Ada, Adem
(Geçmişten bir gün. www.acikradyo.com Açık Site yazılarımın arkasına eklediğim Pansuman yorumlarımın arasından... )
Bayram’ın Cuması müthiş bir Büyükada günü oldu. Gökyüzünde ne kadar su bulduysa kafamıza indiren muhteşem doğa eşliğinde Harem’e yürüyüş ve Sirkeci’de buz gibi bir bekleyiş. Vapurun kafeteryasında çay kahve keyfi fena değil. Heybeli, Büyükada arası Hacı Bekir’in önce damadı sonra da karısının kocası (!) olan Doğan Bey’in jet ski gösterisi de izlenebilir nitelikte. Adam nereden baksam yetmişi devirmiş. Gören maaşallah desin!
Sonra buyurduk ki Büyükada’ya, gün ve güneş meğer oradaymış.
Bizi her zaman Nizâm’a çeken ayaklarımız bu sefer iskelenin solundan Maden’e yürütmeye başladı. Kediler ve köpekler ve martılarca yönetilen bir cennetin insansız sokaklarında, yaprak hışırtıları eşliğiyle, güzel bir yürüyüş yaptık.
Yemek için seçtiğimiz mekan vapurdan inip sola yürüyünce belediye binasına henüz varmadan, Kıyı Restoran (Gülistan Caddesi, 0216 382 56 06). Olur mu yaa, ben bu kadar her yeri yaşamışım da, bu Adem Orta’nın yeri benden nasıl kaçmış? O güzelim otları, hamsi turşusu çeşitleri, acayip lezzette zeytinyağı, taptaze balığı…
Kıyının kayaları ve çakılları üzerinde iki masa. Birinde biz. Etrafımız martı, kedi ve köpeklerle çevrili. Köpek martıyı kokluyor, martının biri dönüp kediyi öpüyor, kedi köpeğin omuzuna ayaklarını dayamış masamıza bakıyor. Verilen yemekleri öyle güzel paylaşıyorlar ki, “Ah insanlar, ah insancıklar,” diye hayıf hayıf hayıflanıyorum bir yandan. Mutluluğumu ise hiiiç sormayın.
Taa ki yanımızdaki masada oturan, affedin bir iki ayaklı hayvan, bir güzelim kediyi tekmeyle denize yuvarlayana kadar. Kedicik kayalara tırmanarak sahile çıktı ve korku içinde kaçtı tabii. Sonra aldım sazı elime ben… O masada, o sandalyede oturmayı hak etmek için önce insan olmaları gerektiğini bağıra çağıra anlattım kendilerine. Hakaret ediyormuşum, öyle buyurdular. Yoksa iltifat mı bekliyordu bu zebaniler?
Hava yatıştırıcı etkisi yapıyordu Allahtan. Burnum ve yanaklarım hafiften kızarıyordu bol rakıdan ve sıcak güneşten. Mutluyduk yine de, çoook. Kedicik eminim bir yerlere girip kuruyabilmişti. Biz de havanın kararmasıyla içeri girdik. Karşımızda şömine, masanın başında mangalımız.
Bir de Veys Efeeem dinlemeye tahammülünüz varsa eğer, ki ben içerken Veys’e bayılırım! Hatta Adem Orta + Veys’e takılıp, çıngırdak buzlu rakılar ve gelmeye devam eden enfes mezelerle 21:30 vapurunu bile kaçırırım.
Bayram’ın Cuması müthiş bir Büyükada günü oldu. Gökyüzünde ne kadar su bulduysa kafamıza indiren muhteşem doğa eşliğinde Harem’e yürüyüş ve Sirkeci’de buz gibi bir bekleyiş. Vapurun kafeteryasında çay kahve keyfi fena değil. Heybeli, Büyükada arası Hacı Bekir’in önce damadı sonra da karısının kocası (!) olan Doğan Bey’in jet ski gösterisi de izlenebilir nitelikte. Adam nereden baksam yetmişi devirmiş. Gören maaşallah desin!
Sonra buyurduk ki Büyükada’ya, gün ve güneş meğer oradaymış.
Bizi her zaman Nizâm’a çeken ayaklarımız bu sefer iskelenin solundan Maden’e yürütmeye başladı. Kediler ve köpekler ve martılarca yönetilen bir cennetin insansız sokaklarında, yaprak hışırtıları eşliğiyle, güzel bir yürüyüş yaptık.
Yemek için seçtiğimiz mekan vapurdan inip sola yürüyünce belediye binasına henüz varmadan, Kıyı Restoran (Gülistan Caddesi, 0216 382 56 06). Olur mu yaa, ben bu kadar her yeri yaşamışım da, bu Adem Orta’nın yeri benden nasıl kaçmış? O güzelim otları, hamsi turşusu çeşitleri, acayip lezzette zeytinyağı, taptaze balığı…
Kıyının kayaları ve çakılları üzerinde iki masa. Birinde biz. Etrafımız martı, kedi ve köpeklerle çevrili. Köpek martıyı kokluyor, martının biri dönüp kediyi öpüyor, kedi köpeğin omuzuna ayaklarını dayamış masamıza bakıyor. Verilen yemekleri öyle güzel paylaşıyorlar ki, “Ah insanlar, ah insancıklar,” diye hayıf hayıf hayıflanıyorum bir yandan. Mutluluğumu ise hiiiç sormayın.
Taa ki yanımızdaki masada oturan, affedin bir iki ayaklı hayvan, bir güzelim kediyi tekmeyle denize yuvarlayana kadar. Kedicik kayalara tırmanarak sahile çıktı ve korku içinde kaçtı tabii. Sonra aldım sazı elime ben… O masada, o sandalyede oturmayı hak etmek için önce insan olmaları gerektiğini bağıra çağıra anlattım kendilerine. Hakaret ediyormuşum, öyle buyurdular. Yoksa iltifat mı bekliyordu bu zebaniler?
Hava yatıştırıcı etkisi yapıyordu Allahtan. Burnum ve yanaklarım hafiften kızarıyordu bol rakıdan ve sıcak güneşten. Mutluyduk yine de, çoook. Kedicik eminim bir yerlere girip kuruyabilmişti. Biz de havanın kararmasıyla içeri girdik. Karşımızda şömine, masanın başında mangalımız.
Bir de Veys Efeeem dinlemeye tahammülünüz varsa eğer, ki ben içerken Veys’e bayılırım! Hatta Adem Orta + Veys’e takılıp, çıngırdak buzlu rakılar ve gelmeye devam eden enfes mezelerle 21:30 vapurunu bile kaçırırım.
0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home