Kedili Mutfaklar

Pazar, Aralık 24, 2006

Güllaç karamelli...

...yetmedi fındık ezmeli, yetmedi kestaneli

Bundan iyi bayram tatlısı can sağlığı olur doğrusu, size tarif yetiştireyim dedim, bayramlık. Biraz yanar dönerlik edip bugünden yapmamın bir diğer nedeni de bizim apartmanın yabancı damadı, İngiliz James. Ona da bir tabak götürüp “Bak sana Noel tatlısı hazırladım, “ diyeceğim. Çok ‘festive bir Christmastime activity,’ all Turkish!

Sırası gelmeyen işler vardır hayatımda. Her işte bir hayır vardır ya, onlar da hayırlısıyla aklımda durur ama yapılmazlar. Güllaç da öyle oldu, o koca tekerlek paket gözüme gire çıka, bata çıka bekledi Kedili Mutfaklar’da taa Ramazan’dan bu yana. Kaç tarif yüklendi kafama güllaçlı, kaçı uçtu kaçı kaçtı saymadım. Bu yaptığım da bir başka tarif oldu. Dün haşladığım ve suyunu atmadığım* kestanelerle, buzdolabında hazırımda bekleyen dövülmüş şekerli fındığım elebaşı oldular, vesile oldular da güllaç paketi açıldı çok şükür.

Paketinin üzerinde 400 gram yazıyor, üç kilo süt bir kilo şeker kaldırır diyordu. Adabıyla olsun deyince aynen uyguladım ancak üç kilo sütün ikisi yağsızdı. Bir kilo şekerin karararak erimesini, iyice sulanmasını ve de karamelleşmesini seyrettim. Ilıttığım sütü yavaş yavaş karamele ekledim ve biraz topaklanan karamel açılana kadar ara sıra karıştırarak seyre devam ettim. E süt bu ne zaman kızar kabarır ne zaman taşar saçılır belli olmaz, gözünü üzerinden ayırmaya gelmez.

Karameli iyice erimiş süte 5-6 kaşık fındık ezmesi ve yarım kilo kadar haşlanıp ayıklanarak parçalanmış kestaneleri kattım. Bir iki çevirdikten sonra ocağı kapatarak sütün ılınmasını bekledim.

Annem Selma’nın bana geçen bakırlarından pırıl pırıl bir yuvarlak tepsiye, başladım sonra kıtır güllaç yufkamsılarını dizmeye. Parlak yüzeyi üste gelen her kat üzerine karamelli süt dökerek, kepçenin tersiyle de hafif hafif sütü yedirerek yufkamsılar bitene kadar devam.

Konu komşu ve yabancı damat İngiliz James için biraz da renkli şekerleme süsler üzerine, hani bayram havası ya... Pardon pardon herkese ayrıca, ben de istemezdim aluminyum folyoda getirmeyi sizlere bu güzelim tatlımı ama, telaş olmasın diye, ille de doldur getir geriye gibi...


*Süslemeden önce kendini çekmesini, toplamasını beklemek gerek ya, o arada bir de duş yapılır mı? Kestanenin haşlama suyuyla bir güzel saç yıkanır mı? Neden olmasın? İçinde vitaminlerin C’si B’leri, PP’si olan, potasyum, fosfor, magnezyum, klor, kalsiyum, demir ve sodyum mineralleri içeren kestanenin suyu neden atılsın ki? Saçlarım bu nimetten neden faydalanmasın ki?


Zaten bu evin bir huyu da haşlanmış sebzelerden elde edilen suları hiç atmamaktır. Yeriz, içeriz, olmadı çiçek sularız, ya da saç yıkarız o faydalı sularla. Görün işte Atatürk çiçeğimi, canım benim özellikle brokoli suyunu pek seviyor!

5 Comments:

  • Oyacan,
    Ben Ataturk Cicegi(=Yilbasi Cicegi=Euphorbia Pulcherrima) olarak biliyordum..
    Bu bitkiye de Ataturk Cicegi deniyor demek..Cok sevindim yaw..
    En guzel ciceklere halkimizin Ataturk Cicegi adini vermesi cok hos..

    By Blogger mine, at 25 Aralık 2006 08:30  

  • Konuştuk ya Mine'si telefonda... Hani ben çiçekçiye, "Atatürk diye başka çiçek var, buna da İnönü diyelim," diye espri yapmıştım diye anlattım sana... Benim bildiğim bu kadar. O çiçekçi senin kadar bilgili olamaz, belki de attı kafadan.

    By Blogger Oya Kayacan, at 25 Aralık 2006 09:12  

  • Oya Hanım,
    Ben bir püf noktası sormak istiyorum. İrmik tatlısı istesi bir arkadaşım...Yazınızı okuyunca acaba şekerleri eritip karamelleştirsem sonra irmikleri ekleyip pişirsem nasıl olur diye düşünmeye başladım. Ancak daha once karamelleşen şekerlere sıcak su eklemiştim, şekerler taşlaşmıştı. Şimdi biraz çekiniyorum...Nasıl yapsam acaba? Siz ne kadar beklediniz şekerin erimesini? Sütü kaynatmak mı lazım yoksa ılık mı olsun?
    Bir de yapınca iki kat irmik tatlısı arasına iri çekilmiş fındık ve sütle yumuşatılmış acıbadem kurabiyesi koyacagim.
    Sevgiler,
    Özge

    By Blogger Ozge, at 28 Aralık 2006 15:07  

  • Merhaba ellerinize sağlık.
    Ben 13 aralıkta ki yazınıza ilişkin bir şey soracaktım. Bu proğram kelimesi bizde bir ara tartışma yarattı sözlüğe baktık ve program olduğunu görünce konuyu kapattık. Ben yıllarca proğram olarak kullandığım için biraz tuhaf olmuştum. Şimdi doğrusu nedir?

    By Anonymous Adsız, at 28 Aralık 2006 16:06  

  • Özge yaaa, sen gel karameli yap, sütü yavaş yavaş kat, sonra da kavurduğun irmiğe yavaş yavaş karamelli sütü dök. İrmiği süte atarsan lapalaşır gibime geliyor. Ben karamele ılık süt katıyorum. Ama nasıl katarsan kat çok azar azar ve sürekli karıştırarak kat. Şeker yine de donarsa, süt ısındıkça çözülüp eriyor merak etme. Durmadan karıştır. Haydi yap bakalım şu acıbademli irmiğini. İyi fikir ama ağır bir tatlı olacak.
    ----------
    İlkay'cığım, G'ler ancak kelime sonunda olunca konuşurken yumuşatıyoruz. Dermatolog gibi, dermatoloğuma gittim diyoruz mesela. Yazarken yumuşak g ile yazmıyoruz ama. Yazan yok mu, o da var! Blogum derken de ağıza çok kaba geliyorsa yumuşatılıyor konuşurken. Yazarken değil. Proğram tabii ki yanlış. TDK maalesef birbirleriyle çelişkili dört imla kılavuzu ile başbaşa bıraktı bizleri ama program her yerde program.

    By Blogger Oya Kayacan, at 29 Aralık 2006 10:07  

Yorum Gönder

<< Home