Kedili Mutfaklar

Pazar, Eylül 25, 2005

Pazarola Oya'nııım...

(Soldan sağa, Eren, Oya, Mine www.mineflora.com , Candan, Ceylan ve Fatma)

Candan o şirin beldeden zor da olsa kopup geldiğinde, biz de burada “yeter ki gel bize senede iki kere, bekleriz yolunu aylar boyunca,” halimizle koşup kendisini görmeye gittiğimizde, işte şeklen böyle oluyoruz. Bu sefer Tijen’imiz yok karemizde, e n’apalım onun şarkı tercihleri değişti, “Urfa Mardin’e bakar emmioğlu, ah leylim vah leylim beyoğlu” havaları çalıyor. Bana inanmıyorsanız, bakınız derhal bloguna, www.mutfaktazen.blogspot.com ...

Bu Pazar da her Pazar gibi uyanılmadı, nedense. Çocuklar yok yanımda. Zıp diye kalktım hemen, keyfen yatakta dönüp durmaları boşverip. Cancan sabah sabah aynen böyle bakıyordu bana. Tamam tamam, geceden dargın yattık ama bunu sabaha taşımanın ne manası var canımın içi? Söz bir daha gece vakti fırçalamam seni. Gündüzün suyu mu çıktı? Gıdının altında azıcık karışıklık vardı diye yaptım, tamam mı?

Şimdi barışırız bilirim. Nasıl nasıl? İki tanecik köy yumurtam var, a la coque yani rafadan olacaklar. Taa Cide’den, cidden gıtgıtgıt diyen tavuklardan gelmişler, henüz iki günlükler. Onları ben daha çıt çıt kırmaya başladığımda, “Ben nereden ne yalayacağım,” diye bitecek yanımda, işte öyle öyle...

Yedik üçümüz de, Kimsecik, Cancan ve Oya iki yumurtamızdan payımıza düşenleri. Gazetelere sadece göz atıldı ve Oya’nın kendisi de az sonra sokağa atıldı, Üsküdar’a gideriken de yağmur falan almadı. Karanlıktı hava, bekledim şimdi alır diye ama almadı işte; vapurda da bir güneş pir güneş. Boş durmadım halat, palamar, çıma/çımacı meselesinde aydınlandım sonunda. Çıma palamarın veya halatın ucu, çımacı da iskelede duran adam. Palamar halatın bir incesi. (Benim de bir kıyı kaptanı dalgam vardır, İzmir’den alınmış. Çüş derler yani adama hem kaptan hem de palamarın ucu neee diye soruyor çocuğa...) Aman ha, vapurdan halat/palamar atan adama sakın ola çımacı denmiyor, onlar gemici üstelik de hepsi kaptan oluyoooor’larmış! Memlekette vasıflı işçiden geçilmiyor yani. Son zamanlarda milletin iş müracaatları da hep böyle geri dönüyor zaten, “Bize az fazla gelirsiniz!”

Derken Ortaköy House Cafe, zannedersiniz ki bedava bir şeyler dağıtılıyor bu cafeden, öylesine izdiham; kalıyoruz kapalı kapılar arkasında duvara karşı ama olsun bizde sohbet tatlı. Yedik içtik hoş geçtik. Kalktık, daha dışarı adımımızı atmamızla yağmur başladı.

Sonra bi ıslaniim, bi ıslaniiim. Öööle ıslak ıslak Beşiktaş’a geliim. Kitapçılarda oyalaniim. Yılmaz Şekerleme’den (Mumcu Bakkal Sokak No. 4) her zamanki gibi yassı kadayıf, lohusa şekeri ve kossss aliiim. Evde de çayıma lohusa şekeri atıp oturiiiim. Ennfessss, sıcacık, oy karanfilli karanfilli karanfilli bi çay... Bi ısıniiim, bi ısıniiim.

3 Comments:

  • Oya'cim,
    Çok duygulandim valla..
    Guzel bir gundu degil mi?
    Allahtan tekrarini dileyelim ...
    Mine

    By Blogger mine, at 1 Ekim 2005 12:31  

  • ayyy özlemisim sizi vallahi!
    resmi görünce anladim. görmeden önce anlamak için adam olmak gerekiyor, ben artik adam da degilim, kadin da, öyle orta yerde bir sahsiyet. ben kimim ki??

    By Blogger Mutfakta Zen, at 1 Ekim 2005 21:51  

  • Arif Keskiner'in (Çiçek Arif / Çiçek Bar)kulakları çınlasın, "Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?"

    Şimdi o üç yaşlı kadına gülüyorum Mine'cim, Allah'tan tekrarını dileyelim deyince. Kör topaldılar ama buluşmuşlardı işte, üstelik yılın çok popüler mekanlarından birinde.

    Biz de seni çok aradık Tijen'cim. Hele Ümit de olsaydı... Kimlik sorgulamana karışamam buralardan! Kim kim ki?

    By Blogger Oya Kayacan, at 2 Ekim 2005 00:20  

Yorum Gönder

<< Home