Kedili Mutfaklar

Cumartesi, Kasım 17, 2012

Helvacı kabağından kabak helvası



Annem Selma'nın deyişi, helvacı kabağı idi.  Çabuk pişene öyle der.  Ateşe direniyorsa eğer kestane kabağıdır. Balkabağı işte, turuncusu koyu, kokusu baskın.  Aldırmış, fazla geldiğinden yarısını pişirmiş.  Bildiğimiz gibi pişirmiş tabii. Akşamdan şekere basarsın, sabahına da koyverdiği suda pişirirsin tıkır tıkır.  Aynı hafta içinde Ablam Hülya'da da enfes bir kabak yedim.  Akşamdan şekere basılmış, sabah kalkınca....

Bir gün sonra komşum da gerçekten lezzetli bir kabak yapmıştı.  Akşamdan şekere basmış tabii, sabaha...

Neyse, dün eve Annem Selma'nın iki dilim fazla kabağı ve içimde fena halde bir kabak tadı ile döndüm.
 
 

Akşamdan şekere basmadım.  Sabah kalkınca önce rendeledim, biraz seyrettim rendelenmiş halleriyle.  Mutfakta iki boy gidip geldim.  Şimdi elimde bir yapışmaz tava var.  İçine az tereyağı, az sızma koyup eritiyorum.  Kılçıklı unum var, içinde buğday taneleri falan var hani, pek lezzetli.  Hayati Kaptan'lardan gelmişti, az az kullanıyordum ama bugün kıydım valla, üç dört tepeleme kaşık attım eriyip ısınan yağa.

Beşamel yapar gibi. 
 
 

Un ve yağ iyice kaynaşınca rendelenmiş kabağı ekleyip karıştırdım durmaksızın.  Önce tahta kaşıktan medet ummuştum ama nafile, spatula bu işi çok iyi becerdi.  Uzunca uğraştıktan sonra nispeten homojen bir karışım elde ettim. 


Portakalla balkabağını çok yakıştırırım. Bir portakalın kabuğunu tırtıklayıp suyunu da sıkarak kattım içine.

Onları da az yedirdim birbirlerine ve de ağzımın tadı kadar kahverengi şeker ilave ettim.

Durmaksızın karıştırıyorum.  Helva yapmanın kolay olduğunu kim söylemiş?  Zordur.  Ben de zaten kafam zorda olan zamanlarda yaparım helvalarımı.  


Offffff, ellerime sağlık, diyecek başka lafım yok.

----------

Kabak zamanı kabaksız geçmez. Blogum blog olalı nerede KABAK demişsem BURADA.

2 Comments:

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home