Kedili Mutfaklar

Salı, Kasım 17, 2009

Levrek sefası & kestane tatlısı, Kedili Mutfaklar fayrap

Esas levrek kağıtta


Mutfak fayrap çalışıyor. Fayrap İngilizce fire up deyiminden gelir. Ateşli, hararetli, hareketli anlamında kullanılır. Babam Nuri bu lafı pek severdi. Ona göre soba fayrap yanar, adam fayrap içer, matbaa fayrap çalışır, köpek fayrap havlardı.

Mutfağını seven beri gelsin, deniz levreği bulmuşum yine, boylu poslu esas levreklerden, ki içim fayrap. İki fileto çıkarttırmışım ve tabii ki 'kafası kılçığı benim' hikayesini bıkmadan usanmadan anlatmışım balıkçıya. "Kaç kişi doyar o attıklarından," demişim önce. Adam bana yeni, "Nesinden?" demiş yanılıp. Soruya soru, "Nerelisin?" olmuş. Orta Anadolu'danmış, hadi belirtmeyelim tam mevki itibarile, balıkçı Anadolu'nun orta yerinden!

Yardımcı levrek parçaları çorbaya


Öyle olunca tabii ki benim 'çöpten çorbam' sil baştan hikay'ediliyor ayaküstü; "Baş ve kılçık kaynasın. Kaynarken içine bir soğan bir patates bir de havuç atılsın ve de defnesi biberiyesi kekiği taze katılsın. Tuzu da levreğin kendi gibi denizden çıkma olsa iyi olur. Tane tane biberleri olsun içindeee içindeeee, sarmısak dişlerinin can alıcı lezzeti deee oooy ooyyyy...

"Ben bunu hep yazıyorum da,..." diyorum adama, "blogumu okuyanlar alıştılar yani yapıyorlardır..." Tamam, balıkçıya dırdır yerine geçiyor benim bu hoş sohbetim ama olsun, yanımda sıra bekleyeduran çift merakla dinliyor ve kadın olanı soruyor heyecanla! "Nasıl dediniz tarifini bayan?" Kendilerine öncelikle bayan yerine kullanabilecekleri kelime örneklerini sıralayıp Kedili Mutfaklar'ın adresini veriyorum. Bin pişman tabii kadın sorduğuna da soracağına da, balıkçıyla bakışakalıyor.

Çarşıdaki pazar mutfağa uymadı, dolayısıyla çorbamda küçük farklılıklar yaratıyorum. Evde havuç yok mesela, yoksa koyamıyorum tabii kılçıklı kafa suyuna. Diğer tencerede bir parçacık tereyağı ve sızmada az un çevirirken tel şehriye atıyorum içine, değişiklik işte. Kavrulan şehriyeli unla aça aça karıştırıyorum balıklı suyu. Misss kokuyor. Kafasıydı kılçığıydı tel süzgeçte kalmıştı ya patates soğan ve sarmısak dişleriyle. Balık parçacıklarını servis anında çorbaya katmak üzere bir kaseye ayıklayıp, ıvırkıvırı da süzgeçten geçirip akıtıyorum tencereme. Tam sofraya oturulurken limon&yumurta terbiyesi de vuruluyor, kıyılmış az maydanozla.

Kastamonu kestanesinden tatlı yapılıyor bir yandan



Mini mini kestaneciklerdi. Tavada kebap yapıp keyifle yedik Annem Selma'yla yarısını. Kalanı haşlasam da mı yesek? Birer tutam tuz ve şekerle haşlanır kestane, yapalım bakalım. Ayıklayıp bızzzztlayalım mı bızttlayalım az pudra şekeri ve kalite kakao koyarak içine istediğim kadar. Krem şantisi de bıztttlansın. Az önce bızzztlananlara bir miktar da şanti karışıp yine bızzzztlansın.

Mutfak fayrap dedik ya


Burayı ben annatiiim mi? Annoya'm ve Ninem Selma mutfakta yemek yemeye bayılıyorlar. Annoya'm küçük mutfak masası ile ocak arasında oturup bir eliyle tavayı sallarken diğeriyle yemek yiyor mesela. Bu duruşum onun sandalyesine çıkmışkenki halim. Bir insem şuradan, çorbasını içecek oturup ve tavadaki kağıtta balıklara sahip çıkacak bir yandan.

Filetoları zarf içine koyar gibi paketledi yağlı kağıda. Tavanın dibine sızma ve iki kaşık su koydu. Üstünü de sıkıca folyolanıp büyük ateşli ocağa oturttu. Bunu yapmazsa kağıt kararır hatta yanabilir ve ağzımıza parça parça kağıt yanıkları gelebilirmiş.

Kağıtta Annoya levreği budur


Domatesi, sivri biberi, limonu... Kırt kırt çekilmiş karabiberi ve denizin tuzuyla levreğin eriştiği lezzet tarifsiz. Kayık tabaklarda yenir ve kağıtta levrek budur işte, dedirtir.


Tamam bu son koklayışım, ben aşşaa iniyorum. Annoya'm küçük tabağıma kılçıktan ayırdığı lezzetli parçaçıklardan koydu. Gidip yiyelim bari.

Benimkiler de tatlıya geçecekler birazdan.

Farkında olmadan çok mu yediler acaba?

Ninem kestane tabağına bakıp, "Şiştim ben ama," dedi.

Annoya'm önce rakısını tazeledi, "Kestanemi az soora yerim," dedi.

Bu kılçık meselesi de burada THE END yani.

29 Comments:

  • haha cok guldum cok! Affiyet olsun deniz levreginiz baligi ziyan edenlere bende cok kiziyorum ustelikde yokolma tehlkesiyle karsi karsiya pahali bir paliktan bahsediyoruz! Afiyet olsun keske bende o balikcida olsaydim:)

    By Blogger beste, at 17 Kasım 2009 14:06  

  • offf off gözlerimi alamıyorum balıktan,hele kestane tatlısı.. o ne güzellik öyle narlı karlı! kimin aklına gelir bu tatlı ya kimin aklına gelir annoyadan başka:)
    yine döktürmüşsünüz annoya,elinize fikrinize sağlık..

    şimdide cancana selam vermeden geçmek olmaz:)bıyıklarını yerim senin pala bıyıklı baykuşum ya bakışa bak:))

    By Blogger allımorlu, at 17 Kasım 2009 16:00  

  • Orada olsan daha çok gülerdin eminim Beste'ciğim. Zaten bu baayan lafını duyduğum yerde ben aniden çok komik oluyorum :(
    ----------
    Sevgili Allımorlu, alelâde bir iştir o tatlı. Az değişik versiyonlarıyla aile mutfaklarımızda her zaman yapılmıştır. Kestaneseverlere tavsiye ederim.
    Cancan da sana selam ediyor. "Sen Annoya'mın yaptığı lezzetlerden yap da ye, benim bıyıklarımı filan rahat bırak ;)" diyor.

    By Blogger Oya Kayacan, at 18 Kasım 2009 09:02  

  • Ellerine saglik kardesim.
    Sevgiler, saygilar.

    By Blogger ERDIL, at 18 Kasım 2009 18:15  

  • bayan lafının nesi komik anlayamadım açıkçası.
    tanımadığınız birine nasıl hitap ediyorsunuz siz.
    bayan yerine söylenecekleri sıraladım demişsiniz ama blogda göremedik önerilerinizi.

    By Anonymous Adsız, at 19 Kasım 2009 12:15  

  • merhaba;
    ben pek pilav yapamıyorum da şöyle güzel bir pilav tarifi vermeniz mümkün mü?
    ayrıntılı ve püf noktalarıyla.
    daha yeni başladım yemek yapmaya pilav lapa gibi oldu.

    ne kadar pirince ne kadar su konur bir de tam bilmiyorum ama ıslatmayla kavurma yaptığın zaman ölçüler farklı oluyormuş yani herkes kafasına göre bir tarif verdi benim kafamsa iyice karıştı.
    konacak su sıcak mı olacak soğuk mu vs böyle detaylarıyla bir tarif istiyorum.

    By Anonymous Adsız, at 19 Kasım 2009 12:48  

  • Sağolun Erdil Bey, bilirsiniz ki balık yaparken sizi düşünmeden edemem ;) Hanımefendiye ve size saygılar, sevgiler.
    ----------
    Bay ve Bayan Türkçemizde azınlıklar için kullanılırdı. Meselâ zarf üzerine Bay ve Bayan (Mr. And Mrs. anlamında) Moiz Lagaluga, Türke gidiyorsa Sayın Ahmet Falanfilan ve Eşi yazılırdı. Sadece azınlık yurttaşlarımız kadınlara bayan diye hitabederler ki, o da arkadan isim eklemek suretiyle olur; Madam Despina mesela. Yoksa olur olmaz 'bayan' diye bir hitap şekli yoktur, 'bay' diye de da olmadığı gibi. 1960 sonrasında büyük şehirlere göçlerin hızlanmasıyla önce varoş/gecekondu dili olarak benimsenmiş, gittikçe de maalesef yayılmıştır. Türkçeyi iyi kullananların bu sözcüğü duyduğunda tüyleri diken diken olur. Türkçemizde yerine göre kullanılmak üzere çok keyifli sözcükler vardır; kadın, hanım, hanımefendi, avrat, gaco, bacı, karı,… İyilikler, sevgiler...
    ----------
    Pilav zor iş. Her cins pirinç ve pirincin taze veya beklemiş olması ölçüleri değiştiriyor. Gel istersen garanti pilav yapalım! Mevsimin Baldo pirincinden bir ölçü, üzerine tuz serperek kaynar suya bas ve su soğuyana kadar bırak. Tereyağı kullan, ne kadar yağlı yiyorsanız o kadar, bir kaşık bana fazla bile mesela. Tereyağını kısık ateşte erit, seviyorsanız içine bir avuç tel şehriye at ve kavur. İyice yıkanıp durulanmış pirinci ekle, pirinçler cam gibi olana kadar çevir, karıştır. Birbuçuk bardak su veya et/tavuk suyu ekle. (Koyduysan bir parmak da şehriye için) Yarım kesme şeker at, iki üç damla limon damlat. Taze çekilmiş karabiber çok yakışır. Bir sivri biber de çok güzel lezzet verir. Pirinçlerin üstü göz göz olana kadar hızlı ateşte, bir iki dakika da kısık ateşte kalsın ve altını kapat. Kağıt havlu veya mutfak beziyle sıkıca ört. Beş dakika sonra aç ve karıştır. Tel tel dökülmesi gerekir. Sevgiler...

    By Blogger Oya Kayacan, at 19 Kasım 2009 15:50  

  • Oyacım yine muhteşemsin. Babam asla atmaz kafa ve kılçıkları. Senin çorbana benzer bir çorba yapar.Kestaneli tatlı ise beni benden aldı, yutkuna yutkunaokudum. Kesinkes yapıcam. Sevgi ve afiyetle...

    By Blogger laleninbahcesi.blogspot.com, at 19 Kasım 2009 16:44  

  • Lale'ciğim, babaya hürmetler ederim, ağzının tadını biliyor. Kestane tatlısı kışlık favori tatlım. Bir mini tavsiye, hani buralara yakın olduğundan... Kuzguncuk İcadiye'de İnebolu kestanesi bulacaksın. Meşhurdur bilirsin. Küçük bir dükkan hani, doğal Karadeniz ürünleri satıyor. Sevgiler, afiyetle...

    By Blogger Oya Kayacan, at 20 Kasım 2009 08:42  

  • Oyacan'cım,
    Ben o Levrek paketine kuru soğan da koyuyordum..Meğer gerek yokmuş..
    Teşekkürler kardeş...
    Minesi

    By Anonymous Adsız, at 20 Kasım 2009 09:31  

  • Mine'si, soğan ve levrek çok yakışır yanyana ama o zaman fırında, bol domates, biber falan yapılır. Biraz da ağırdır laf aramızda. Balık pilakileri haricinde soğanlı balık yapmak pek tercihim değil. Yanında mis gibi yerim ama maydanozlu soğan piyazını ya da kırmızı soğanları kıtır kıtır.

    By Blogger Oya Kayacan, at 20 Kasım 2009 09:49  

  • Oh levrek. Bulabilsek ve yesek :) Ben hic balik corbasi yemedim. Zaten burada Turkiye'de gibi balikci da yok. Buna benzer en yakin balikci Cin Marketi icinde yoksa digerlerinde baliklar temizlenmis fileto seklinde :) Yalniz ben merak ettim kagitta yaparken firina atmadin galiba yani tavanin icine koyup ocaga koyuyorsun. Uzerine de kapagini mi kapatiyorsun? Klasik soganli, domatesli, biberli olarak firina attim ama hic ocak uzerinde dusunmemistim. Bir de simdi farkettim levrek seabass mis :) Eh ben bunu bilirim simdi.

    By Blogger ycurl, at 21 Kasım 2009 15:51  

  • Curly'ciğim, balık çorbasını tarif ettiğim esasları gözönüne alarak balık etinden de yapabilirsin tabii ki. Çin marketi balıkçısından çorbaya en uygun balığı istesen veya... Benim israrla kafa kılçıktan et ve su alarak yapmam,kadınlara, "atmayın, kullanılır ve çok da lezzetli olur," diyebilmek için.
    Ocak üstünde kağıtta balık yapmak çok kolay. Kuvvetli ateşte on dakikada oluveriyor. Üstüne sıkıca folyo kapatıyorum. Ara sıra da sallayıp ateşin dağılmasını sağlıyorum.
    Yanaklarından öperim.

    By Blogger Oya Kayacan, at 22 Kasım 2009 12:09  

  • yemeklerinizde çok güzel mutfaktaki yardımcı şefinizde(kediniz)Benden 10 puan çok güzel:)))

    By Blogger bayan-pati, at 22 Kasım 2009 15:33  

  • Sağol Pati Hanım, bayılırız yüksek puanlara benim yamak ve ben. Yardımcı şef lafını duyunca da pek sevindik doğrusu ;)

    By Blogger Oya Kayacan, at 23 Kasım 2009 10:35  

  • merhabalar annoyam

    fırında balıkta kafama takılan şeyin ne olduğunu pat diye gösterdin bu arada çok teşekkür ederim... soğan!!!!
    o ağır koku ve tat yüzünden büyük balıkları limonda bekletip tane karabiberlerle sürüyordum fırına...

    annoyam istanbulda durum ne bilmiyorum ama buralarda mevsim palamut mevsimi sonbaharda misler gibi kayık güveçte fırında defneyle...

    hatta geçen filetosunu marine ettim 4 gün dolapta olsunlar diye gözlerinin içine baktım e madem dolaba bu kadar gidip geliyorum yanınada senden öğrendiğim ailecek bayıldığımız bamya carpaccio yaptım
    bi kadehte sana kaldırdık...

    izmirden sevgiler

    By Blogger piano piano bacaksiz, at 23 Kasım 2009 14:45  

  • Palamut, en sevdiğim kılçıklı balıklardan sevgili Bacaksız. Herkes güler bana ama lüferden üstün tutarım. E-postanı da okudum. Ne sevinçli şey benim için mutfak keyfimi dağıtmak bir bilsen. Her kadehinizin bir kenarında dururum sessizce ben de, böyle mutlu edince sen beni.

    By Blogger Oya Kayacan, at 24 Kasım 2009 11:21  

  • türkçeyi çok iyi kullanan kişiler tanıyorum bay/bayan kelimelerini kendileri de kullanıyor hatta televizyonlarda ana haber bültenlenlerinde dizilerde vs her yerde bu şekilde kullanılıyor. sanırım siz feyza hepçilingilerin türkçe günlüklerini takip ediyorsunz.
    aksine birisi bana pazarda, avrat, bacı veya karı dese daha garibime gider.
    bence bayan lafında hiç de gülünecek bir şey yok zamana uymuş türkçe'ye uyarlanmış bir kelime türkçenin içinde erimiş ve herkesin alışık olduğu benimsediği bir kelime haline gelmiş.

    türkçe konuşmak tabii ki güzel ama hiç kimse de tahmin ediyorum siz de akmerkeze ya da kanyona istinye parka vs. mağazaya girip de ben bir iskarpin istiyorum demiyor (eski istanbulluların çok kullandığı bir kelimedir) ben ayakkabı bakıyorum almak istiyorum falan diyor.
    pazarda biri bana avrat, karı bunun tarifi ne diye bana sorsa açıkçası ben o kişiyle kavga ederim.
    bacı lafından da oldum olası hiç hoşlanmamışımdır. altında hep uygunsuz anlamlar ararım.

    yaşınız itibariyle bazı şeyler size ters gibi gelebilir ama zaman size uymazsa siz zamana uyun.
    türkçe konuşucaz diye uydurulmuş anlamsız kelimeleride hiç sevmiyorum otobüse oturgaçlı götürgeç diye bir şey uydurmuşlar böyle türkçe konuşacağıma türkçe içinde yabancı kelimelerin olduğu bir dil konuşmayı tercih ederim.
    pilav tarifi için ayrıca teşekkürler.



    Türkçemizde yerine göre kullanılmak üzere çok keyifli sözcükler vardır; kadın, hanım, hanımefendi, avrat, gaco, bacı, karı,… İyilikler, sevgiler...

    By Anonymous Adsız, at 25 Kasım 2009 14:50  

  • artı bu kadar türkçe'ye düşkünsünüz neden bıızztlamak gibi manasız hiçbir dilde anlamı olmayan uyduruk bir yazışma yapıyorsunuz onu da anlamış değilim.
    sonra biri bana bayan diyince gülüyorum kelime Türkçe'de şöyle kullanılır böyle kullanılır diye yarım sayfa'da açıklama yazmışsınız.
    kısa bir cevap yazarsanız sevinirim.
    iyi günler.

    By Anonymous Adsız, at 25 Kasım 2009 14:54  

  • 21 Kasım 2009, Mehmet Y. Yılmaz (Hürriyet)

    ‘Baaayanlarla' ilişki meselesi!

    ERGENEKON savcıları, telefonları dinlenen bazı yargı mensupları için Adalet Bakanlığı'nca inceleme başlatılmasını istemiş. Gerekçelerden biri “bayanlarla ilişki kurmak”!

    Bunun nasıl bir disiplin suçu olduğunu bilemiyorum elbette. Eğer bu “ilişki” makamın kötüye kullanılması ile gerçekleşiyorsa durum farklıdır, “özel hayatını istediği gibi yaşamak” ise çok daha farklı.

    Buna karar verebilecek durumda değilim. Ancak bu “bayan” lafını duyunca, tahtaya tebeşirin ters sürtülmesi gibi bir duygu uyanıyor içimde, sinirlenmeme engel olamıyorum!

    “Bayan” kelimesinin “kadın” kelimesinin yerine kullanılmaya başlanması, lümpence bir kibarlaşma çabası aslında.

    Normal olarak bir ismin önünde kullanılması gerekiyor. Mr. ve Mrs. gibi! Ama kısa bir dönem haricinde Bay Mehmet, Bayan Meltem gibi bir hitap tarzı bizde kullanılamadı.

    12 Eylül öncesinde, ismin önündeki “bay” kelimesi TBMM'de “sayın” dememek için kullanıldı. Alpaslan Türkeş çok yapardı bunu: “Bay Ecevit” derdi.

    Değişim önce gecekondulaşmayla birlikte ortaya çıkan minibüsler ile başladı. O zamanlar minibüslerde “muavinler” olurdu ve onlar kadınlara “baayan” diye ilk “a”yı uzatarak hitap ederlerdi.

    Köylüleşme o boyutlara vardı ki şimdi artık haber bültenlerinden tutun da, savcı iddianamelerine kadar her yerde “bayan”, “kadın” sözcüğünün yerine kullanılıyor.

    “Kadın”ın yerini “bayan”a terk edişinde esas rolü toplumsal bilinçaltımızın oynadığını düşünüyorum.

    Çünkü “kadın”ı esas olarak “ikinci sınıf” bir tür olarak kabul ediyoruz ve insan cinsinin dişisinden söz ederken “bayan” demenin kibarlık olduğunu zannediyoruz. Yüz yüze hitaplarda “bey” karşıtı olarak “hanım”ı kullanıyoruz ama kimliği belirsiz bir kadından söz ederken, “erkek” karşılığında tercih edilen kelime “bayan” oluyor.

    Okumuş yazmış insanların ağzına ise hiç yakışmıyor, bir kez daha söylemiş ve “uyarı” görevimi yerine getirmiş olayım!

    By Blogger Oya Kayacan, at 25 Kasım 2009 20:10  

  • Canım benim, hem aptalsın, hem de çok konuşuyorsun. Pilavını yedin mi afiyetle? Sana yeter de artar bile. Sen şimdi sevgili Mehmet Yılmaz'ın benden 4 gün sonra Hürriyet'te yazdığı yazıyı da okumuşsundur. Hadi hadiiiiii, bızzzztttttttttla da ense tıraşını görelim ;)

    By Blogger Oya Kayacan, at 25 Kasım 2009 20:18  

  • sen çok saygısız bir insancıksın.ben sana adam gibi yazı yazdım ama adam olmadığın için anlayamadın.
    ben hürriyet gazetesi okumuyorum bu yorum kısmına kopyaladığın yazıyı bile okumadım vakit kaybı olarak görüyorum.satılık medyayı satılık insanlar okur kim gibi sence örnek vermeye gerek var mı?
    kendini çok akıllı zannediyorsun ama benim gözümde ihtiyar bir bunaktan başka bir şey değilsin bundan sonra.
    ense tıraşını görelim tarzı argo sözcükler de senin gibilerine yakışır ancak yazdığın cevapla olduğun seviyeyi belli etmişsin insan ne kadar okursa okusun bazı konumlar ne yazık ki baki kalıyor.
    sen bu bloğu boşa yazıyorsun senin için vakit kaybı olarak görüyorum ziyan insansın.
    kendini çok akıllı zannedip insanları aşağıla hakkını sana kim veriyor.
    benim sana yazdığım yazı bir hakaret mi içeriyor sana insansın diye soru sordum?
    ben hürriyet okumadım ama demek ki senin bloğun hürriyetten okunuyor senin açıklamanı çalıp köşe yazısı haline mi getirmişler.
    ha ha güleyim de boşa gitmesin bari.
    zavallı.

    By Anonymous Adsız, at 26 Kasım 2009 00:32  

  • pilavı da denemedim kokuşmuş yemek tariflerini sen kendin dene hepsi yağ içinde yüzüyor artı senin yemeklerinde yenmez çünkü tabakların bardakların içinde mutfağın tezgahın üstünde her yere kediyi çıkartmışsın kedi tüyü kedi pisliği hiçde hijyenik değil o pisliğin içinde de ancak sen yemek yersin.
    artı hangi mantıkla yazdığım yazıyla aydın doğan medyasının bir gazeteciğinin bir köşeceğinde yazan yazıyı bağdaştırdınız anlayamadım.
    yorumların yayınlanmayacak ama düşüncelerimi bilin istedim.
    yaşlı olduğunuz için ben yinede saygısızlık etmeyeyim size iyi bayramlar.

    By Anonymous Adsız, at 26 Kasım 2009 00:37  

  • Pilavını yedin mi afiyetle? Sana yeter de artar bile.
    bu cevap hangi mantıkla yazıldı acaba sana yeter de artar bile. çok komik acınası bir hal eleştiriye bu kadar tahammülsüzsen neden blog yazıyorsun herkes seni pohpohlamak zorunda mı?
    benden 4 gün sonra Hürriyet'te yazdığı yazıyı da okumuşsundur.
    her zaman internete girmiyorum vakit bulabildiğim de giriyorum senin gibi emekli veya yaşlı boş boş vakit geçiren biri değilim programım çok yoğun ama sen o kadar boş bir insansın ki hangi bloğa girsem kendini göstermek için pohpohlanmak için yorum bırakıyorsun.
    herhalde eski artistlik günlerin aklına geldi tanınma arzusu gerçek dünyada gelmeyen şöhret sanal dünyada da gelmez ne yazık ki.

    By Anonymous Adsız, at 26 Kasım 2009 00:48  

  • Hızını kesmediyse daha sallayabilirsin. Salla salla... Salladıkça dağılır, gizlendiğin bok çukurunun kokusunu daha iyi alırsın.

    By Blogger Oya Kayacan, at 26 Kasım 2009 08:29  

  • bazı insanlar vardır fazla tanımazsınız ama tanıdıkça o kişi sizin gözünüzde devleşir farklı bir yeri olur o kişi tanıdıktan sonraki ve önceki haliniz hayatınıza kattığınız renk açısından farklı olur.
    bazı insanlar vardır onları tanırsınız ama hiç de hayal ettiğiniz gibi bir kültüre görgüye bilgiye ve birikime sahip değildir. o kişiyi tanıdıkça sizin gözünüzde küçüldükçe küçülür hayal kırıklığı yaratır. yüzüne bir maske takmış her konuda fikri olan ama hiç bir konuda derinlemesine bilgi sahibi olmayan ordan burdan duyduğu kulaktan dolma yalap şap şeyleri kendi fikirleri gibi ortaya döken tanıdıkça hayal kırıklığı yaratmaya devam eden insan tipleri de vardır.
    en son yazdığınız cevapla siz ikinci kategoriye giriyorsunuz.
    saygısız, seviyesiz, kenar mahalle ağzıyla yazılmış bir cevap hatta cevap bile denmez.
    kendi görgün, kültürün, bilgin, yeteneğin bu kadar.
    camı ne kadar parlatırsan parlat elmas elde edemezsin aynı senin gibi neysen o olarak kalırsın ne daha azı ne daha fazlası.

    gizlendiğin bok çukurunun kokusunu daha iyi alırsın.
    cevabı aslında tam da sana yakışır kenar mahalle ağzıyla yazılmış hani sulukule çingeneleri kendi aralarında kavga ederler ya tam da o tarz senin bu verdiğin cevap hiç bir elle tutulur tarafı yok.
    yazıklar olsun sana.
    herkes kendi kültürünü, zerafetini, asaletini, görgüsünü, ailesinden, evinden, işinden, okuduğu okuldan aldığı eğitimi terbiyeyi gösteriyor aslında.
    ikimizin yazdıkları alt alta okunduğunda aramızdaki bariz fark ortaya çıkacaktır.
    neyse son mesajım yayınlanmaz ama düşüncelerimi bil istedim.

    emin çölaşan'dan beri hürriyet gazetesi okumuyorum yazdığım şeyleri de o gazeteye dayanarak yazmadım kendi fikrimdi nerden kapıldın bu fikre nasıl bu kadar önyargılı olabildin hayret doğrusu.ben feyza hepçilingiler diyorum sen hürriyyetten bilmem kim diyorsun.
    artı vermen gereken cevaplar bu mu olmalıydı yaşlı başlı kadınsın hayat sana bir şeyler katmış olmalı bu kadar sene boşa yaşamadın herhalde bir tecrübe edinmişsindir benim yazdıklarımı ve verdiğin cevabı düşünürsen yanlış yolda olduğunu anlarsın.
    tabii anlayabilirsen.
    tekrar iyi bayramlar.


    ARZU

    By Anonymous Adsız, at 26 Kasım 2009 16:43  

  • Çok yaşa sen, hayatıma hiç tanımadığım renkler katıyorsun. Gel beraber çalışalım, tirajımız artar kız Arzuuu...

    By Blogger Oya Kayacan, at 26 Kasım 2009 18:44  

  • bu "adsız arzu" adlı arkadaşın yorumlarını yeni görüyorum... ne büyük şeref :))

    "herkes kendi kültürünü, zerafetini, asaletini, görgüsünü, ailesinden, evinden, işinden, okuduğu okuldan aldığı eğitimi terbiyeyi gösteriyor aslında.
    ikimizin yazdıkları alt alta okunduğunda aramızdaki bariz fark ortaya çıkacaktır."

    bu nasıl bir cümleler güruhu... ziyanlık...
    insanlar bu hale nasıl geldi, şu avuç içi kadar ekrana hırslarını dökmek, ben bir şeyim diye barım barım bağırmak ARZU'su nedir ? bilemiyorum... gerçekten hepsini okuyamadım bir an sabah programlarını izler gibi oldum :)
    bu insanların internet, telefon hatta posta güvercini filan kullanıp diğer insanlara ulaşması yasaklanmalı. ha arada böyle güleriz ama hep olmaz bizlere yazık .

    sevgiler annoyam

    By Blogger piano piano bacaksiz, at 13 Aralık 2009 02:19  

  • Bacaksız takma kafanı, çürük yumurtaları devşirmeyeceksin;) Öptüm sevgiyle...

    By Blogger Oya Kayacan, at 13 Aralık 2009 11:55  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home