Kedili Mutfaklar

Pazar, Mayıs 04, 2008

Fener çorbası


Balıkçının gözleri parladı. Benimkilerden biri değildi, ne bilsin. Ne Salacak sahilinden Oya Abla’sıydım, ne de Beylerbeyi Meydanı’ndan yılların dostu.

“Hanımefendiler, bayanlar almazlar bunları,” dedi. “Kadın olmanın gözünü seveyim,” dedim adama. Nispetiye Migros balıkçısı şaşkın.

“Derileri ayır şu tarafa, kargaya martıya... Kemik kafa kılçık falan da şöyle dursun, çorbaya yani çorbaya.” Migros Nispetiye balıkçısı daha da şaşkın.

Aldığım bir fener balığı. İstakoza en yakın ettir fener, diri ve lezzetli. Suratsız bir balık olmasından mıdır nedir, kimse yanaşmazdı eskiden, satılmazdı pek balıkçılarda. Uyanık lokantacıların doğulu müşteriyi kazıklama yöntemlerindendi fener eti. Yaptıkları şu, deniz bilir müşteri istakoz ısmarlar. Garson getirir, kabuğunu örselemeden ayarlar servisi. Kabuk geri gider, içine fener balığı doldurulur, istakoz rengini alsın diye az daha haşlanır ve doğulu müşteriye gider. Bacakları yok istakozun ne beis. Adamlar gövdeyi tanımıyor ki, ayaklarından ne anlasın.

Eve gelir gelmez, damda bulduğum üç küçük martı keyifle kapıştılar deri ve yumuşak dokularını benim fenerin. Kafaydı kemikti bu sabah kaynattım. Havuç patates soğan üçlüsü, biber tanecikleri, defne yaprağı, sarmısak ve tuz yetti haşlama faslında. Uzunca haşlayın, köpüklerini ala ala. Süzün bir diğer tencereye tel süzgeçten. Kemiklerin üzerinde kalmış etleriyle bir miktar da patates havuç falan geçirmeyi unutmayın yeni tencereye.

Bızzzzzt, köpük köpük köpürecek çorbamız. Çat bir yumurta içine, limon suyu ve de, bıııızzzzzt elimizde; çırpıyoruz bir yandan. Kapattık altını, doğradık bolca maydanozu, çektik taze karabiberi...

Ben domatesli balık çorbası sevmem. Sevdiğim beyazıdır, şu yaptığım gibisidir, yumurtalısıdır. Bazıları un meyaneler içine, bence patates ve havucun verdiği yoğunluk yetiyor.

Dışarıda incecikten yağmur, içimizde sıcacık ürpertiler. Pazar kahvaltısını beyaz şarapla sürdürsek mi? Kahvaltıya cila, fener çorba çeksek mi?

Bayılacaksınız.

“Hanımefendiler, bayanlar uğraşmazlar bu işlerle,” dediydi Nispetiye Migros balıkçısı.

Kadın olun kadın.

15 Comments:

  • Oyacan Kardeş,
    O da ne filan oldum yani :)
    Çok lezzetlidir ona eminim dee..
    Yapımı epey uğraşmalı..
    Ben de o senin bahsettiğin tembellerdenim demek ki..
    minesi

    By Anonymous Adsız, at 4 Mayıs 2008 15:37  

  • Değerli Oya Can yemek yapmak maharet işidir şüphesiz de sizde fazlasıyla olduğu ortadadır. Artı paylaşım olmalıdır yapılanların anlamlanması için. bu da bizim Oya canımızda var. Dolayısıyla Oya can iyi bir lezzetçidir. Martılara kedişlere ve kaybettiklerimizin hatırasına saygıyla

    By Anonymous hakanturken, at 4 Mayıs 2008 16:44  

  • Lakerdasi,cirozu,corbasi,
    Baskadir bogazin hanimlari.
    Yosun kokusu,Iskele babalarina vuran dalgalarin hisirtisi.
    Bostandan gelirdi yesilin alasi
    herkezin vardi bir balikcisi.
    Rahmetli Mansur agbi hazirlardi lakerdayi oda bir baska olurdu.
    Belki onu Oya can'da tanir.Beylerbey'inin eski balikcisi.Keske yazini Pazartesi okusaydim.Pazardan geldi bogazin
    özlemi.
    Sevgilerle.

    By Blogger ERDIL, at 4 Mayıs 2008 18:04  

  • Oya abla,
    Annem bize yapardi fener baligi biz lup lup atardik ama bir gun tezgahta baligi gorene kadar :) Gercekten cok lezzetli bir balik ama senin su istakoz hikayen epey iyiymis :)

    By Blogger ycurl, at 4 Mayıs 2008 19:50  

  • Sevgili Oya,
    karadenizlilerde den,z kültürü hamsiyle sınırlıdır, o nedenle de istakoz filan asla ısmarlamam ama öğrenmiş oldum sayende :)))

    By Blogger Boncukçu, at 5 Mayıs 2008 12:38  

  • Oya Hanim;
    Hic yemek secmem.Yapilan, emek verilen her yemegi yerim. Eger damak zevkime hitap ediyorsa tabiki.
    Ama hic balik corbasi yemedim ben bu yasima kadar. Tadi nasil bilmiyorum.Sizin degisik tariflerinizle benim daha hic yemedigim bir suru sey cikacak gibi gozukuyor.
    Elinize saglik, afiyet olsun...

    By Blogger Ebruli, at 5 Mayıs 2008 17:09  

  • Sevgili Annoyam,
    bayıldım çorbana,adını duymuşluğum vardır ama hiç tatmadım...
    biz burada yeni yeni balığı çokça tüketmeye başladık...
    güneyde bilirsiniz et daha revaçta.
    Gülriz Sururinin yemek tarifleri kitabında okumuştum fener balığı çorbasını...
    pratik güzel tarifleri vardı,hele bir balık tarifi vardı ki anlatamam,
    ama benden başka yiyen olmadı evde...
    ben de ..... hoşaftan ne anlar deyip,tüketmiştim sadece limon ve tuzla çiğ yapılan balığı...
    ellerine sağlık ve kocaman öperim yanaklarınızdan...

    By Blogger beyaz gelincik, at 6 Mayıs 2008 08:40  

  • Mine'si, hiç uğraştırmaz inan. Mercimek çorbası yapmaktan daha zor değil. Senin tembel olmadığın da bence malum. Haydi bakalım...
    ----------
    Sevgili Hakan Kardeşim, mutfak keyiflerimi anlatmazsam, yaşanmışlardan küçücük detaylar vermezsem olmuyor. Maharet mi bilmem ama bolca sevgi var mutfağımda. Bir de benim "kainat" dediğim aile efradım var ya, uçandan kaçandan oluşan. Hep birlikte toksak eğer, değme keyfimize. Sevgiyle.
    ----------
    Erdil Bey'ciğim, şu balıklı şeyleri anlattığımda birileri hep dert olur içime. Doğrusu siz de onlardan birisiniz. Balıkçı Mansur'u bilemedim. Benimkilere sorayım bakalım, anlatsınlar, hatırlarım belki.
    ----------
    Curly'ciğim seni de korkuttuydu demek o Frankeştayn sıratlı balık! Zaten son on yıldır filan, balıkçılar temizleyip tabaklayarak hazır satıyorlar feneri daha çok. Belki çocuklar ürkmesin diyedir ;~} Ben dersen çirkin haliyle görürsem alırım, yazıda anlattığım malum nedenlerden.
    ----------
    Ah Boncukçu, hamsinin ansiklopedisini yazdınız siz Karadeniz'de. Biz de bilsek keşke onca hamsi yemeği yapmayı. Amma merak ederim doğrusu, neden başka balıklara yüz vermediğinizi! Balıklar değişik kokulardadır mesela. Hamsi ağır kokulu bir balık. Şu kemiklerinden çorba yaptığım fener dersem hemen hemen beyaz et lezzetinde. Diyeceğim, balık çeşitleri lezzetten lezzete uçurur insanı. Denemekte fayda var.
    ----------
    Ebru'cuğum Ankara balıkçıları İstanbul'a taş çıkarır hale geldiler duyduğum kadar, çeşit itibariyle. Ancak hiç biri deniz adamı değil. Bizimkiler balığını temizleyip yıkayana kadar iki de tarif yapar atarlar pakete senin için. Neyse, bence ondan bundan benden tariflerle balık çorbalalarını al mutfağına. Seveceksiniz.
    ----------
    Gülriz Hanım eline diline pek muhabbetlidir yemek konusunda. Yaratıcı ve lezzet ustasıdır. Dilara'cığım, hele de sizler gibi et ağırlıklı yöre mutfaklarına alışık damakların yenilikleri kolay kabullenemediği aşikar. Sen de gözünü çıkarmışsın yani, tuzlu limonlu çiğ balık ve Adana'da bir ev sofrası. Düşünemiyorum!!!
    ----------
    Herkese sevgiler...

    By Blogger Oya Kayacan, at 6 Mayıs 2008 10:01  

  • Oya' cım bir zamanlar biz İstanbul' da yaşarken mevsiminde balık halinden hamsiyi kasayla alırdık. İki ev bölüşüp, yıkar ayıklar kimini hamsi kuşu, kimini ızgaralık, kimini tavalık diye dondurucuya sararken kimi de limon ve sızmaya uzanıverirdi yumuşacık. Bak imrendim şimdi hamsilere, zamanı da geçti üstelik.

    Bu arada fener balığı burada pek bol. Gelsen diyorum, öğretsen bana nasıl pişer hı? ;-)

    Aklıma gelmişken herkesin Hıdrellezi kutlu olsun. Dilekler gerçek olsun.

    By Blogger Çiğdem, at 6 Mayıs 2008 14:16  

  • Çiğdem'ciğim şu adres
    http://kedilimutfaklar.blogspot.com/search?q=hamsi
    bende olan hamsi tarifleri. Turşusunu pek severim. Her sene denerim işte kafama göre bir çeşidini. Ne güzel fenerinizin bol olması. Kavurması başta, her çeşidi olur yani gelmeme gerek var mı ;~}

    By Blogger Oya Kayacan, at 6 Mayıs 2008 14:58  

  • Oyacan, corban bana yine eski günleri cagrıstırdı. 17 yıl önce neredeyse bu mevsimde esimle balayı gezisinin son duragı olarak Izmir'e gelmis ve kordonda sık ve meshur bir yerde balık corbası icmistik. Tadı pek güzeldi, amma, hesap kısmında öyle bir kazıklanmıstık ki, bogazımıza dizilivermisti, yeni ve kendi cabasıyla ev bark kuracak iki genc olarak. O günden beri cok ulasılamaz bir sey gibi uzak durmusumdur balık corbasından.Sayende deneyecegim mutlaka, fener balıgını bulur bulmaz. Bir de gecen gün televizyonda ıstakozun pisirilisini izledim de, ben mi yanlıs gördüm, canlı canlı kımıldıyordu be Oyacıgım. Kabus gibi geldi bana, canlı canlı ızgarada kavrulma fikri, onu da hic denememistim ama bu görüntüden sonra asla sanırım. Yanlısım varsa düzeltirsen sevinirim. Öptüm cok...

    By Blogger dgül, at 6 Mayıs 2008 17:53  

  • Fener bahane... kandırırım da gelirsin belki demiştim. Babakale' de kalamar, Akçay' da levrek, Ayvalık' da papalina ve deniz kestanesi, Foça' da envai çeşit... İğdeler, zeytinler, mandalinalar aynı anda açtı. Hava da mis.. ev de müsait, kedi de bol...

    Hadi Oya' cım ya... :)

    By Blogger Çiğdem, at 6 Mayıs 2008 18:46  

  • Demet canım, hesaba yüksek bedeller yükleyip, çerden çöpten bedavaya getirilen bir çorbadır balık çorbası. Kırlangıç ve beyaz etli bütün balıklar idealdir bu çorba için. Bütün haşlayıp suyunu çorbaya etini de ayrı, mesela mayonezle servis edebilirsin. Etinden ayrı yararlanıp, fener kavurmada olduğu gibi, kemikleriyle de benim yaptığımı yapabilirsin.
    İstakoz meselesi ne yazık ki yürekler acısı... Canlı olması önemli pişirmeye başlarken. Yok ölmüş olursa eğer eti boşalmış oluyormuş, ne demekse? Cozzzz diye kaynar suya atıyorsun :~{ Tabii her canlının bir başka canlıya yemek olmak yolunda ölümü kadar acıklı bu da. Balık tutulurken görmek de aynı duygu benim için. Bakamam ama alıp yerim. İnsanlık vicdan tanımıyor. Hani o bazı hayvanat bahçelerinde vardır. Sana kafes ardında bir aynada kendini gösterip, "en vahşi hayvan sensin," der. Aynen. Orman kanunu da aynı değil mi? Yaşamak için öldürmek zorundasın. İnsan biraz daha gelişmiş bir mahluk olduğundan, doymaktan öte gırtlak zevki için de öldürüyor. Hepsi bu.
    ----------
    Çiğdeeeeem, ben de şimdi İsmet Baba'dan geliyorum; sonra da Kadir'de kahvelerimizi içtik...

    By Blogger Oya Kayacan, at 6 Mayıs 2008 23:56  

  • Fener balığı olurda yanında beyaz şarap olmazmı.hemde bardagıda sogutacaksın,şarabıda soguk soguk dökeceksin.Offf bee Oyahn sefanız olsun.Afiyet olsun.

    By Blogger Cafe Nino, at 7 Mayıs 2008 11:20  

  • Afiyet olsun Oya' cım,

    Söylemesi ayıp ben de şimdi bizim Türkmen köyünden geliyorum hıdrellez sefasından. Sabah kahvaltısında oğlak eti, yanında sarma ve rakı, arkadan hoşmerim... Peşinden mezarlıkta şenlik...

    Mezarlıkta şenlik diyince çoğumuzun tüyleri diken diken olur ama Türkmenlerde mezarlık ziyareti ağıt yakma değil, çoluk çocuk ölülerle birlikte güzel zaman geçirme vesilesi.

    1972 ye kadar oğlakları da orada kesip sabahtan akşama kadar piknik yaparlarmış. 1972 yılında hıdrellez kutlanmamış. Ondan sonra da 6 yerine 7 mayısta mezarlığa gitmeye başlamışlar ve mezarlıkta bir daha oğlak kesilmemiş.

    Sahi ne olmuştu 6 mayıs 1972 de?

    By Blogger Çiğdem, at 7 Mayıs 2008 12:06  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home