Kedili Mutfaklar

Cuma, Ağustos 04, 2006

Meğer ölmüş

Ben yine sokak kapısından elimde 5 litrelik iki Erikli su ile çıkıyordum. Bu Erikli su şişeleri bizim eve iyi suyla girer, boşalınca musluk suyu doldurularaktan çıkar. Tüketim günde asgari 5 litre olduğu için, boş şişe bolluğundayız. Boş petlerin bir kısmına alt boğumundan beş yukarı, bazılarına bantlı yerinin ortasından makas saplarım hemen. Kesince kase veya çanak neyse gibi şeyler olur onlar. İşte onlar, bizim evin vazgeçilmezleridir.

Alt boğumdan beş yukarı olanları mama, daha yüksek olanları da su kapları olarak kullanırım. İllâ ki köşebaşlarına değil, biraz mama biraz suya ihtiyacı olan bir dört ayaklı dost geçer yer içer elbette diye meydanlara / kıyılara köşelere / çöp kenarlarına...

----------

O gün işte yine öyle çıkıyordum evimin kapısından. Yazın sıcağı bir saat kadar sonra asfalt kaynatacak belli. Önce yakın plandakilerin mama su ikmâli tabii...

Aaaaa, petten sulağım kenarlarından su seviyesine kadar karınca dolu. Bir hızla giriyor, suya en yakın çizgiye inip doya doya içip çıkıp gidiyorlar.

----------

Uzun yıllar görmemiştik birbirimizi. Ben iyice kadın olmuştum artık. Çiçek Bar’da geldik karşı karşıya. Tanımamıştı ama sanki ha desem tanıyacak gibiydi. “Oya,” dedim, Nuri Kayacan’ın kızı.”

“Vay,” dedi Yaşar, “vay be Nuri’nin kızı haaa?”

----------

Ben, dört ayaklılara sunduğum sulaklarım, karşı bahçenin Kirli Kulak mevsim yavrusu, doğurmaktan helak olmuş anası Fertilita, mamalar falan selam durup hep birlikte “merhaba”, dedik karıncalara. “Vay be Yaşar,” diye söylendim ben, Karıncanın Su İçtiği haaaa?

---------

İşte öylece çocukluğum geldi aklıma. Nerden nereye, pet şişelerin yan ürünlerinden...

----------

Cumhuriyet’in mermer iç avlusu yine Yaşar Kemal’in ürkek, Yılmaz Çetiner’in tok sesleriyle çınladı kulaklarımda. Üç beş anı canlandı, yarı hayâl yarı meyâl gözlerimde.

Pek bir aile yakınımın askere gidişinde torpil vardı mesela, Yılmaz Amca’ca koyulan... Yılmaz Amca bizi Yassıada’ya götürüyordu... Adnan Menderes’i nerede görecektim yoksa, asılıp gidecektiyse o? Salim Başol'u, verdiği kararlara birebir tanık nasıl lanetleyecektim?

Yaşar’a neden ‘ayı’ ve ‘kör’ falan derlerdi o avlu kenarı çalışanları? Sahi Yaşar nasıl da bilmişti bu kadar güzel yazmayı, Yaşar Kemal olmayı nasıl becermişti?

Ne de güzel dostlukları vardı, Yaşar ve Yılmaz ve Nuri’nin...

----------

Sulaklar doldu, daha daha gerekli görülen yerlere de sulak koyuldu. Günlük işler laikiyle bitirildi. Yüzüldü. Yazıldı. Eğlenceye zaman ayrıldı. Yemekler ağız tadıyla yendi.

Eve döndüğümde Yılmaz Çetiner ölmüştü.

Bugün gömüldü.

4 Comments:

  • sevgili oya kayacan...yassıaada rahmetli A.Menderes...onları görmüşsün ne şanslın ?
    Uzun bir konu...1960 hareketi üzerinde önemle durulması ve bana göre bir çok soru işaretlerinin olduğu bir dönem...Bediüzzaman Said Nursi (Kurdi) Hazretleri ile de görüşebilmiş tek gazeteci idi Yılmaz Çetiner...anlatacak çok, arka arkaya dizilecek çok soru var..kedili mutfaklar okuyucularını sıkmayalım...:))
    Güzel şiirin için kaynak belirttiğimizde telif ödemeyiz değil mi ?:)

    By Blogger b a v e r, at 5 Ağustos 2006 08:22  

  • Anlat sevgili Baver, soru işaretlerinin yine soru işareti kalması pahasına anlat. Ortaya düşebilecek her doğru kâr hanesine yazar.

    Şiiri attım ortaya, sizindir.

    By Blogger Oya Kayacan, at 5 Ağustos 2006 10:14  

  • ölüm karşısına yaşamı dikebildik mi ki

    By Blogger bencilkirpi, at 5 Ağustos 2006 11:41  

  • Dikemiyeceksek neden üreyip duruyoruz Kirpi'cik?

    By Blogger Oya Kayacan, at 5 Ağustos 2006 11:53  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home