Kedili Mutfaklar

Pazartesi, Eylül 04, 2006

Biliyorum, çok konuşuyorum ama ben böyleyim...

09/03/2004 tarihinde Dünya Kadınlar Günü için www.acikradyo.com 'da görselleşen bir yazım.
Tarihi itibariyle yeri değil tabii de, bugünlerde blogger dostum www.bavergun.blogspot.com adresindeki Baver'e laf yetiştireyim dedim...



Biliyorum çok konuşuyorum ama....

O yıllar öyleydi. Oğlan çocuklara, “Büyüyünce n’olucaksın bakiiim?” diye sorardı amcalar, teyzeler. Kız çocuğun böyle bir soruya hak kazanmışlığı dahi yoktu. Kız çocuk zar zor edindiği paçavra bebeğe yine paçavralardan elbiseler diker, ninniler söylerdi.

Annelerin günlerinde, hani kadın kadına toplaşılan ve adına resmen ‘gün’ denen günlerde, kız çocuk teyzelerin ağzından çıkacak her sözü kulaklarını açarak dinler; kek, poğaça vesaire tariflerine aklında iyice yer ettirmeye çalışırdı. Öyle ya, kimse ona n’olucaksın bakiiim diye sormadığına göre, belliydi işte eni konu ne olacağı. Koca bulacaktı, o kadar.

Bir de marifetler göstermek zamanı vardı. “Git getir bakiim...,” derdi anneler, “ne ciciler ördün bebeğine, getir de göster teyzelere.”

Veya kızlarına göbek attırmaya meraklı anneler. Şimdiki zamanın, varını yoğunu ortaya koyup da kızını ille de piyasaya sürmek isteyen analarından az biraz daha masum, “At kızım, at da görsün teyzeler,” anneleri. Hani atacak göbeği, sallayacak poposu, memesi varmış gibi sanki el kadar çocuğun.

“Tam puan, on puan, oldu, yolun açık olsun”. Peki peki, bunlar güncel yorumlar; o gün için, “Oooo benim marifetli kızım, maşallah maşallah, Allah hayırlı kısmetler versin inşallah...”

Diyeceğim yani şu ki, kız kıçını da sallasa biiir, bebeklerine elbise dikip yemek yapsa da bir... Eninde sonunda olaylar teyzelere gösterilen marifetler doğrultusunda, zamanı gelince teyzelerin marifetiyle bulunacak bir kocada düğümleniyor.

Benim gibi marifeti kendinden menkûl kızlar da yok değil tabii.

Her nabza şerbet

Ben her nabza şerbet verenlerdendim. Annemin oturttuğu yaygı üstünde bıkmadan usanmadan bebeklerimle haşır neşir olur, kolladığım fırsatı her yakaladığımda da sokağa fırlayıp, babamın başını öne eğdirmeyecek kadar iyi futbol oynardım. Bu zorlu spor için, komşu bahçede antreman yapan Beşiktaş takımını izlerdim saatlerce. Bizim bahçeye kaçırdıkları topları iade ederken de, tuvalet aynası karşısında geçirdiğim saatler yardımcı olurdu bana.

O saatler, elbette mahalle oğlanlarının ağzının suyunu akıtan fettan tavırlarımı çalıştığım saatlerdi. Hani Doris Day kadar havuzda tanrıça, Marilyn Monroe gibi ön planda dudaklar olacak... Leslie Caron az sonra Mel Ferrer tarafından baştan çıkarılacak ‘Hi-Lili hi-Lili hi-lo’ masumiyetinde ve de Çıplak Ayaklı Kontes olmuş Ava Gardner kadar şehvetli; külliyen bir Oya ayna karşısında... Evcil kedi misali Pat Boone’a hayran, James Dean’a kurbanım ki öf aman aman...

Aynalar ah aynalar

Yine öyle bir ayna çalışması yaptığım günün akşamı olmuştu. Annem gittiği komşudan eve geldi, babamın da eli kulağındaydı ki, kulağımdan tutulduğum gibi soluğu berberde aldım. “Boyayın çabuk...,” diye bağırıyordu annem, “...görmesin gözüm”. Boyattığı benim bütün gün kafamdan aşağı oksijen dökerek turuncuya çevirdiğim saçlarımdı. O gün, o turuncu saçlarımla Kör Mike’a bir kere görünebilseydim hiç olmazsa, gam yemezdim.

Kör Mike, Vişnezade Parkı’nın duvarına, tam bizim eve karşı oturup, bana, “Ooh oo Oya (aslında Carol, yaşı tutan bilir) darling, I am but a fool, darling I love you though you treat me cruel”, şarkısını söyleyen çocuktu. (Nette Neil Sedaka’nın söylediği şarkıyı bulamadım, alın müziğini dinleyin bari...)

O zamanlar bir varmış bir yokmuştu

Kız çocukların bu tevekkülle bekleyişlerine karşı, oğlan çocuklar, “Büyüyünce n’olucaksın bakiim?” şımarığı olurlardı. En olunmayacakları olmanın zamanıydı onlar için. İtfaiyeci, polis, pilot gibi meslekler yine iyi. Benim erkek arkadaşlarımdan çoğu her zaman güçsüzün yanındaki Zagor veya kankası Tonka olmak, olmadı Pecos ırmağında kaybolan Bill’e öykünmek, hatta zenginliği uğruna ördekliğine dahi katlanıp Varyemez Amca olmak isterlerdi.

Tintin olmak isteyeni hiç duymadım mesela. Ben oğlan çocuklarla oynadığım zaman en çok Tintin’dim. Belki de taa o zamanlardan, bedenimin bir gazeteci ruhu sarıp sarmaladığındandır, erkek olsam Tintin olmak isterdim.

Kız çocuklar ve bebeklerle oynaştığımda, yalana ne gerek, aklıma kocaların biri girer biri çıkardı. Bundan mıdır ne, biri geldi biri gitti, bir geldi biri gitti biri geldi...

Yine laftan lafa uçuştum durdum. Bu hafta bir film izlemiştim... Filmin içinden süzülen, kimi gözlenmiş kimi yaşanmış anıları derledim. Günün konusu olmasını istediğim, “Mart’ın sekizi de işte geldi çattı, Dünya Kadınlar Gününüzü şeyediiim”, diyemedim bir türlü. Dünya Kadınlar Günü’ymüş...

**********

Sözün özü: Geçtiğimiz yıllarda, ablam bir 8 Mart paneline konuşmacı olarak katılacaktı. Ailenin eli kalem tutanı olarak konu bulup dillendirmek de bana düşmüştü. Mona Lisa Smile http://www.imdb.com/title/tt0304415/, yıllar sonra yazdığım o yazının teması olarak çıktı karşıma. Kız evlatlara yapılacak en büyük kötülüğün halâ, “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sormamak olduğunu düşünüyorum.

Biliyorum çok konuşuyorum ama ben böyleyim.

11 Comments:

  • Eee ne deişti... Devir aynı devir değil ama kafa aynı kafa... Bazı küçük değişiklikler var tabii... Kimsecikler artık kzı güzelse, boylu posluysa verip de bir erkeğe(!) harcansın istemiyorlar! TOPMODEL'in getirisi daha fazla... Ya artık rantiyeci toplum olduk! Her konuda! Rant nerde biz orda!

    By Blogger esintiler..., at 5 Eylül 2006 10:24  

  • Sn.Oya hanim hakiaten cok güzel bir konu yanlis olan sey sorulan o soru.
    Büyüyünce ne olacaksin.Eger cocuk kafaya koydugu meslegi kafasina koymus ise ve o meslegi calisip didenerek ulastigi zaman mesleginde issizler ordusuna katiliyorsa bir yerde yanlislik var.Egitim evet ister kiz ister oglan zaten bu ayirimi yapiyorsak tek satir bile yazmamiz gerekir.Gazeteciligi ele alalim 60 senelerinde dogan bir kiz cocugu büyük bir hevesle Gazeteci olmaya kalkiyor.Okuyor.Üniyi de bitiriyor.Kafasinin icinde fikirler bir firtina gibi esiyor.Sonra bir torpille bir Gazetede is buluyor.Artik gecesi gündüzü karismis sekilde calisiyor.Paralel olarak bir yabanci lisan az geldigi icin kurslara gidiyor.Netice bir bakmissiniz.O asik oldugu meslek onu 100 lerce arkadasi ile kapiya koyuyor.O kizimiz acmi kaliyor hayir.Dagircigin da bilgi dolu baska bir dalda is buluyor daha az calisip.Iyide para kazaniyor.Basin kartida hatira diye albüme giriyor.
    Arada bir bir seyler karaliyor.Bu ufacik bir misal bunun gibi heves edilip de yapilmiyan o kadar meslek varki.Onun icin ister kiz,ister oglan olsun benim sormiyacagim tek sey büyünce ne olmak istedigin konumu.Ah sn.Oya hanim yazicak o kadar cok sey varki.Susmaya alistigim icin genclerin konusmasina birakiyorum.Biz heybemizi koltugumuzun altina aldik.Sira onlarin.Insallah bizim düstügümüz hatalara düsmezler.
    Saygiarla.

    By Blogger Ayn, at 5 Eylül 2006 11:39  

  • Erdil Bey, yazımın içindeki soru, aileler içinde kız / erkek çocukları kavramını vurgulamak için sadece imge. Ancak, sorulmasında da hiç bir sakınca yok, fayda var. İnsanlar istemedikleri işi yaparak mutsuzlar ordusuna katılacaklarına işsizler ordusuna yazılsınlar daha iyi.

    Bir de bu soru, yine nisbeten aklı fikri olan aileler içinde işlev kazanıyor. Ya 'saldım çayıra' aile tipine ne diyeceğiz? Gerçek mutsuz ve gerçek işsiz orduları asıl oralardan geliyor karşımıza. 'Hiç amaçlı' ailelerin çocuklarına 'hiç sormadıkları sorular' gerçek derdimiz.

    Şirin'ciğim, belki senin dediğin yaşam şeklini amaçlayan çok fazla ama amacına ulaşan ne kadar ki? Rant TV oyunlarını düzenleyen, yayınlayanlara dönük. Sen anne-baba-teyzeler arası 'hali vakti yerinde koca arayışını' yabana atma yine...

    By Blogger Oya Kayacan, at 5 Eylül 2006 14:55  

  • Oya,

    Cok guzel anlatmissin.
    Istisnalar kaideyi bozmaz ama bende gunlere hic katilmayip, derhal kendini sokaga atanlardandim.
    Donuste annem beni bagirarak sokaktan toplar ve eve giderdik, sansliysam kucuk bir cikinda benim icin hazirlanmis olur ve donus yolu pek lezzetli olurdu.
    Bebeklerlede oynamadim ben. Insaat lardan topladigimiz tahtalar ve kiremitler oyuncak oldu bana. Ne guzel di.

    Boyle guzel anilari hatirlattigin icin sagol.

    Operim
    Pirtik

    By Blogger Pirtik Evli, Mutlu ve Issiz, at 5 Eylül 2006 15:20  

  • Sen harikasın. başka sözüm yok.

    By Blogger Aslicin, at 5 Eylül 2006 17:57  

  • Sevgili Oya,
    Yazmış olduğun her satırın,kelimenin hatta ve hatta noktasına virgülüne kadar çokkkkk haklısın.Yüreğine parmaklarına sağlık.Aslında söylenecek o kadar çok söz o kadar çok örnek var ki...)) Yok artık eskiden olduğu gibi,gördüğümüzde yerimizden fırlayıp,koşturup saygıyla karşıladığımız teyzelerimiz amcalarımız.Her zaman aman çocuğum çalışıp devlete vatana hayırlı fert ol,seni dış görünüşün le değil de yaptıklarınla ansınlar,konuşsunlar derlerdi.Şimdilerde ise arkadaşların dediği gibi rant peşinde koşan toplumuz ne yazık ki.Ben fazla açılmasam iyi olur,bu konularda dertliyim çünki.Tekrar gönlüne ve yorum yazan arkadaşlarında ellerine sağlık.

    Aslında çocukları bıraksalar da kendi diledikleri bölümlerde okusalar.Kendileri için aileleri mutlu olacak diye değil..(( Bu konu çokkk uzar gider.

    Sevgiler,

    By Blogger damak tadı, at 6 Eylül 2006 00:47  

  • sevgili oya...çok güzel yemek yaptığını hepimiz biliyorduk...ben sonrdan öğrendim ama olsun..
    yani marifetlisin biliyorum...
    Her zaman söylerim Boğaz'ın tozunu yutmuştur Oya Kayacan...
    Liseyi boğazda okumayanlar öyle tam da bilmez bunun ne anlama geldiğini...(kimse alınmasın)
    Kendini dışa vurumların daha çok yemekler ile ilgili olarak görünse de, arada sırada taşlama ve haşlamalarından nasibini alan biri olarak diyorum ki.;
    sen ne güzel yazmışsın öyle...:)
    ancak ben senden farklı düşünmüyorum bilmeni isterim...
    yıllara yayılan tecrübelerinden faydalanma gayretim devam etmekte olup, sevgilerimi müteakip saygılarımı iletirim...

    By Blogger b a v e r, at 6 Eylül 2006 21:54  

  • Baver, bu sefer de gecenin bir vakti..., kahkahalarla güldürüyorsun beni... Daha az önce Malta Milli'yi Kısıklı Bahçe'de (kebapçı) izlerken gülmelerime yan masadan tedbir geldi. Ağız payı alıp gittiler. Masamı paylaştığım 3 erkek hiç konuşmadan sadece bana söz hakkı tanıdı tabii ki. Yan masa da sadece benden ağızlarının payını aldı. Kadın olmak buralarda zor zenaat gülüm. Ben aştım ama allah aşma çabasında olanlara kuvvet versin.
    Boğaz havası dersen eğer, hikayesi uzundur bende ama onsuz yaşanmaz. Koklanmalıdır, lodosunda ıslanılmalıdır, çimilmelidir... Yüksekten bakılmalı, alçaktan seferine çıkılmalıdır... Balığı gözlenmeli, zamanında avlanmalıdır. Ne diyim başka... Biz böyleyiz...
    Adı sanı olmayan 'copy paste' dostlara selam gönderilmelidir... Sen ben ne demişsem bilmişsindir... Sevgimi kabullenmişsindir.

    By Blogger Oya Kayacan, at 7 Eylül 2006 02:05  

  • Sevgili Oya'cığım,
    Senin,ailenin ve blogcu arkadaşların Berat Kandilini kutluyorum.

    Sevgiyle kal daima.

    By Blogger damak tadı, at 7 Eylül 2006 16:44  

  • bana cok sordular buyuyunce ne olacaksin diye. sorularin hakkini veriyorum sanirim. =)

    ne guzelsin oya.
    kocaman operim. kocaman sevgiler.

    By Blogger FakePlasticGirl, at 8 Eylül 2006 16:18  

  • Ben şu anda kahkahalarla gülüyorum. Bu soru bana soruldu mu? Sorulmadı mı? Şu anda bu aklımda yok; sadece, geçmişten bir sahne var gözümün önünde:

    "Anne, ben büyüyünce, dünyanın en akıllı adamını bulup, onunla evleneceğim, bir çocuk yapacağım, sonra da çocuğumu alıp adamı boşayacağım."

    Allah dağına göre kar verirmiş ya, eh, bilmiş benim ne halt edeceğimi de ondan "evde kalmış kız kurusu"na çevirmiş :)))

    Neyse, yine de Allahın sevgili kuluymuşum, gökten zembille iki evlat hediye etti, üstüne de istemediğin kadar manevî evlatlar ve sürüsüyle kedi, köpek verdi.

    By Blogger Birsen Şahin, at 12 Kasım 2006 05:45  

Yorum Gönder

<< Home