Kedili Mutfaklar

Pazar, Aralık 10, 2006

Hindi boynu ana tema


Hindi boynu hiç almadığım şey, hatta hindilerin bedenen bir yanda boyunları bir yanda satıldığını bile bilmezdim. Boyun severim ama. Tavuk boynu kemirgeni olarak tanınırım ailede. Onlar öyle demezler tabii, kısaca ve kibarca, “Oya boyun sever,” diye tavuğun boynunu bana vererek işi geçiştirirler.

Bu hafta hiper alışveriş sırasında gözüm takıldı hindi boyunlarına. “ Hindi boynu temalı bir kaç saat geçiririm mutfakta, bakalım ne yaparım?” dedim. Büyükçe şeyler bu boyunlar ama aklım kemik miktarının ne kadar olabileceğini kesmedi bir türlü, bir de değil iki tane aldım.

Uzun uzun haşlandılar köpükleri alına alına, sadece tuz, taze çekilmiş karabiber ve bir büyük soğanla. Süzerek suyunu ayırdım ve soğuyunca didikledim etlerini. Kemikleri hayli etli bırakarak ve de sivri olmadıkları için Maskot’a verdim. Ona da değişik geldi, daha tabağını koklar koklamaz şapırdadı yanağımda koca dili. Hep kuru mama, hep kuru mama olmuyor tabii. Meraklısına, Maskot bir süredir bizim yoldan sadece geçiyor. Nerden gelip nereye gittiğini bilmiyorum. Tuhaf olan, benim evden çıkışlarımı kollayıp son derece vakur bir edayla o anda oradan geçiyormuş gibi yapması. Mamalar bagajda. Beş litrelik su şişelerim, su kapları da bagajda. O da biliyor, yiyor içiyor ve yoluna devam ediyor.

Şimdi geriye kalan didiklenmiş boyun etlerini düşünmeli ve de bence, öncelikle malum fındık takıntımı halletmeliyim. Çerkez tavuğu ‘gibi’ yaptım. Karıştırıcıda fındık, sarmısak, azıcık Urfa pulla bolca tatlı toz kırmızı ve bayat ekmek karıştırıldı. Boyun suyu ile soslaştırıldı, kıvamı bulundu ve didiklenmiş etlere ekledim. Sızma ve kırmızı biber karışımı da üstünün süsü oldu aynen çerkez tavuğundaki gibi. Pek lezzetli oldu.

İyi bir pilav, tane tane, yine boyun suyu ile yapılmış, o da pek nefis. Bir mini kasenin dibine didik etlerden, hafifçe bastırarak pilavdan ve de ters yüz ederek tabağa, öffff be.


İri iri kuru fasulyeler, haşlanmış hazır madem dondurucuda, bu etlerle pek de güzel olacaktı kafama estiğine göre. Eh yani, eh hem de ne oldu. Taze soğanla yaptım. Her şey pişmiş olunca eti de, fasulyesi de, incecikten doğranmış taze soğan çabucak yumuşadı, fevkalade bir fikir.

Eski köyün yemekleri yeni adetlerle koyuldu tabağa, yendi. Mükemmellerdi.

“Ne de bereketli çıktı bu hindi boyunları. Daha kaç kişi doyar,” demeye kalmadı, zır telefon.

“Bugün mutfakta ana tema hindi boynu,” dedim.

“Sen yapmışsan olmuştur,” dedi.

Birazdan gelecek.

5 Comments:

  • Afiyet olsun.Nedense hindi yemeye alışamadık gitti.Aslında 0 kolesterolle çok sağlıklı bir et.

    By Blogger Nenoni, at 11 Aralık 2006 08:26  

  • Oyacan'cim,
    Ne tesaduf yaw..Ben de onceden ,(yani vejeteryen olmaya bu kadar yaklasmadan once demek istiyom...)boyun cok severdim...Aaaaa..
    Acaba Dogu icin ben de pisirsem mi?
    Cok hos gorukuyo...Hele de o pilavvv?
    Kararsiz kaldim wallah...

    By Blogger mine, at 11 Aralık 2006 13:29  

  • Nenoni ben de alıştım desem yalan olur. Her şey biraz da şartlanmayla ilgili. Yılbaşı hindisi dışında hindi mi yenirdi ki eskiden? Boyun lezzetli bir et ama haberin olsun. Daha sonra kekik filan da attım içine.
    ----------
    Mine'si, oldum oluyorum derken, olacaksın galiba. Ben beceremem, doğruya doğru. Yılların mutfak serüvenini değiştirmek, ağız tadına yeni bir tarz kazandırmak kolay değil. Doğu'cuğum sevecektir bu boyun işini. Hele senin yaptığın kadar lezzetli bir çerkez tavuğuna dönüştürürsen...

    By Blogger Oya Kayacan, at 11 Aralık 2006 15:23  

  • Oya Hanım,
    Yemek zaten şahane de ben tabağa bayıldım. Çok şık, çok hoşuma gitti...

    By Blogger Ozge, at 14 Aralık 2006 10:08  

  • Eski mi eski Kütahya tabaklarımı çıkardım yine ortaya Özge'ciğim. Zaman zaman dönüşümlü kullandığım bazı şeyler benim de çok hoşuma gidiyor. Bir nevi kavuşma eski sevgililere.

    By Blogger Oya Kayacan, at 14 Aralık 2006 21:16  

Yorum Gönder

<< Home