Kedili Mutfaklar

Pazar, Eylül 19, 2010

Eski kerevize yeni lezzet



Söylemesi ayıp değil ya, pek güzel olur zeytinyağlılarım. Ton sur ton ya da degradée, alaca bulacalı zaman zaman ama uyum mükemmel. Renklerin birbirine geçtiği yemekleri sevmiyorum, doğal bulmuyorum ya. Görsellik önde gitmeli, tablo tabloooo yani doyamayacaksın seyre; lezzeti de cabası.

Dünyada ahçı veya şeflerin aşmışlarına, damak tadı ve göz keyfini birleştirebilmişlerine culinary artist, yarattıklarına da culinary art deniyorsa eğer vardır bir bildikleri.



Hiç üzülmeden harcadığım zaman mutfak alışverişi zamanı. Kendimi bildim bileli bu böyle. Alacağım aynı yemekte kullanacağım üç havuçsa eğer, üçünün de boyu ve kalınlığı eşit olmalı.
Pırasalarımı da meselâ mümkün olan en incesinden, işaret parmağım çapında seçmiştim o gün, ki taze soğan yerine kullanayım. Kereviz başlarını dilimleri eşit olacak gibi, aynı büyüklükte.


Elma dilimi doğrandı bu yemeğimin kerevizleri, incecik pırasalarım inceden inceye. Kırmızı etli biberim Çanakkale'den yolculuk yapıp gelmiş taaa bana, o da renk kattı buraya serçe başı şekillerinde.
Zencefil kattım taze taze lezzetiyle..., limonun kabuğunu tırtıkladım koydum, suyunu sıkıp..., sarmısak dişlerini dilimledim. Sızma koydum, bal koydum..., tuzunu biberini ve de suyunu ayarladım.
Culinary artist olacak halimiz yok. Benim diyeceğim herkes kendi mutfağının sanatçısı olmalı.
Baştan savmadan, özene bezene şöyle...
En basit yemeği bile.
Bu da nasıl zeytinyağlı kereviz böyle?

26 Comments:

  • Eminim harika olmuştur. Kerevize bayılırım, çok geç tanıştım ama hastaSI oldum. Hele kokusu, bu nedenle sevmeyene şaşarım. Bizim burada, Antalya'da yani maydanoz yaprağı görünümünde tazesi çıkar az bir süre sonra. Onun bir salatası olur ki anlatılmaz lezzeti. Ne yazık ki bu yıl zor, yakında Ankara yollarında olacağız, taze sebze, meyveye kavuşmak biraz zor olacak.
    Afiyetler olsun...

    By Blogger Leylak Dalı, at 19 Eylül 2010 14:36  

  • Pek maydanoz kadar değilse de (şimdilerde maydanoz yaprakları da avucum kadar ya neyse!)nispeten körpe kereviz yaprakları buluyorum sevgili Leylak Dalı. Sen bana salatasını anlat ne olur, salata gibi doğrayıp yemenin dışında bir özelliği var mı?
    Yine Ankara ha? Hani en güzel yanı İstanbul'a dönmek olan Ankara mı ;))

    By Blogger Oya Kayacan, at 19 Eylül 2010 15:06  

  • Oya hanım, Oğlumun doktora sınavı nedeniyle lojistik destek için gitmek durumundayız. Bu 2 ev hali yoruyor aslında ama el mecbur. Ben Ankara'da doğup büyüdüğüm için özeldir benim için çok severim. Tabii İstanbulla kıyas kabul etmez ama yaşadıkça sever insan Ankara'yı.
    Kereviz salatasına gelince:
    Yaprakları (taze sapları da ekleyebilirsiniz) ince ince doğrayp tuzla biraz ovuyorsunuz acı tadın gitmesi için. Bir kasede birkaç diş dövülmüş sarmısak, sizin sızmadan, limon suyu ve pul biberi çırpıp kerevizlerin üstüne ekliyor ve yarım saat kadar bekletiyorsunuz. Üstüne domates de doğrayabilirsiniz. Seveceğinizi umuyorum ayrıca siz ona başka çeşniler de eklersiniz eminim.
    Sevgiyle kalın...

    By Blogger Leylak Dalı, at 19 Eylül 2010 18:48  

  • Oya Hanımcığım, oldu mu ya?
    Ohh, Eylül geldi, şu hain yazın ardından ne güzel ılık hava filan diye avunurken, siz kış sebzelerine doğru ani bir sıçrama yapmışsınız. Oysa ben o esnada patlıcanı patlatmakla uğraşıyordum.
    :))
    Elinize sağlık, tablo gibi olmuş, harika duruyor.
    :)

    By Blogger EKMEKÇİKIZ, at 19 Eylül 2010 22:10  

  • Oya, renkler yerli yerinde ne güzel!

    Yalnız, kerevizin üzerinde durduğu örtünün güzelliği dikkatimi çekti hemen. Sandikta neler vardır kim bilir? Görmeli eskileri.

    By Blogger munevver, at 20 Eylül 2010 08:53  

  • Çok teşekkür ederim Leylak Dalı. Pek makbule geçti. Artık gözümü kerevizlerden ayırmam, yapraklı mı değil mi, yaprakları genç mi kart mı...;) Olmadı paketli kereviz saplarıyla yaparım, onlar çok yapraklı.
    Söz konusu çocuklar olunca akan sular duruyor hatta tersine tersine bile akıyor. Başarılar dilerim, tamamına ersin inşallah hayırlısıyla...
    ----------
    Oldu valla, bal gibi oldu. Kerevizi çok özlemişim hem de, gidip gelip ağzıma bir dilim kereviz atıyorum ;) Neyse canım sen bana bakma, hava aslında daha patlıcan havası. Ben de patlatıp dondurucuda hapsettim bir miktar, kış rakıları için.

    By Blogger Oya Kayacan, at 20 Eylül 2010 08:59  

  • Yok yok sandıklık değil Münevver'ciğim, mutfaktan bir kurulama bezi. Çok şık ama değil mi, ben de bayılıyorum.

    By Blogger Oya Kayacan, at 20 Eylül 2010 11:09  

  • Oya Hanım, harika bir zeytinyağlı ve muhteşem görüşler, sadece bu yazınız için değil diğer yazılarınız için de geçerli bu dediklerim. Yemeklerinize sevgi kattığınız ve bunları mutlulukla paylaştığınız apaçık, ellerinize sağlık...

    Yalnız küçük bir ricam olarak; sık sık yapılan "aşçı" yerine "ahçı" yazma yalnışına düşmemeniz. Nitekim bizler "aş" yani yemek yapıyoruz.

    Sonsuz teşekkürler, lezzetler.

    By Blogger Osman Güldemir, at 20 Eylül 2010 16:40  

  • Güzel görüşleriniz, sevgi ve saygı dolu sözleriniz için teşekkür ederim Osman Bey. Şimdi gördüm ki işin içindenmişsiniz ;)
    Haklısınız, taşra’da aşevi, aşçı kullanılır. Pek de güzeldir, diyecek bir şey yok. Aş yediğin yer, aş pişiren anlamları yüklü iki güzel kelime. Yeniçeri, askeriye, tekke, saray mutfaklarında da aşçı denmiş malûmunuz.
    Ben İstanbul’da doğup büyüdüm. İstanbul Türkçesi Türkçe’in örnek lehçesidir. Ahçı demem bu yüzden.
    Meydan Larousse’da şöyle diyor: «AHÇI i. Kelimenin aslı ve doğru şekli AŞÇI olmakla birlikte, İstanbul ağzında ve dolayısıyla yazı dilinde AHÇI şekli yaygındır.»
    TDK Türkçe Sözlük'ünde: ahçı bk. aşçı.
    Bu durumda Osman Bey, hoşgörünüze sığınarak ahçı demeyi sürdüreceğim, tıpkı sarmısak dediğim gibi.
    Müsaadenizle bir düzeltme benden size geliyor. Türkçe’de YALNIŞ diye bir sözcük yok, yanlış diyoruz.
    Sağlıklı günler, keyifli lezzetler...

    By Blogger Oya Kayacan, at 20 Eylül 2010 18:52  

  • Teşekkürler ederim. Haklısınız, aceleyle dikkat edememişim.

    Sözlük sıralamanıza o zaman şunları da ekleyelim:

    ahçı: a. bakınız. aşçı. (Güncel Türkçe Sözlük-TDK)
    ahçı: Çoğu zaman yanık yanık ah çeken kimse. (Derleme Sözlüğü-TDK)

    Lezzetler...

    By Blogger Osman Güldemir, at 21 Eylül 2010 14:57  

  • http://turkoloji.cu.edu.tr/ANSIKLOPEDI/tdk.php adresinden alıntı

    "Derleme sözlüğü I-XII, 1963-1981. Türkiye'de halk ağzından söz derleme dergisi'nin yeni derlemelerle genişletilmesi ve geliştirilmesiyle hazırlanmıştır. Sözlük XI. ciltte tamamlanmıştır. XII. cilde ise, ilk on bir cilde girmeyen sözler alınmıştır."

    Halk ağzından derlenen sözcükler, deyimler Türkçe'mizin hazinesidir. Anadolu ağızlarından yapılan derlemelerdir. Ahçı'nın ah eden anlamında kullanılmasında bir sakınca görmüyorum ancak kullanıldığı yerde öyle bir cuk oturmalı ki, tam da o Anadolu ağzında oturduğu yakıştığı gibi.

    Aaaaah ah ki ne ah Osman Bey'ciğim...

    By Blogger Oya Kayacan, at 21 Eylül 2010 17:51  

  • Oleeee renge bak renge. Pazar teygahi mubarek! Afiyetler olsun...

    By Blogger Tijen, at 21 Eylül 2010 20:30  

  • http://handannkaleminden-handan.blogspot.com/2010/09/sardalyaya-balga-aska.html

    By Blogger Handan, at 22 Eylül 2010 11:32  

  • Pazarsever Tizo'cuğum benim ;)
    ----------
    Bildiğimden değil ama ben olsamdan yola çıkarak Handan'cığım. Afiyet olsun.

    By Blogger Oya Kayacan, at 22 Eylül 2010 17:48  

  • aslan oya! yapacağım tuzda balık da bugün rakı keyfinden yetişemedim gitmeye pazara tekrardan

    gelecek çarşambaya

    By Blogger Handan, at 22 Eylül 2010 19:22  

  • http://handannkaleminden-handan.blogspot.com/2010/09/cagrduyurueylem-ne-dersen-de-yap.html

    oyaaa sen deeee

    By Blogger Handan, at 22 Eylül 2010 19:44  

  • Oh ne ala! Ben kerevizi cok severim. Burada o kereviz koku etin kilosundan daha pahali :) Bir kere kereviz salatasi almak icin almistim kasiyer bile bana tuhaf tuhaf bakmisti ne kadar oduyorum bir sebzeye diye ha ha. Ama kreviz sapi yiyor Amerikalilar bizde de o saplar atilir degil mi? :) Neyse ben de etli guvec yaptigim zaman kereviz saplarini koyuyorum guzel oluyor. Kereviz sapi her yerde bulunuyor da koku icin biraz dolasmak gerekiyor :)

    By Blogger ycurl, at 23 Eylül 2010 03:04  

  • Curly'ciğim, neyse ki yavaş yavaş saplarını atmaktan vazgeçmeye başladık biz Türkler ;) Kökler taze olunca tepesinde yapraklı sapları da oluyor. Onları tercih edip almaya bakıyorum, saptı köktü kullanımı için. Uzun uzun yapraklı sapları da her yerde özellikle salatalarda kullanıyorum. Saplar daha pahalı galiba, marketlerde ambalajlı satılıyor, pazarlarda dersen bulunmuyor İstanbul'da. Kerevizsiz olamam ;))

    By Blogger Oya Kayacan, at 23 Eylül 2010 09:51  

  • Oya' cım madem seviyorsun kerevizi ve yapraklı alıyorsun bir de o yaprakları kurutmayı denesene :) Muhteşem oluyor salata soslarında, yemeklerde hele çorbalarda..

    Kerevizle ilgili "sevemedim karagözlüm seni doyuca" şarkısı söylüyorum gerçi ama sapını yaprağını kullanıyorum ben de.

    By Blogger Çiğdem, at 23 Eylül 2010 10:32  

  • Ailede yaprak kurutma görevlileri var Çiğdem'ciğim ;) Annem Selma ve Ablam Hülya'nın Fifi'si sağolsunlar. Renklerini de karartmadan, yemyeşil becerirler bu işi. Ben yine de taze yeşillere daha düşkünüm nedense.

    By Blogger Oya Kayacan, at 23 Eylül 2010 11:49  

  • Ellerinize sağlık enfes gözüküyor.Ben
    de hafta sonu bari patlıcan ezmesi yapayım demiştim.

    Dostlukla..

    By Blogger aslan, at 24 Eylül 2010 14:22  

  • Güzel bir hafta sonu olacağa benziyor ;) Sevgiler Aslan Bey...

    By Blogger Oya Kayacan, at 24 Eylül 2010 18:13  

  • Herhalde eskiler, seninkilere benzer tablo gibi yemekler için demişler, "Yeme de yanında yat" diye :)

    By Anonymous cihan koru, at 24 Eylül 2010 23:46  

  • Cihan'cığııım ;))

    By Blogger Oya Kayacan, at 25 Eylül 2010 08:16  

  • 5 dakika önce tanıştım sizinle ve bloğunuzla..
    Bayıldım.. Takipteyim..

    By Blogger Vakit Buldukça - EsEr, at 30 Eylül 2010 15:36  

  • Ne iyi ettin de geldin EsEr. Ben de seni tanımış oldum :)

    By Blogger Oya Kayacan, at 30 Eylül 2010 15:49  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home