Kedili Mutfaklar

Pazar, Temmuz 08, 2007

Organik midir nedir?



Pembesi var, kırmızısı var, çekirdeklisi çekirdeksizi var... En önemlisi tadı var, kokusu var. Şeker gibi. Domateslerime övgü bunlar.

Hıyarım boylu boslu, kıtır kıtır, dikenleri üstünde, tadını tarife uygun sözcüklerim yok.

Dolmalık biberlerim, uzun yıllardır sevmediğim dolmalık biber tadını bana unutturup, hayatımda yeni bir dolmalık biber safhası açacak kadar çıtır ve lezzetli.

Kabaklarım, dolmalık biberlerle pişip enfes bir zeytinyağlı olduklarında, parmaklarımı yememek ne mümkündü aman.

Kocaman bir piyaz doğranmış beyaz soğan, bir baş taze sarmısak, bir arnavut kırmızı, içine balkonumda yetişen maydanozlarımı soktuğum bir Ceylan domatesi, sızması ve deniz tuzu. Böyle pişti o güzelim kabaklarla dolmalık biberler.

Salata da ne salata ama. Bülbül gibi anlatabilirim size, içine kattıklarımın nereden geldiklerini. Ceylan bahçesinden domates ve hıyar, Şirince dağlarından kuru kekik, özel yetiştirdiğim oregano*, Minesi'nin fesleğeninden taze yapraklar, Edremit'ten Çiğdem'in üç beş şişe doldurabildiği en özel sızması... Nereye gittikleri zaten malûmunuz!

Çok çok domateslerimi salatadan başka ne yapsam? Domates kokusu alamayacağım kötü günler için saklasam mı? Bızzzzt, biraz fesleğen ve tuzla... Kavanozlara birer arnavut, kimine biberiye, kimine defne yaprağı; bunlar da taptaze dalından, hemen mutfak penceremin önünden. Azıcık Hemera, Körfez, Edremit sızması, üst kapatmaya.

Derin dondurucuya atıverdim, dursun beklesinler orada. İki parmak aşağıda kalsın dondurucuda bekleyecek kavanozlarınızın içine koyduklarınız, genleşince patlatmasınlar kavanozları diye.

Ne güzelmiş değil mi bildik şeyler yemek. Yediklerimizin hiç değilse bilinçli olarak ilaçlanmadığının farkında olmak.

Hep isterim ki sebzeler ve meyveler satışa sunulurken bir nevi nüfus kağıdı taşısınlar. Nerede üretilmiş, yetişmesinde hangi ilaçlama usulleri kullanılmış, hasat zamanı neymiş; hatta daha da ileri gidip sorumlu ziraat mühendisinin adını bile bilmek ister canım.

Mümkün mü?

Hallerden pazarlara ve manavlara inen mallar üreticilerden toptancılar vasıtasıyla geldiğine göre, evet. Zincir marketlerin mevsim sözleşmeleri ile bahçe/tarla/hasat satınaldıklarını düşünürsek yine evet. Kabzımallık denen mesleğin, adamın adını vergi rekortmenleri ** arasına sokacak kadar getirisi olduğunu düşünürsek bir evet daha.

O getirinin soldan çok uzak sıfırlarda kalacak kadar götürüsü ile organize edilebilecek bir iş bu bahsettiğim.

Bir de ne idüğü belirsizliklerden oluşan organik fırtınası. Kim dikmiş, kim toplamış, nerden gelmiş belirsiz yığınlar, organik etiket kazığıyla satışta. Boş toprak bulan yetiştirdiği her ürüne organik diyor. Tabaklanıp streçlenmiş mallarda derseniz kazık üçe beşe katlanıyor, satılanlar böylece daha da organikleşiyor sanki.
http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1423.html Oysa uzun uzun bir kanunu var bu işin, 2004 yılından bu yana geçerli olması gereken.

Organik dendiğinde, bence biraz alay konusu olduğunu anladınız. Öyle ya bilmeyince... Yazmıyorlar ki nereden ve nasıl bileceğim?

Hal böyleyken, kendimce makul ölçüde organiklerlerden müthiş keyif aldığımı inkar edemem doğrusu. Eş dostun bahçesinde yetişmiş, ilaçlanmadığı aşikar her meyve ve sebzeyi kendimce organik kabulleniyorum. Aynı ölçüyü Cumartesi Feriköy, küçük organikçiler pazarımız için de saklı tutuyorum. Kuzguncuk'ta bahçesinden incirini toplayıp getiren adam için de. Olduğu kadarıyla, emeğe ve iyi niyete saygı göstermek gerekiyor. Tohumunu, toprağını, suyunu filan sormuyorum artık.

Bunlar dışında satınaldıklarım derseniz, üzerinde "hormonsuz" ve "organik" yazmayanlar!

* İri yapraklı çalı gibi bir dağ kekiği cinsi
** Kim olduğunu anlamadıysanız, hem anlayın hem de eğlenin








































21 Comments:

  • Sn.Oya kardesim önce ellerine saglik.Sonrasi organik hormonlu yilan hikayesi.Kanunlar cikarilir icerikliginin ne oldugunu kanun yapicisi bile bilmez.AB kalkmis bir kanun koymus.Almis oldugun gida maddelerinin nasil nerede ne sartlarla yetistirildigi hakkinda bilgi,etiket ha ha ha onada gülünür yazsa ne olur.Adam kalkmis bir norm koymus efem su büyüklükde rengi bu cekirdegi su icinde tasidigi kimyevi miktar falan filan.Be kardesim bu sekilde bir gida maddesini yetistirebilmen icin genleriyle oynamalisin e sonrasi onun adi bio mu oluyor.
    Yukardan gelen rahmet hava kirliligi ile topragin degerleri.
    Gecenlerde 99 cente kilosu domates aldim.Salkim salkim dalinda aroma,lezzet sahaser bir harika.Sanki bir domatesi almislar
    fotokopi makinasina atmislarda binlerce kopyalamislar sanki.
    Bir kitap okumusdum yillar oldu adi Insan harasi.
    Kusura bakma kardesim yorumu kendi kafamda kodliyarak aktardim.Yoksa o kadar doluyumki.Ben carsiya ciktigim zaman carpik curpuk yetismisini.Karpuz alirken yuh be sece sece kabak karpuzu secmisim demeyi.Iki günde tüketemezsem bozulan meyveyi sebzeyi ariyorum.
    Eskiden bu konuda uzmanlar vardi;pazara ciktigi zaman secme konusunda simdi ona ihtiyac bile kalmadi.Simdi normlar var.
    Saygilarla.

    By Blogger ERDIL, at 9 Temmuz 2007 13:27  

  • Söyleneceklerin bir kısmını da siz söylediniz işte. Ben de, "Sonumuz hayır değil," demekle yetineyim artık.

    By Blogger Oya Kayacan, at 9 Temmuz 2007 14:24  

  • sevgili oya ne güzel hazırlamışsınnnn.ellerine sağlık . tatları muhakkak nefistir.Oh şimdide midedeler.Afiyetleeeeeeee...sevgiler...neriman

    By Blogger daimamutfak, at 9 Temmuz 2007 14:28  

  • Oya' cım Ocak ayına kadar sabır. Hoşuna gidecek sürprizlerimiz olacak.

    Organik tarım ve ekolojik tarım konusundaki mevzuata bakarsanız zaten yetiştirebilmek neredeyse imkansız. Bunun yanında o maliyetlerle pazara götürüp satmak da pek mümkün değil. Kuşkum odur ki rengi şekli bozuk ne kadar ürün varsa "organik" diye yutturuluyor. Zamanında fındıkta bire bir tanık olmuştum.

    Doğru zamanda doğru ilaç ve gübre neyse ama ne yazık ki tarımla uğraşan insanımız hem tembel hem kolaycı. Ürünü toprağı mahvetmek bahasına günü kurtarıyor.

    Çare... :-) buralarda yaşamak. Küçücük bir toprak parçası koca bir aileyi bütün yıl besleyebiliyor. Şimdi ekiyorum, topluyorum, donduruyorum, konserveliyorum, pişiriyorum. Afiyet de oluyor.

    Bir de dostlar gelir ise tadından yenmiyor :-)

    By Blogger Çiğdem, at 9 Temmuz 2007 16:45  

  • Oya abla,
    Oncelikle gecikmis bir dogumgunun kutlu olsun dileklerimi ileteyim. Organik konusu ise hala biraz acik gelmiyor bana. Ozellikle Amerika'da olayi abartmis durumdalar. Baslarda aldigim elmanin bir ay bozulmayip buzdolabinda kaliyor olmasina anlam verememistim. Halbuki benim bildigim taze meyve ve sebze bir iki hafta icinde tuketilmeli. Ama bu organik olayi da biraz cigrindan cikmis durumda. Meyvenin sebzenin disinda sut ve et urunlerinin de organik olani tercih edilmeli.

    By Blogger ycurl, at 9 Temmuz 2007 17:00  

  • Merhaba sevgili Oya hanım,
    Seralarda salatalıkların üzerinde beyaz beyaz ilaç damlaları görüp de tüyleri ürperen ve marketlerdeki organik etiketlerine hiç güvenemeyenlerdenim. Bu yüzden bir hayali gerçekleştirmek üzere, kendimce bir başlangıç yaptım
    ve iki yıldır balkonda evladiyelik pembe ve siyah tohumlardan kendi domatesimi yetiştiriyorum (Mine hanımın koyun gübresi ve kaynağını bildiğimiz sağlıklı tohumlarla. Elbette miktar olarak derde derman olmuyor. Yine de öyle zevkli bir uğraş ki... Miktarı artırabilmek ve daha sağlıklı ürün yetiştirebilmek için hayalim balkon tecrübemi bahçemize aktarmak. Şimdilik zaten kentten çok uzak ve temiz olan toprağı sadece koyun gübresiyle gübreliyoruz ki niteliği bozulmasın. Sonra da inşallah ver elini dostlar sofrasına konacak mis kokulu domatesler.
    Sevgilerimle.

    By Anonymous nicomedian, at 9 Temmuz 2007 19:27  

  • Sevgili Neriman, o salata ve kabak yemeği var ya, inan bana kral sofrası gibi geldi. Allah hepimizin ağız tadını korusun, saklasın. Bence en büyük zenginlik insanın afiyette olup ağız tadına varabilmesi.
    ----------
    Çiğdem'ciğim, pazarların kaldıramayacağı fiyatları marketlerde pek de güzel geçiriyorlar insanlara. Süper/hiper marketlerin pazar yerlerinden tek farkı az daha yüksek gelir gruplarına hitabetmeleri, müşteri yoğunluklarıyla pazarlara fark atarlar üstelik. Daha da uyanık ya üstelik bu az daha yüksek gelirliler, hormonsuz ve organik dendi mi atlıyorlar üstüne. Geçen gün anneme kuru kayısı almaya çalışıyorum mesela, annem de takmış kafasını kahverengi olanlar ilaçsızdır, güneşte kurutulur filan diye... O kocaman marketin reyonundaki adam bile güldü vallahi bana.
    Oralarda yaşamayı hiç istemedim ben Çiğdem. Büyük şehir olmazsa ben de olmuyorum. Tek umudum, bir helikopter satınalabildiğim gün zırt pırt bir oralarda bir buralarda olabilmektir (Kahkaha efekti o zırtapoz işaretlerle olmayacak, KAAAAH KAAAAHHHHH kıııııhhhh. Sahi sen daha benim gülmekten ölmek hallerimi tanımıyorsun).
    Ocak ayına ne kaldı ki şunun şurasında, durup duruuuu ben buralarda, bekleyip duruuu.
    ---------
    Beni çok ihmal ettin Curly, nerelerdesin? (Ne sitem ama değil mi) Sizlerin sayesinde doğumgünü keyfimi daha kaybetmedim. Ooooh uzatmalı uzatmalı kutluyorum, ne mutlu bana.
    Bana sorarsan, anlattığım gibi hiç mi hiç güvenmiyorum bu organik işine. Evet yaaa, iki ay dayanan yoğurt da ne oluyor yahu? Hangi mikroptur onu iki ay yaşatan?
    ----------
    Sen de bizim ailedensin sevgili Şefika. Mine'ye güven, gerisini merak etme sen! Şu balkondan bahçeye atlamanda el versek sana diyorum. Eeeee canım kaz gelecek yerden tavuk esirgeyecek değiliz, değil mi ama? Bahçe nerede?

    By Blogger Oya Kayacan, at 9 Temmuz 2007 21:16  

  • Sevgili Oya, en çok da domateslere özendim ben. Nadiren de olsa iyi bir domates alabildiğimde nasıl tüketeceğimi şaşırıyorum:))

    By Blogger bocuruk, at 10 Temmuz 2007 16:30  

  • Oya' cım "pazar" derken kastım tarladan ürünün satıldığı yere ulaşmasıydı. Bu semt pazarı olur, büyük marketler olur, manavlar olur.

    Ülkemizde "bir dönem içinde çalıştığım için çok iyi bildiğim" diğer ülkelerden çok farklı bir düzen var. Çiftçi bulunduğu yerdeki kabzımal ile kölelik ilikisi denebilecek bir düzen ile çalışır çoğunlukla. Kabzımal yıl boyunca bunlara bakar, hastalarını doktora yollar, düğün dernek için borç verir. Tohum mu lazım, gübre mi yoksa ilaç mı parasını verir. Hasat olur. Söz gelimi domates traktörün arkasına yığılır. Kasa filan zannetme öylece yığılır. Bu arada yarısı telef olur zaten. Kabzımalın önüne gelir. Kabzımal şöyle bir bakar. 1 ton der. Traktörde 2 ton mal vardır ama işe yarar bir tondur. Çiftçi çaresiz malı döker. Parayı elinde görmeden borcunu öder. Üzerine üç beş kuruş kalırsa da o gece pavyona gider. Yarın baştan borçlanmaya başlar. Bu düzenin bir adı var ama hadi karhane diyelim.

    Şimdi kabzımal malı aldı ya boylarına göre ayırır ve kasalar. Gitti mi 1 gün. Yolda geçti 1 gün etti 2 gün. İstanbul halinde en az 1 gün etti 3 gün. Sana gelene kadar o domates en az 4 günlük olur işte. O zaman da organik, yerli, genleri ile oynanmamış domates olur salça.

    O zaman ne yapılır. Gidilir "pazara dayanıklı" genleri ile oynanmış İsrail tohumları alınır. Domates yeşil iken toplanır. Biz de ne tadı var ne tuzu diyerek yeriz. Hormonlu bunlar, suni gübre deriz. Oysa... Neyse çok yazdım. Merak ederseniz onu da sonra anlatırım.

    By Blogger Çiğdem, at 10 Temmuz 2007 17:12  

  • Evet be Bocuruk, bizler de sistemin kölesi olduk! Ne verirlerse, kaça verirlerse yiyoruz! Paramızın karşılığı iyi bir mal olursa da seviniyoruz. İşe bak yahu, sanki biz parayı sokaktan topluyoruz da ne çıkarsa bahtımıza olacak kadar rahat harcamalıyız... Çiğdem'ciğim de sisteme dair bildiklerini anlatıyor. Zaten derdimiz bu bozuk düzen değil mi Çiğdem? Sen şimdi 'arkası yarın' olarak devamını da anlat bize, olur mu? Fazla bilgi kimseye zarar vermez. Böyle konular açılıyor, bilgiler genişliyor ve bizlerin de gözü açılıyor 8~]

    By Blogger Oya Kayacan, at 10 Temmuz 2007 19:24  

  • Ne olur gelseniz, gelebilseniz, ne çok sevinirim.
    Aslında alan büyük; her arzu edeni davet edebileceğim kadar (orayı ortak üretime açmak bile aklımdan geçmedi değil) ama yer uzak ta Ağva'da. Yani bilmem, arabasız bana uzak geliyor işte...

    By Blogger nicomedian, at 10 Temmuz 2007 22:16  

  • Ne kadar incesin Şefika. Toprağını paylaşmak istemen ne hoş. Doğrusu anladığım iş değil geniş alanda ziraat! Ben saksılarımda yetiştirdiklerim için bile durmadan Mine'simi soru yağmuruna tutuyorum. Ama eli yeşillerdenim, toprağa odun sürsem filizlenir. Yapabileceğimizi düşünelim senin orada, seneye ekeriz belki domates hıyar hiç olmazsa. Mine'si uzaktan kumandalı nasıl olur bu iş? Veya sana gelir getirebilecek bir çözüm bulunabilir Şefika'cığım. Boş toprak canımı sıkıyor doğrusu. Toprak doğurmak için...

    By Blogger Oya Kayacan, at 11 Temmuz 2007 10:11  

  • Peki Oya' cım o zaman devam.

    Şimdi hormon neye lazım? Zamansız üretim için lazım. İstersen örneği insandan verelim. İnsan vücudu yumurta üretmeye paydos diyince bebek sahibi olamaz değil mi? O zaman ne yaparlar? Hormon vererek yumurtlamayı sağlarlar. Kısırlık tedavilerinde de bu yöntem uygulanır.

    Kışın, örneğin domates ve patlıcan yemek isterseniz sera koşullarında çiçeklenen bitkiler polen üretemezler. Üretseler bile rüzgar vs olmadığı için bu polenler uçuşamaz ve döllenemezler. O zaman gelsin arı, gelsin hormon.

    Doğru üretimde hormon çiçeğe yapılır. Eli yüzü düzgün üreticiler hormonu enjektörlere doldurur ve her bir çiçeğe tek tek, damla damla uygular. Ama daha önce dedim ya bizde tarım ile uğraşan insan genellikle cahil, tembel ve kolaycıdır. Onun için takar arkasına pompayı ve meyve çiçek demeden başlar pompalamaya. Hormon meyvenin derisinden de içeriye geçebildiğinden dev boyutlarda ya da şekilsiz ürünler çıkar ortaya. İşte hormonlu dediğiniz sebze budur.

    Nefaset ise ayrı bir olay. O daha çok genlerle oynanmış olmasından ileri gelir. Kök hastalıklarına dayanıklı olsun diye yaban gülü geni, kabuğu kalın olsun diye başka bir gen, meyve sert ve dayanıklı olsun diye bambaşka bir gen katılınca domates niyetine domatesten başka her şey olan bir şey yersiniz. Hoş domatesin orijinali küçük yumurta biçiminde sarı bir meyvedir aslında. Kırmızı yuvarlak ve büyük oluşunu da genlere borçluyuz yani.

    Bundan daha elim ve vahim olanı hayvancılıkta kullanılan hormonlar ama yazı çok uzar.

    Sıkılmadıysanız hala işin bir de nakliye boyutu var.

    Elalem bu işi kooperatiflerle çözmüş. Kooperatifler her bölgede frigorifik kamyonlarla ürünü soğuk hava depolarına taşıyorlar. Oradan yine frigorifik trenlerle ihtiyaç duyulan bölgelere naklediyorlar. Ürün daha tarlada kasalandığı için ziyan olmuyor. Soğuk zincir kırılmadığı için de bozulmuyor.

    Biz ise günü kurtarıp duruyoruz. Ne doğru dürüst koooperatifimiz var, ne de demiryolu ağımız. Çok zengin bir tarım ülkesi olduğumuz için de üretimin yarısını atıyoruz.

    İşte durumumuz budur. Çiğdem bu duruma kudurur da kudurur.

    Sabır için teşekkürler, herkese çok selam ve sevgiler.

    By Blogger Çiğdem, at 11 Temmuz 2007 16:54  

  • Çiğdem'ciğim ağzına sağlık, pek güzel anlattın bozuk düzenin işleyişini. Yazımın içinde kısacık bir satırla belirttiğim, kabzımalların hepsi cebe giden karlarının bir miktarını ayırıp, zincirin işleyişine ayırmaları gerektiğiydi zaten. Bir de esas ağırlık verdiğim, işin ne yediğimi bilmiyorum ama kazık yediğimi biliyorum tarafı.
    Düzen böylesine kokarken günü de kurtarmış sayılmayız tabii. Bahçesinde, tarlasında A'dan Z'ye işin hamallığını yapan insanlar açken, kabzımallar tiyatro! Sen kudurursun, ben kudururum.

    By Blogger Oya Kayacan, at 12 Temmuz 2007 09:39  

  • Sevgili Oyacan ,ve de Sefika Hn.
    İsterseniz seneye size hediye sebze fidesi veririm tabiii...
    Sadece Samandıra'dan ayrılamadığım için Ağva'ya gelmem zor..Ama burası sizin dostlar...Yani dükkan senin ağbiii...şeklinde...
    Başımızla beraber kardeşler...
    Karpuzdan tutun da bütün sebzelerinizin fidesi benden HEDİYE..tAMAM?

    By Anonymous Adsız, at 12 Temmuz 2007 10:14  

  • Annoyacim, annen hakli, kayisilari rengi bozulmasin diye sulphur katip kurutuyorlar, sari rengini korumasi bu yuzden, kahverengi olanlar dogal ve katkisiz kurutulanlar, dukkan sahibi gulerek bilgisizligini aciga vurmus. Burada rahatiz, tum organik urunler certified oldugu icin icimiz rahat alip yiyoruz, Turkiye'ye gelince de 1 ay boyunca bu konuyu dusunmemeye cabaliyorum. Iyiki dogdun ve varsin,
    kal saglicakla, Esin

    By Blogger Esdener, at 12 Temmuz 2007 16:21  

  • Sevgili Mine hanım,
    Yüce gönlünüzü stevia'ımızla birlikte verdiğiniz menekselerle anıyoruz zaten.
    Teşekkür ederim, inşallah Ağva'ya yerleşebilirsek kapınızı aşındırırız zaten.
    Çiğdem hanım, bu konudaki bilgi açlığım nedeniyle yazdıklarınızı ilgiyle okudum. Yepyeni bilgiler edindim. Teşekkürlerimle.
    Oya hanımcığım, bu konuyu açtınız benim de çenem düştü biraz. Kısa tutmaya çalışarak yazacağım yine de. Boş toprak benim de canımı sıkıyor. Bu yüzden meyve fidanları ektik üç yıl önce bir bölümüne. Durum şimdilik fena değil. Tarım konusundaki cehaletimizi de biraz biraz gidermeye çalışıyoruz. Bilenlerden sorup öğrenerek. Sağolsun Mine hanım ve Erdil bey. Dostlara davetim ise her zaman geçerli elbette.
    Dostlukla.

    By Anonymous Nicomedian-Şefika, at 13 Temmuz 2007 00:39  

  • Mine'si ve sevgili Şefika arasında duracak değilim ya, hele bir iş ekmeye varsın bakalım, ben de elim ayağım yettiğince emirlerinize amadeyim efendim. Meyve ağaçlarını ekmekle de ne güzel etmişsiniz, sizler oralara yerleşene kadar onlar da kocaman olurlar.
    ----------
    Esin'ciğim bizde sertifika filan hakgetire. Pek az markada, ambalajlı ve annelerinin nikahı fiyatına sertifika işaretleri var ama.
    Adamcağıza sorum, "Güneşte kuruyan kayısı bu kadar yumuşak olur mu?" idi. Adam da, "Size öyle geliyor, bunlar güneşte filan kurumuyorlar," diye gülmüştü. Renk üstüne konuşmuyorduk yani.
    Hep birlikte, nice yaşlara inşallah. Sevgiler...

    By Blogger Oya Kayacan, at 13 Temmuz 2007 12:03  

  • Sevgili Şefika,

    İşte sana bir kaç link;

    http://www.milliyet.com.tr/2005/03/31/business/bus05.html

    http://www.ekolay.net/saglik/haber.asp?Pid=640&HaberId=46358

    http://forum.donanimhaber.com/m_3610134/tm.htm

    http://www.milliyet.com.tr/1999/05/28/t/yazar/kalkan.html

    http://www.agaclar.net/forum/archive/index.php/t-1483.html

    http://64.233.183.104/search?q=cache:gG1HoOVZhzcJ:www.aib.gov.tr/html/srkyonlen.asp%3Flnk%3D../proje/sebzelerdehormon.pdf+Sebze,+meyve,+genetik,+hormon&hl=tr&ct=clnk&cd=19&gl=tr

    "Sebze, meyve, genetik, hormon" diye Google' da yapılan üstünkörü bir aramanın sonucu. Bunu "Sebze, meyve, genetik, zirai ilaç" olarak değiştirince bambaşka yazılar okuyacaksın.

    Asıl tehlike de orada zaten.

    Sevgiler

    By Blogger Çiğdem, at 13 Temmuz 2007 14:36  

  • Sevgili Çiğdem, yarın Pazar, kucağımda Kimsecik ve Cancan bu linklerle ben de haşır neşir olacağım. Senin yakın dostluğun, uzaklardan da olsa çok hoş.

    By Blogger Oya Kayacan, at 14 Temmuz 2007 22:10  

  • Sevgili Çiğdem hanım,
    Linkler için çok teşekkürler. Hepsi tek tek okunacak elbette.

    Sevgilerimle.

    By Anonymous nicomedian, at 15 Temmuz 2007 15:19  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home