2006 18:53  

  • ah annoya biz birde tek kediden 3 kediye gectik... diger ikisi c.tesi gunu gelecekler...
    bakalım seveceklermi beni??
    bulut pek hırsızmış.. babasının yalancısıyım...

    By Blogger seden, at 1 Şubat 2006 10:55  

  • Ne mutlu yahu, gittikçe genişliyor aile. Çok güzel olur hırsız kediler. O durumları kollamaları, kısacık boşluklardan yararlanmaları falan. Benimkiler hiç yapmadılar ama arkadaşlarımın hırsız kedileriyle çok eğlenirim.

    By Blogger Oya Kayacan, at 1 Şubat 2006 22:29  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home