Kedili Mutfaklar

Çarşamba, Temmuz 26, 2006

Whatever USA wants...

Ben bir gemiye binmişim. Pek de bir minikmişim. Taa Beyrut’a gitmişim. Sevinmişim, eğlenmişim...

Bindiğim gemi Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait İskenderun feribotu(ydu). Akdeniz ve Karadeniz’in üçüzüydü. Zamanımın en şık gemi seyahatlerine bu üçüzlerden biriyle çıkılırdı. Sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na hibe edildi. Yüzer hastane olması filan gündeme gelmişti bir ara. Anlaşılan hakkında takipsizlik kararı almışım, boşvermiş arayıp sormamışım bir daha. Taa ki son üç günlük gündemlerime kendini çakana kadar.

Meselem yine anılarım sanki; akşam yemeklerini Sıtkı Kaptan’ın masasında yemek ayrıcalığı... çifte kavrulmuş lokumları zorla ağzına tıktığımız Kaptan’ın takma dişlerinin fırlayışına gülmek... Zengin görünümlü bir kadının pudrasının içine değerli taşlar saklaması ve gümrükte piyastos yakalanmak olması. Çocukça ne kadar olacaksa o kadar çok eğlenmek işte.

Derken Beyrut’un İstanbul’a görece zenginliğini keşfetmek... Chiquita muzlarla ilk karşılaşmam, tatlarına bayılmam ve İstanbul’a taşıdığım hevenk... ilk kez taş bebeğimin olması... annemin bizi yanlarından bile geçirmediği pis pis kokan sokak lahmacuncuları... çok yüksek tavanlı ama mimarisi hakkında tabii ki hiç bir fikrim olmayan şahane bir otelde konaklayışımız.


Hele hele dün akşam arayıp bulduğum şu fotoğrafı uzun süre keyifle seyrettikten sonra tarayıp buraya basmak; işte çocuk ben sağ köşede, çocuk ablam sol üst, güzelim annem Selma yanımda ve de Beyrutlu dostlarımız diyebilmek. Beyrut, Zahle'deyiz, etrafımızdan şırıl şırıl sular akmakta, enfes yemekler yenmekte...

Hemen üstte, annem Selma'dan babam Nuri'ye yazılmış fotoğrafın açıklamalı hali. Jan Kurdi de bu arada, Beyrut'ta uluslararası gazeteler bayii, babacığımın arkadaşı.

-----------

Anıları kesersek acılar başlayacak malûm. Her duyduğumda tüylerimi diken diken eden yerinden yurdundan olmak sözcükleri yine yanyana geldi. Yer ve yurt, nerede olursa olsun insanın yerleştiği, evinin barkının olduğu, ekmek yediği yer yani. O yerden zorla çıkarılmak, kovulmak, atılmak, tahliye edilmek gibi ruh sağlığını doğrudan etkileyen yaptırımlardan biriyle burun burunayız yine.

(Fotoğrafta görülen internetten aldığım, bir tahliye şeklidir.)

Kaç kişi olduğuna bir türlü karar veremedikleri ancak bin üzeri oldukları kesin olan Türk vatandaşı ellerinde birer bavul ve de bomba sesleri eşliğinde Bayrut’tan tahliye edildi. Mersin’de bando ve marşlarla neşe içinde karşılandılar. Şu anda vatan topraklarında olsalar bile eminim haymatlos* duygular içindeler, daha da nice ülkelerin kimbilir kaç vatandaşı.

Günlük gündem ortada. Resmi açıklamalara göre 14. gün, 39’u asker ve Hizbullah militanı geri kalanı sivil olmak üzere toplam 398 ölü, 1596 yaralı ve de 750 bin kişi kendini yollara vurmuş, kaçışıyor...

----------

Yatıp uyku arası CNN, kaç ölü, kaçı çocuk? Kalkıp kahrolsun Bush, Condi the karakoncolos and the Hizbullah and the Hamas. Yetti the İsrail zulmü and whatever the USA wants the USA gets.

Ayrıntılı haberler için... Radikal

* hiç hiç bir ülkenin resmi vatandaşı olmama durumu. uluslararası bir terimdir. (itu sözlük)

Bugün bugün bugün bugün bugün......

Bugün üzerinize afiyet içimde kuru kuru bir sıkılma.

Sabah sabah şu yazının resimlerini Kedili Mutfaklar’ıma girememe hali. Dolayısıyla bu yazıyı da yazmama halim.

Sabah sabah haberleeeer... Değil ateş kes, çağrısı bile yok. Dolayısıyla insani yardım da yok. İsrail sivil halkı ve halka açık yerleri vurmaya devam ediyor. Türkiye Roma Konferansı'na son anda çağırılıyor; konferansta "bir elinde cımbız bir elinde ayna, umurunda mı dünya," meseleleri görüşülüyor.

Derken işten günlük istifa, “Alo Oyasız yapın, kendisi bugün dıt dıt dıt dıt dıt...”

Film seçmece, Kayıp Şehir / Lost City tabii ki; ihmâlden ikmâl durumlarındayım zaten, neredeyse kalkıyor vizyondan. Görmeyenlere lütfen görün tavsiyesi. En azından oyunculuk adına, müzik adına...

Bir de kitap alsam mı; yine mi kardeşim günün konusuna dair, eh bu kadar olur... Ülkesi Olmayan Adam / A Man without a Country. İçinde diyor ki, “Her türlü haberin sonu geldi. Gezegenimizin bağışıklık sistemi insanlardan kurtulmaya çalışıyor. O da ancak böyle yapılır.”

Bu gece biter bu kitap. Zaten yarısı boş 130 sayfa, yazarı Kurt Vonnegut, Galata Yayınları. Mütemmim malûmat (!) http://www.vonnegut.com/

Akşama doğru Selimiye Pazarı.

Size de iyi geceler.

14 Comments:

  • Oya abla,
    senin yazilarini okumayi seviyorum. Burada insanlarin umurunda bile degil. Hele Lubnan'dan getirilen Amerikali vatandaslar uzerine yapilan bir haberde birisi yorum yazmis: Yaz tatili icin aileni savas alani yere goturecegine Disneyland'e goturseydin diye. Iste bu kadar acik ve carpici siradan Amerikalinin duyarsizligi :(

    By Blogger ycurl, at 26 Temmuz 2006 23:15  

  • Oya hanim sizin yazinizi blogumda bir kliple cevaplandirdim darilmazsiniz herhalde.(Ne yazikki saka degil)

    By Blogger Ayn, at 27 Temmuz 2006 00:45  

  • o fotoğrafı nerelerden bulup çıkardın öyle..o ne güzel ve şirin bir fotoğraf öyle...eski fotoğraflara bayılırım. :))
    maalesef gerçekler...gerçekler..gerçekler..

    By Blogger b a v e r, at 27 Temmuz 2006 02:24  

  • oya abla, ne guzel anilariniz olmus. o fotografin sizin icin degeri, anlatilir gibi degildir eminim.

    bu israilliler kendi yasadiklari cehennem azabini baskalarina yasatiyorlar. belki yine felegin carki donecek, hic mi hic bunu dusunmeden...

    By Blogger fethiye, at 27 Temmuz 2006 06:44  

  • Şimdi olası bir misilleme felaketi sonrası bakalım tepki ne olacak?Daha önce senin de yazdığın gibi,'ben yapınca başka,sen yapınca felaket'..Ne günler görezeğiz acaba?

    By Blogger munevver, at 27 Temmuz 2006 09:59  

  • Kıta olmanın verdiği rahatlıktan bu acıklı insanlık hallerine düştüler işte. Tatillerini de Disneyland'de yapsınlar tabii, havadan, karadan, yandan, kenardan her türlü koruma altında, ne kadar doğru yazmış adam... Sen sıradan Amerikalı duyarsızlığı demişsin buna sevgili Curly ama sıradan olmayanları da görüyoruz.

    Harikasınız Erdil Bey, aynen öyle oynuyor adam dünyayla...

    O kadar çok fotoğraf var ki sevgili Baver. Hele annem Selma da, ailenin eski / anı kıymeti bilir evladı olarak kutu kutu eski fotoğraflarını bana devredince tam bir anılar çiftliği oldu burası...

    Fethiye'ciğimin dediği gibi de hepsi birbirinden değerli...

    Savaşın geleceğine dair yorum yapmaktan çok acizim, ancak olan bitene takılıyorum gördüğünüz gibi sevgili Fethiye ve Münevver. Kimbilir, görecek miyiz görmeyecek miyiz veya neler göreceğiz???

    By Blogger Oya Kayacan, at 27 Temmuz 2006 11:17  

  • Ortalıklarda "Daniel'in kehâneti" diye bir söylemler dolaşıyor...
    Condi Kudüs'de yeniden şekillenmeler ve sınırların ters yüz olacağı hakkında fetva verdi... Bu bağlamda bizim sınırlarda değişiyormuş(!) Bu arada bizde değiştik(!) Medya yaz güzellemeleri yapıyor... Ençok konuşulan konumuz Sibel'in tangası; Gülben'in selülitleri... Bizler yaşayan cesetler olmuşuz gibi sanki... Kokuşuyoruz.....

    By Blogger esintiler..., at 27 Temmuz 2006 11:31  

  • İsrail, Lübnan'ı mahvediyor ve Irak'ı mahveden A.B.D. de ona destek veriyor. Şıracının şahidi bozacı misali.
    Bu arada resmin arkasındaki annenize ait el yazısı dikkatimi çekti. Annemin, teyzemin el yazılarına o kadar benziyor ki. Biliyorum eskiden yazı dersi varmış ama şimdiki gibi değil, ciddi anlamda. Herhalde ondan hepsinin yazıları bir örnek.

    By Blogger cenebaz, at 27 Temmuz 2006 14:59  

  • dünya ondan almaya çalıştıklarımızı üzerimize kusarken aldığı keyfi kim resmedip el yazılarıyla süsleyecek

    By Blogger bencilkirpi, at 27 Temmuz 2006 15:39  

  • Evet Şirin'ciğim, ve de bırakıyoruz dolaşsınlar. Kehanet fal misali, inanana da çıkmaz inanmayana da. Çıkması da çıkacağı var olduğundandır! Uyarlama yapalım, "Kehanete inanma, kehanetsiz de kalma, yoksa yayın evlerinin kazancı azalır."

    Kantarın topuzu kaçtı Çenebaz. İsrail fazla oldu. Hele de Amerika, Lübnan'a yardım gönderemeyeceğine neden olarak Irak ve Afganistan'da çok meşgul olduğunu göstermez mi?

    Bu işi yine dünyaya bırakalım mı Kirpi'cim. Kanıtlarını sonsuza taşıyacak kadar beceriklidir o.

    By Blogger Oya Kayacan, at 27 Temmuz 2006 20:07  

  • Ne ugruna butun bunlar? Cevabi biliyorum da ayni soruyu tekrar tekrar sormaktan da alikoyamiyorum kendimi. Kafam basiyor ama vicdanima anlatamiyorum bir turlu boyle bir zihniyeti.

    By Blogger YesilErik, at 27 Temmuz 2006 22:33  

  • Ne de güzel yazmışsın. Belgesel izler gibi okudum.

    O sahnelerin bir yerlerde yaşanıyor olması çok üzücü, yakında bizim de o sahneleri yaşıyor olabileceğimiz gerçeği ise çok korkutucu.

    By Blogger Aslicin, at 28 Temmuz 2006 09:25  

  • Sevgili Yeşilerik, kafalarla vicdanların ayrıldığı yerdeyiz, haklısın. Ve de evet korkuyoruz Aslı'cığım. Ortadoğu'nun eceli geldi.

    By Blogger Oya Kayacan, at 28 Temmuz 2006 10:15  

  • bjk nin saygıdeğer "çarşı" grubunu toplayıp meydana en hoş küfürlerini en amerikanca müziklerle bezeyip israile yollamak isterdim..bi nevi sanat bizimkisi
    ya da ağlayamamak bu hale

    By Blogger passive, at 3 Ağustos 2006 01:45  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home