Kedili Mutfaklar

Pazar, Temmuz 29, 2007

Ezine peyniri, Körfez sızması, başımın keli

(Pazar sabahından öğlene geçiş yaparken: Ezine'den peynir altına Şirince'den kekik..., üstüne Körfez'den Hemera sızma..., yine üstüne Urfa'dan biber salçası. Ekmek olarak kızarmış çavdar.)

(Herhangi bir akşam rakı yanına: Ezine peyniri ve kavun.)

Beyaz peynirle ilgili ağız tadım şaibelidir. Sert, yağsız, ekşi, tuzlu olanını pek severim. Bu tarif eşittir kötü bir peynir demek olur. Neden, nasıl alışmıştım kötü peynire hemen anlatmalıyım.

Gencim, güzelim devirlerimde bir aşk acısı çekiyorum. Bitti bitecek bitmiyor. Gitti gidecek gitmiyor. Sen çektir git diyeceksiniz, ı ıh gidemiyorum. Üç gün sütlimanda kuzu sarması, beş gün zemherir fırtınasında savaş oyunları; demek ki yaşamak gerekiyormuş, yaşıyoruz.

O vaktin zamanlarında ‘stres’ daha şimdiki hayatımızdaki manâsını kazanmış değil. Bunalımda oluyoruz yani direkman! Eh, gidersek bir psikolog bulup gidelim derken, o da ne? O, deri ve zührevi hastalıklar doktoru Tarık Ziya Kırbakan’ın muayene sonucu tabiriyle, bir lira büyüklüğünde bir kellik durumu. Günahı vebali temamiyle bir türlü ortasını bulamadığımız aşkımızın boynuna.

Kırbakan’ın reçetesi: 1)Sarmısak dişi patlatılıp kel üzre gezdirilecek. Mümkünse elde sarmısak dişiyle gezilecek. Zamanın dolusu boşu gözetilmeden kele sarmısakla masaj sürdürülecek. 2) Galatasaray Balık Pazarı’nda şimdi adını hatırlamadığım bir şarküterimsi bakkal (ki artık yok) dükkanına gidilip kireçli beyaz peynir alınacak. Almakla kalmak yok tabii, kaç vakit derseniz artık günde, yenecek.

Ne zamanlarmış ama? Kaç liralık kimyasaldır o reçetenin bedeli kimbilir bugünlerde?

Bir teklik kel yerimden çabucacık saç bitti, kafayı sarmısaklamaya paydos; baki kalan kireçli beyaz peynir. Alıştım yani, sevdim.

Ve de ben bu sevmeyi sürdürüyordum. Derken Çiğdem ve Fatih geliyor geçenlerde Edremit’den, hani benim sızmacılarımdan, Hemera’cılarım, Körfez yağcılarım.Elleri kolları dolu geliyorlar, köy sabunlarıymış, reçelleriymiş filaaan, da bir de geçerken alıverdik dedikleri Ezine peyniri. Getirdikleri insan keyfine, dost keyfine artı değerler bunlar yani.

Ben de başlıyorum işte böylece, bu saatten sonra peynirin iyisini yemeye.

Hoşaf da sevmem pek.

Aaaaaaiiiiiiiiiaah!


http://www.ezinepeyniri.biz/main/contact.asp

http://www.ezinecamlicali.com/






9 Comments:

  • estağfurullah!

    By Anonymous Adsız, at 29 Temmuz 2007 16:23  

  • Oya' cım afiyet şeker olsun da... o nasıl söz öyle? Gelmeden görmeden çok sevmiştim, geldim gördüm, hayran oldum. Sağol varol, sohbetini, kalbini, evini açtın. Darısı başımıza. Hadi hep beraber... AAAAAAAMİİİİİİİİİN :-)

    By Blogger Çiğdem, at 30 Temmuz 2007 09:33  

  • İsimsiz, "Tanrı'dan mağfiret, bağışlama dilerim," demiş. Ben n'aaaptım ki? 8~}
    ----------
    Yakın çekimler herkesin malûmudur da, bu elimizin altındaki teknoloji (seyrek de olsa) uzaktakilere de zoom yapmaya başladı. Keyfinizi, güzelliklerinizi paylaşabilmek benim şansım sevgili Çiğdem.

    By Blogger Oya Kayacan, at 30 Temmuz 2007 10:25  

  • kendinize haksızlık etmeyin demekti o. damak zevki sahibi olduğunuzu gerçi siz de biliyorsunuz.

    By Anonymous Adsız, at 30 Temmuz 2007 18:54  

  • İsimsiz kalma ne olur... Takmalara yalan yanlışlara alıştık da, no name olunca tuhaf oluyor.
    Şaka yapmıştım estağfurullah'ın anlamlarından birini vurgulayıp!

    By Blogger Oya Kayacan, at 31 Temmuz 2007 10:19  

  • Oyacığım ben bloguna gelmeyeli kaç gün oldu ..?..Bu ne hız vallahi marifetlisin..Bu yemişi ben bilemedim.Belki gördümde çıkaramadım.Zehirli sanıp yanından uzaklaştımmı acep?..bilemem...
    Karpuzlu domates reçelin merakımdır..Su peynir kavun tabağını bana uzatıver canım..sıcak falan dinlemem mey de isterim..neriman

    By Blogger daimamutfak, at 31 Temmuz 2007 12:20  

  • Neriman'cığım, kırmızı top bitkilere karşı çocukken uyarıldığımı hatırlıyorum. Ben kırmızı düşkünü olduğum için her gördüğüm kırmızıyı, kokina dahil, yemek isterdim! Kavunu hemen buyur al, evde İzmir ve Tekirdağ var, hangisi söyle?

    By Blogger Oya Kayacan, at 31 Temmuz 2007 13:51  

  • Açım, aç. Sen "sol"cusun, ben "marjinal". Ne güzel denge. Sen lezzet ansiklopedileri yazarsın blogunda, ben etin tadını hatırlamam. Sen "sol"cusun, ben "marjinal"... Sen otuz binsin, ben 70 milyon. Sen "sol"cusun, ben 70 milyonluk marjinal! "Açık Toplum"dan zengin sofralara uzanan zincir. Sosyoloji tarihsel bağlamda incelenirse bir dengelenme eğilimi görülür. Şu anki rezalet zaman içinde nasıl dengelenecek, bence bunun hesabını yapın artık. Sofradan kalkınca tabii.

    By Blogger Barış, at 16 Ağustos 2007 02:41  

  • Lg teknik servis ekibimiz olarak bloğunuzdaki paylaşımların devamını ve çalışmalarınızda başarılar dileriz.

    By Anonymous Adsız, at 11 Temmuz 2012 13:00  

Yorum Gönder

<< Home