Kedili Mutfaklar

Pazartesi, Temmuz 25, 2005

Yengeç sezonu açılıyor

(Yine Açık Site içinden, eğlenceli eski bir yazım. Toparlanıyorum işte yavaş yavaş. Eskilerdi, yenilerdi derken...)


Evimi iyileştirme çabalarım neredeyse bitti. Artık bazı sevdiğim tabloların sevmediğim çerçevelerini değiştirmek, çiçeklerime yeni saksılar hediye etmek falan gibi keyfe keder işlerle meşgulüm.

Uğraşacak yeni malzeme olarak da kendime karar verdim. Bir süredir zaten kurcalamakta, takip etmekte olduğum kendime çeki düzen vereceğim. Kendimle uğraşmayı, şu mühim kararımı alana kadar gereksiz bulmuşum ki, koyvermişim gitmiş. Sizin anlayacağınız, kendimi bir ele alacak olursam, ömrüm boyunca uğraşacak yeterli malzemem olacak.

İşte kafamın ahvali bu, günlerden Pazar, kahvem yanımda, gazetelerim saçılmış sağımda solumda ve de kucağımda. Ve de al bana iyi bir haber. “Yengeçlerin dönemi başlıyor.” Devamında da Yengeç familyasına Itri’den segah yürük semai, Tuti- i mucize guyem, “Yengeçleeeeer buuuuu yıılllll, aaağır koooooşullara direnç göööösterecek veee kuuuuurtuuuulmaak isteeedikleri ne varsaaaa kurtuuuulacaaaaklar, ah kuuurtulacaaaaaklar.”

Ay ağzına sağlık Yasemin Hanım, ben de bu ara nedense bir ‘yeni dönem’ lafıdır tutturmuş gidiyordum. Meğer biz yengeçlerin yeni döneminin eli kulağındaymış. Aklımda olanla başıma gelecekleri ancak bu kadar tutturabilirdiniz yani. Hay ağzınıza sağlık, demek ki kurtuluyorum.

Zevkten yusyuvarlak oldum

Sizi hayal kırıklığına uğratacağım için üzgünüm. Ancak bir yerden kurtulmaya başlamam lazım. O halde durmuyorum, başlıyorum.

Bu güne kadar ne dediysem yalandı. Ben şişman olmayı sevmiyorum. Ben incecik, 40 bedene şişman diyen, zarif bir kadındım. Sonra ne olduysa oldu. Tabii soracaksınız ne oldu ne oldu diye. Başıma ne geldiyse zevkten geldi, zevk-i sefadan yusyuvarlak oldum.

Daha fazlasını anlatacaktım ama, anlatmıyorum işte. Neden anlatmıyorum? Şimdi TV’de Mustafa Koç’a bakıyorum da onun için. “Dikiz aynasına bakarak yola devam edilmez,” mealinde bir laf söylüyor. Lafı hemen benimseyip kendime malediyorum ve geçmişe mazi diyerek ani bir göğsüm ileri, başım dik, karnım içeri penguen hareketi çekiyorum. İşte bu, güzel oluyorum güzel.

Zaten bu penguen hareketini birileri çıkıp meşhur etmeden çok önce de bilirdim. Eskilerde hep sportif takıldığımdan, bacak ve karın kaslarımı sert tutmak gibi bir adet edinmiştim. Daha yeni yeni, göbeğimin yuvarlağını toparlayıp içeri çekmek şöyle dursun, aşağı doğru sarkıtıp rahat edeyim mucizesini keşfettikten sonra terkettim bu adetimi ve sanki pek rahat ettim.

Zayıflamak kolay, kaç kere yaptım

Sonra da rahata alışıyor insan. Oranı buranı sarkıtıp dolaşmanın keyfine varıyorsun. Lakin şık şıkırdam giyim kuşam veya temsili Havva durumları gerektiğinde dank ediyor. Haydi başla bakalım zayıflama taktikleri aramaya. Kendi kendini aldatma metotları keşfetmeye.

Bu zayıflama işini kaçıncı denemem olacak benim? Kaçıncı beceremeyişim olacak? Daha bir küsur yıl önce onbeş kilo verip fıstıkça olduktan sonra verdiklerimi geri almakla kalmayıp üstüne de koymamış mıydım? Çoluk çocuğa da maskara oluyorum üstelik. Ama olsun, bir kere daha denemekten ne zarar gelir ki? Başlıyorum, yarından tezi yok.

Neyse, diyelim ki adabına göre zayıfladım, kendime geldim. Bu sefer plan iki işlemeye sokulacak. Plan iki şu, yeni yeni ciciler almak, kendimi ince kalmaya özendirmek. Eskilerimin tamamını verdim. Verdim gitti. Yeni gardrobumda yeni giysilerim olacak.

Kemik değil köpeklere ziyafet

Bu kiloları verdiğimde, şu fena halde, “Ben burada keyfimden ağrımıyorum, bunca yük altında acz içinde kıvranıyorum,” diye ağlayan sol kalçamın, adına leğen denilen kemiği de rahat etmiş olacak.

Yani var ya, benim o kemik köpeklere ziyafet. Bir kere kırıldı zamanında. Kırılışı bir ayrı uzun hikayedir ki, n’olmuş falan derken kendimi Mehmet Barlas’ın kollarında hastaneye taşınırken bulmuştum. O maşallah iri kıyım, ben de ince kıyım, kucaklamış götürüyor çocuk beni. Yıl 1973.

İşte o kemik zaman içinde kendini çeşit çeşit ağrıma şekillerine adapte etti. Şimdilerde bazı sızlıyor, bazı canı topallamak istiyor da ben, “Dur yeri değil, bekle akşama evde topallarsın,” diye boşuna konuşmuş oluyorum. O bir dönem önceydi, sokakta ceylan gibi seker eve gelince aaaah, oooof çekerdim. Şişmanlık çağımı yaşadığım şu yıllarda ağrılar da posta koyulmaz duruma geldiler.

Melih Kafa’ya sevgilerimle

Hiç unutmuyorum, bir gün genç ve yakışıklı editörüm Melih Kafa’ya bir e-posta atmıştım. “Öff be,” diyorum, “oram buram ağrıyor, havalardandır değil mi Melih’çim?” Bir nevi teselli arıyorum, istiyorum desin ki, “Evet Oya’nımcım hepimizde var, ah havalar vah havalar…”

Ne mümkün. Genç arkadaşımdan, burada bir satırını bile diyemiyeceğim bir cevap geldi. Teessüf ederim çok yani!

O senin yaşadığın günler çabuk geçiyor Melih Bey! Kıymetini de bilemiyorsun üstelik. (Annem Selma’nın lafı) Ondan sonra da kıçın başın başlıyor vırvıra dırdıra.

Şimdi, son satırlar olarak şööööle yaziiim Melih’çim.

Zayıflanacak, şıklaşılacak, ama tabii ki gençleşilmeyecek. Yağlar aldırılmayacak, dudaklar patlatılmayacak, memeler hoplatılmayacak, gözler çektirilmeyecek, karın gerdirilmeyecek. Zaten cekti caktı derken yeniden şişmanlanacak… Olgun ve dolgun olarak hayata devam edilecek.

Mâhuren Erol Sayan’dan, “Her halimle her şeyimle güzelim, hata bulmak kusur bulmak güç bende...” okunacak.

Yengeçler acaba bir daha ne zaman kurtulacak?

5 Comments:

  • Hoşgeldin Çiğdem. Ben de sık sık sana uğrayıp hem evli hem de mutlu nasıl olunur öğreneceğim demektir. Bu saatten sonra, "daha önceleri neredeydiniz," eşliğinde!
    Sevgiler

    By Blogger Oya Kayacan, at 26 Temmuz 2005 18:10  

  • haha sen çigdem'e bakma, dün agliyordu hüü evli olmak ...
    saka saka! seytan kulagina kursun (öyle mi derlerdi?) çok mutlu ve allah mutlulugunu bozmasin. hem cem'i de seviyorum ben, ne de olsa biricik kardesimin adini tasiyor.
    oya'ciim,
    sana diyecegim sudur: bugün canim biraz sıkıldı. o kadar. bi kahkaha atsan diyecektim.

    By Blogger Tijen, at 27 Temmuz 2005 21:47  

  • Dünden de biriken bir sürü kahkaham var Tijen'ciğim, al sana, gönderiyorum işte. Dün Cihangir Parkı'nda Pako Günü'ne katıldım. Sonra Cihangir Cumhuriyeti dolaşıldı. Gece de Goran Bregovic yeniden izlendi. Popom bir yer görse yazacağım...

    By Blogger Oya Kayacan, at 28 Temmuz 2005 09:49  

  • popon dile gelse zaten! (terbiyesizlesmeyeyim diyorum ama elimde degil sana karsi!) kimbilir neler söyleyecek garibim. hani cancan'la kimsecik'ten daha dertli olacagina eminim de bana mi düser onun ne diyecegi? sen daha iyi bilirsin herhal.

    By Blogger Tijen, at 29 Temmuz 2005 21:07  

  • Sevgili Tijen, bazı seni anlamam mümkün olmuyor. "Poponun yer görmesi" Türkçemizde sık kullanılan hoş bir deyimdir. Bana karşı neden elinde olmadan terbiyesizleşmen gerek bilemedim. Cancan'la Kimsecik'in dertleri neymiş? Popom neden ve kimden daha dertliymiş? Kimin ne diyeceği sana düşer veya düşmezmiş?
    Tijen'cim, senin kıvrak zekanı anlama güçlüğü çekiyorum. Blog commentlerinin de özel paslaşmalarımızda olduğu gibi kullanılmaması taraftarıyım. Sen ne dersin?

    By Blogger Oya Kayacan, at 3 Ağustos 2005 15:50  

Yorum Gönder

<< Home