Kedili Mutfaklar

Cuma, Kasım 18, 2005

Kiralık konut, Salacak'ta deniz manzaralı

(Açık Site, 9 Şubat, 2004 tarihli bir yazım. Yan dairemden Arzu ve Hayati, Nisan bebek anne karnında taşınmışlardı. Şimdi de benim üst katım, yine boş. Dubleks, teraslı... Bu sefer de Süheyla ve Cüneyt, burada doğurup onbir ay büyüttükleri Kemal'i alıp gittiler. Onlar da bahçeli ev aldı. Uzaklarda... Otoyollar aşırı... Moda ya!)


“Evvelden kış ortasında taşınılmazdı,” dedi annem, “şimdi maşallah millet vızır vızır göçüyor ordan oraya...” Ahirde böyle. Yazına kışına bakmadan taşınıp duruyor insanlar. Bir zamanlardı o en geç sonbaharın ortalarında varıp da yeni yuvalara, odunu kömürü yığmak bir kenara. Hallaç bulup yatak yorgan attırmak ve de naftalin kokulu yaz yüklüklerini eski evde havalandırıp, kışa lavanta torbalarıyla mis mis kokutulan yeni dolaplar hazırlamak yeni evde.

Tahminleriniz doğru, annemi geçmiş bayram münasebetiyle yanıma konuşladım yine. Keyfini çıkarıyorum. Günlük har hurumu alıyor üzerimden. Bir de acılarımı hafifletiyor. Zaten ‘acılarımı hafifletsin’ hinliği vardı bu davetimin içinde. İçim acıya acıya kapı komşularımın arkasından bakakaldım zira. Taşındılar.

Geçen hafta bizim yokuşa, tam da bizim kapıya bir evden eve kamyonu dayandı. İçinden güçlü kuvvetli adamlar indi. Zaten bu evden evecilerle duvardan duvaracıları gördüğüm yerde kafamın tası tarağı atar. Tertemiz evleri mikrop yuvasına çeviren duvardan duvaracı şimdilik konu harici kalsın ama o güzelim komşularımı kaldırıp benden uzaklara taşıyan evden evecilerin kapımızda belirmeleri beni ne hallere koydu anlayın n’olur.
Ultrasonlarından boyunun bosunun değişimini heyecanla beklediğim karnındaki minik kızla Arzu ve bizim katın erkeği, kocası Hayati o gün çıkıp gittiler hayatımdan. Bildiğim bir hadiseydi aslında. Benim apartman çocuklarımdan Banu ve Somer de, yanlarına evimizin ilk bebeği Damla’yı alıp aynı böyle terketmişlerdi beni.

Hayatım bomboşaldı ansızın.

Hayatım... Nasıl da dolu dolu çıkıyor bu kelime ağzımdan. Yani bu katiyen bir sözcük değil, kelime. Bir yaşam değil, hayat. Hayat çünkü uzun uzun yaşanmışlıkları katlayıp yüreğine istifleyebilmiş, yaşananların keyfiyle acısını ağız tadıyla harmanlamayı becerebilmiş bir kadına hayat yaşamdan daha çok yakışıyor.

Uğurlar olsun

Bırakıp gitmek ve bırakılıp gidilmek üstüne beynimi didikleyip duruyorum... Ben bir süredir bırakılıp gidiliyorum çünkü. Kıpır kıpır gençlik alışkanlıklarım yerlerini köklenmek fikrine terkettiğinden beri bu böyle.

Kimsecik beni kolayca cayabileceğim yerleşimlerden uzak tutmayı başardı mesela. Öyle ki, girdiğim her evde pencereleri kapıları telle, yabancı kedilerin yaklaşmasını engelle gibi önlemlerle, kedice kullanışlı alanlar yarat hadiseleri sonunda beni bezdirdi. O sonunda da, sonuç olarak yerleştik işte. Zaten yerleşene kadar yegâne torunum Cancan da bize katılmış üç can olmuştuk.

Nerde sabahsa orada akşamlarımın sonunu getiren kedi kızım Kimsecik ve evlâdı Cancanla perçinlediğim güzel yuvamdaki saadetimi ise sadece ve sadece komşularımca terkedilişlerim örseliyor. Ben böyleyim işte. Bağrıma basmaya göreyim, oldum bittimlere geliyorum. Bitti mi bitiyorum.

Bu Salacak evimin de şöyle bir durumu var. Köklenmeye oturduğum benim güzel evim, köklü komşuluk mevzuunda kısmetsiz. Bu durum ben ve benim gibi yerleşik dairelerden bakınca böyle görünüyor tabii. Kiralık dairelerden bakıldığında ise bambaşka. Gelen gidiyor ama her gidenin de ya elinde ya karnında çocuğu, bir de taşındıkları evin tapusu. Bir uğurluyuz ki gırla...

Terkedilmek kâh katlanılası bir durum ama bazı da yumruk yumruk acı insanın yüreğinde. İnsan sonradan olma sevgilere, dostluklara bu kadar mı alışır yahu? Bu kadar mı koparılır insanın canından can, kalkıp da güle oynaya yeni aldıkları evlere uğurlanırken insanlar.

Komşu arıyorum

Allahına kadar nostaljiye batacağımı hissettiğim bir yazıyı sıkı manevralarla komşuluk üzerine odaklamayı başardım neyse. Şimdi esas durumuma gelelim.

Yeni komşularımı arıyorum. Üstelik Peruz’dan hüzzam Ben kalender meşrebim, güzel çirkin aramam... değil durumum. Resmen aradıklarım var.

Endamı şanlı, sohbeti tatlı, biraz da aklı olan...
Gırtlağına düşkün olup ağzına içen...
Kahvesini paylaşan, yemeğini bölüşen...
Ortalığı gürültüye patırtıya vermeyen, yani oturduğum yere devedesinin sekiz hoparlörünü dayayıp dibine kadar açarak asabiyetimi çileden çıkarmayan...
Lakin de en önemlisi hayvanlara ehemmiyet veren, mümkünse evinde bulunduran...
Yok bulunduramıyorsa eğer, bizim Yeni Cami kuşluğuna dönen cumba üstü damımızdaki güvercin, serçe, kumru, karga, martı ve mevsiminde sığırcık; evden kaçma durumlarında muhabbet ve kanarya, benim gibi göçmekten sıkılıp yerleşmeye karar veren leylek vesaire gibi kanatlılara düzgün beslenme programları uygulayan...

Dahası da var ama bence şimdilik kısa kesip bilahare komşusuna göre peyderpey belli etmek, bana komşu yaşamanın iyi ve kötü taraflarını. Yani pek, “Aslında şeker gibiyimdir,” de diyemem, “çekilmem,” de. Neyse, neyse ne, elimizdeki mal belli... Salacak’ta konut. Eski iskelenin az üzeri... Tarihi yarımada üzerinden ufka açılan yandan çarklı deniz manzarası ile yeni kiracılarını arıyor. Promosyon olarak da ben.

Yaa annem, işte böyle. Bana komşu dayanmıyor. Zaten bu yeni taşınacak olanlar dediğim gibi çıkmazsa eğer, çekecekleri var elimden ki, hem de nasıl. Onlar arkalarına bakmadan kaçar, ben de kıh kıh kıh gülerim peşlerinden. Hep ağlayacak değilim ya.

8 Comments:

  • Oya, sen bizi ariyorsun vallahi! Avaz avaz muzik dinlemeyecegime soz veremem ama bunu en azindan guzel bir vakitte yapacagima, senin de sevdigin seyler calip keyfini yerine getirecegine soz veririm. Evet. evet. Salacak manzarasi, insani alkolik eder sanki ama ne yapalim, katlaniriz artik:)

    By Blogger Deniz, at 18 Kasım 2005 11:40  

  • Merak ettim şimdi. O daireye kimler taşındı ve kaçtılar mı, kaldılar mı?

    By Blogger ev cini, at 18 Kasım 2005 19:06  

  • Ben bu eve taşınalı üç ay olmuşken yapılır mı yani? Olabilir mi? Ne diyeyim; kısmet... Yetse de, yetmese de bu kelime, kısmet işte! Şimdi herkes ''yaa, Oya'nın tarif ettiği aynen benim, biziz'' diyecek ihtimâl, hayırlısı Allah'tan, gönlüne göre olur inşallah:)

    By Blogger Handan Demiralp, at 19 Kasım 2005 03:24  

  • Vallahi Enschede'den sonra cennet burası Deniz. Müziklerini gelip sizde dinlerim artık. Buraya varana kadar gürültü oluyor çünkü güzelim müzikler. Alkolik mi? Bilmem... Ben olmadım.

    Cin'cim maalesef yan daireme taşınanlarla hiç bir insani anlaşma/kaynaşma sağlayamadık. Ben değil sadece, diğer dört dairece de... Kısaca görüşmüyoruz. Soğuk insanlar. Yani onca çabaya rağmen. Hani "Komşu bizde bu pişti size de düştü..."ler de yaptık. Bayram seyran çiçek çikolata da götürdük ama hep kapıdan oldu bunlar. İçeri alınmadık! Vazzzzzgeçtik tabii. Şimdi kiralık olan üst katım. Dubleks ve güzel bir terası var, deryaya karşı!

    Handan'cım kısmet iyi bir tarif. Yeterli bence. Sıcak, yardımsever, gönlü bol bir komşuluğu var buranın. Balıkçım gelir, "Abla senin kısmetin," der. Alkoliklerime şaraplarının yanına katık gönderirim. Ne helvam eksiktir evde, ne revanim, ne baklavam. Sağolasınız komşularım...

    By Blogger Oya Kayacan, at 19 Kasım 2005 10:41  

  • Posta kutuma gelen talepleri yanıtladım. Buraya da yazsam belki daha kolay olur eve talip olanlara. Emlakçı Bahri Bey. 0535 456 6261, 0216 310 9876. Haydi hayırlısı...

    By Blogger Oya Kayacan, at 19 Kasım 2005 15:32  

  • Komşu konusunda ne kadar da haklısın... Hem asker hem de doktor bir babanın kızı olarak çok dolaştık zamanında ama komşuluk her daim bizimleydi. Babam sabah gidince annemin sabah kahvesi gezmeleri başlar, ardından eve dönüp akşam için yemek hazırlama ve öğlenden sonra ziyaretleri devam ederdi. Okuldan gelirken inşallah bizde misafir vardır, annem kekler, poğaçalar yapmıştır diye düşünürdüm hep... Ama evlenince (kendi evime sahip olunca) gördüm ki çalışan kadın olursan sistem böyle çalışmıyor. Komşularının kim olduğunu bile bilemiyorsun... Evlendiğim günden beri bu eksikliği hissediyorum. Keşke seninle komşu olabilseymişiz!!!...

    By Blogger DAMLA, at 21 Kasım 2005 14:52  

  • Sevgili Banu, ben de sana aramıza hoşgeldin notu bıraktım, hem de iki kere (!) ama onay durumun varmış, çıkmadı... Komşuluk ah komşuluk, evet bayılıyorum. Halâ çalışıyor olsam da, saat derdim olmadığı için komşu kahvelerine, çaylarına vakit ayırıyorum. O bambaşka bir dünya. Gerçeklerle çarpışan bir dünyanın içinden gelip onların hayallerine, küçük dedikodularına, olmazsa olmaz dertlerine katılınca bomboşalıyor kafam, sonra yeniden başlıyor hayat.
    Çalışsa da, hiç zamanı olmasa da yine de komşularını bilmeye / tanımaya çalışmalı insan. Bir kocaman gülümsemekten, upuzun bir günaaaaydıııından ne çıkar?
    Güzel yemeklerinde ve komşuluk oyunlarımızda buluşmak üzere.
    Sevgiler...

    By Blogger Oya Kayacan, at 24 Kasım 2005 08:00  

  • Aaaa, Enschede'li Deniz de not yazmış buraya, çok sevindim. Ben de Almelo-Wierden'da büyümüş olduğumdan bir zamanlar Deniz'e bir not bırakmıştım, o meğer o dönem Türkiye'de tatildeymiş. Sonra evine dönünce bana eposta atmıştı ama benim makinam çökünce ben de unutmuş, gitmiştim açıkçası. Şimdi burada karşılaşmak çok keyif verdi, onun sayfasını da ziyaret ederim : )

    By Blogger Birsen Şahin, at 11 Kasım 2006 07:33  

Yorum Gönder

<< Home