Kedili Mutfaklar

Cumartesi, Eylül 24, 2005

Sarımsaklasak da mı...


Nasıl söyleyeceğimi ancak ne söyleyeceğime göre ayarlayabiliyorum. Dilin müzikalitesinden yanayım ya... Öldür allah “Sarmısaklasak da mı saklasak,” diyemem mesela. “Sarımsaklasak da mı saklasak,” o mahûr bestenin güftesi gibi çıkar oysa ağzımdan. Mahûr da, malûm, bir makamdır; saz semaidir, peşrevdir. Canlıdır, hoppadır, aynen sarmısağın mutfağımdaki hali gibidir. Hani anlatamazsın benim mutfağımdaki sarmısaklara, “Dur bi yaa, bi dur, ola ki yakışmayacaksın bu yemeğe bre kostak...,” diyemezsin.

Ete de bulaşır, süte de. Sütlüde olmaz derseniz eğer, bundan böyle diyemeyeceksiniz. Yapacağınız ilk patates püresine girecek çünkü, patatesler haşlanırken bir baş da sarmısak haşlanacak. Ayıklanacak patates, sarmısak da ayıklanacak, sütle pürelenecek; öyle lezzetli öyle lezzetli olacak ki, herkes bayılacak.

Çoook acı sevenler, süs biberlerini mevsimi olduğu için hemen şimdi alacak; blender’da ceviz, sarmısak, sızma ve tuz ile bızzztlayacak. Bir kavanoza koyulup buzdolabında saklanacak. Böylece evinde bir yıl boyunca acuka macuka gibi şeylerin ihtiyacı hissedilmeyecek.

Türk Dil Kurumu bir yandan sarmısak diyecek, Altın İmla Kılavuzu öbür yandan sarımsakta karar kılacak. Önüne gelen ağzına geleni söyleyecek... Ama kimse bana, “Sarmısak yersem ağzım kokuyor da, sarımsak kokarsam ayıp oluyor da,” falan filan gibi laflar edemeyecek.

Edenler bir laf edecekler ya, bin ah işiteceklerini de bilecekler.

4 Comments:

Yorum Gönder

<< Home