Kedili Mutfaklar

Salı, Eylül 16, 2008

İnsansa helal olsun

Yılmaz Özdil yazmış bugün...

Ak mı, kara mı, bugün yarın çıkacak ortaya... Deniz Feneri suçlu bulunursa, ne olacak? Malına-mülküne Alman devleti tarafından el konulacak... Peki, ne olacak o mal-mülk? Yani... Takkeli-takunyalı vatandaşlarımızın, Mehmetçik Vakfı dururken, "Bunlar Müslüman çocuklar" diyerek, cami avlusunda teslim ettiği paracıklar nereye gidecek?Sıkı durun...Kızılhaç’a!*Evet, Kızılhaç’a verilecek.*Hadi cümleten hayırlı ramazanlar...

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9906112.asp?yazarid=249&gid=61&sz=16698


Kendisine Pansuman yapmak zorunda hissettim kendimi...

Kızılhaç namuslu, düzgün bir kurum mu? Yardım edilecek olanlar sonuçta insan mı?
"Helal olsun," demenizi beklerdim.

22 Comments:

  • :)) Oh olsun mu denir,
    yoksa buralarda soruşturma bile açılmazken iç mi sızlar...

    By Blogger Boncukçu, at 16 Eylül 2008 12:16  

  • Doğru dersin Boncukçu, sızlaması gereken içlerimiz olurdu eğer adam olsaydık..., hükümetimize arka çıkar "ah nasıl da atladı bizim dünya bir yana dürüstlüğü bir yana hükümetimiz böyle bir olayı," diye çırpınırdık. Ve~lakin yaşadığımız şartlarda, toplanan paralar hangi muhtaç ülke insanlarına giderse gitsin, helali hoşumdur...

    By Blogger Oya Kayacan, at 16 Eylül 2008 14:06  

  • BIRKAC YIL ONCE, BIR ARKADASIMA FITRENI KIME GONDERIYORSUN DIYE SORMUSTUM O DA DENIZFENERINE DEMISTI.. O ZAMANLAR NE OLDUKLARI BELLI DEGIL (BELKI BELLIDE UZAKLARDA OLUNCA BEN BILIYORDUM), HISSI KAVLEL DURUMUMU OLDU NE, AMAN DIKKATLI OL BUNLAR TAKUNYALI TIPLER OLABILIR DEMISTIM, ARKADASIM HALA SORAR NERDEN BILIYORDUN DIYE...NIYE YAZDIM BUNLARI?... BILMIYORUM BE ANNOYACIM, GALIBA INSANLAR YARDIM BILE YAPARKEN ICSESLERINE BIRAZ KULAK VERMELI... YOKSA BOYLE HER TARAFIMIZ SIZIM SIZIM OLUR.
    SEVGILER,
    OYA AKKOC

    By Anonymous Adsız, at 16 Eylül 2008 15:21  

  • ''Düalite'' demiştim ya sevgili Annoya, ''ikilik/zıtlık bilinci''diye de açıklamıştım. İşte benim üniversite arkadaşım da aynı hataya düşüyor burada. Takunyalı, cübbeli, tangalı, mayokinili gibi nitelemeler de gene düalite bilincinin uzantısı... Sana aynen katılıyorum; muhtaç olana gitsin de ne araçla ve kiminle, hangi renk haç ya da ayla giderse gitsin. Zaten temelindeki maksat da bu değil miydi? Yardımın dini, mezhebi, lisanı, pasaportu,vizesi var mı? Bu arada; ben de anneannemin bahçede giydiği takunyalar gibi klasik takunyalardan giymeyi ve tıkırdata tıkırdata dolaşmayı çok severim. ''Takunyalı''lardan mıyımdır dersin?:) Evrensel sevgiyle, bazıları için değil, herkes için iyi dileklerle...

    By Blogger Handan Demiralp, at 16 Eylül 2008 16:57  

  • SEVGILI TIRMIKIZI GALIBA BENI YANLIS ANLADI, TAKUNYALI DIYE TAKUNYA GIYEN YADA DINDAR INSANLARI KASTEDMEMISTIM. DINI DUYGULARI SOMUREREK YARDIM ADI ALTINDA CUKKA YAPAN, BELKI DE TAKUNYAYI HIC GORMEMIS TIPLERDEN BAHSEDIYORDUM. GERCEKTEN BENDE COK SEVERIM TIKIRDATARAK DOLASMAYI.. AMA UZAKLARDA YASAYINCA BOYLE YANLIS ANLASILMALARA YOL ACACAK TABIRLER KULLANIYOR INSAN, YINE DE OZURLER... SEVGI VE SAYGILAR
    OYA AKKOC

    By Anonymous Adsız, at 16 Eylül 2008 18:12  

  • ANNOYACIM,
    ASLINA BAKARSAN ILK MESAJIMI BIRAKIRKEN BENI YALNIS ANLAYACAGINA IHTIMAL VERMEDIM DE, SENI OKUYAN KITLEYI HESABA KATMADIM.
    SEVGILER
    OYA AKKOC

    By Anonymous Adsız, at 16 Eylül 2008 18:29  

  • Oya'cığım, altıncı hissim bana da yardım eder çokça. "Dur" der, "Yürü" der. Doğruyu yanlışı bulmamda güvendiğim tek adam kendimim, kendi -iç sesim-...

    Sevgili Handan'ın yorumundaki ikileşmemek-kutuplaşmamak-zıtlaşmamak gereklerine de sonuna kadar katılıyorum. Bileğimizin, yüreğimizin hakkıyla doğru yollarımızda yürümek düşer hepimize. Yollar yanlışsa eğer bir yerlerden müdahale edilecektir. İnanırım.
    "Takunyalı" tanımlamasının Özal ve Erbakan Hoca'ya atfen kullanıldığını zannediyorum. Öyle pozlarını yakalamışlardı foto muhabirleri. Ayaklarını yıkatır takunyalarını giyerler filan, gazeteciler de vurmuşlardı abalıya!
    Ağızlara uydu, sahte dindar ~ dindar oylarına talip dinsizler veya takunyalı ile eşanlam kullanılmaya başlandı.
    Böyle bir "takunyalı" tarifi ne benim ne de Handan'ın takunya giyme hallerine uyar. Gençliğimin plaj anılarında bolca takunya anım vardır daaa...
    ----------
    Handan'cığım, Oya Akkoç ile üniversiteden arkadaşsınız ha? Ben henüz tanışmıyorum ama yolu İstanbul'dan geçerse tanışacağım...
    Sen ve ben, bu kadar zıt ve tıpatıp iki insan... Nasıl mı oluyor? Bırakalım da başkaları yanıtlasın. Seni ve evrenselliğini seviyorum.

    Hamiş 1: çocukken alaturka helamızda takunyalar durur, onlara basıp yükselerek otururduk... Taktuk odun gibi, üstünde de sanki otomobil lastiğinden bir atkı bant. Çok yaşayın kızlar beni o günlere götürdünüz.
    Hamiş 2: Kalça ve belde yerleşen ağrılarımla, eğer o günlerde olsaydım halâ, nasıl başederdim ki alaturka helalarla, takunyalarla???

    By Blogger Oya Kayacan, at 16 Eylül 2008 20:41  

  • OFFF YA NE DIYE USTUME ALINIPTA KENDIMI ACIKLAMA GEREGI DUYDUM KI... YOK ANNOYACIM SEVGILI HANDAN I TANIMIYORUM AMA EKIM AYININ SONLARINDA UMARIM SENINLE TANISIRIZ
    SEVGIYLE..
    OYA AKKOC

    By Anonymous Adsız, at 16 Eylül 2008 20:57  

  • Bir özür de benden... Handan'cığım üniversite arkadaşının Yılmaz Özdil olduğunu ikinci okumamda anladım...

    By Blogger Oya Kayacan, at 16 Eylül 2008 21:09  

  • :) Anlayacağını anlamıştım zaten... Kaldı ki; benim ''takunya'' ifadem de değerli Oya Akkoç'un zıddına gidip dokundurmak anlamında değildi.Neyse; herkes anlayacağını anlamış olduğuna göre ortada sorun da yok demektir. Neticede iyilik akacağı damarı bir şekilde bulur benim inancıma göre ve kimi ayırımcılıklarla engellenemez de... Hepimizden hepinize çok sevgiyle...

    By Blogger Handan Demiralp, at 17 Eylül 2008 00:49  

  • Ya kusura bakmayın ama ayrımcılık hakikaten kötü bir şey mi yani?

    Hani erkek, kadın olmasın "insan" olsun. Zayıf şişman olmasın (bu pek işime gelir ama), din ayrımı olmasın, ırk ayrımı olmasın... E tıpatıp aynı robot olalım o zaman... ki onlarda bile farklılık var.

    Farklılıkları sevelim demek mi bu anti ayrımcılık yoksa?

    O zaman ayrımcıları neden sevmiyoruz? Tü kaka diyoruz?

    İtiraf ediyorum ben bir ayrımcıyım. Ayrımlarım biraz farklı yalnızca.. Bir düşünün isterseniz ayrımcılığa karşı olurken ayrımcılığın dik alası yapılmıyor mu aslında?

    Bu da bana pansuman olsun..

    By Blogger Çiğdem, at 17 Eylül 2008 08:47  

  • Bir hızla yorumları okuyunca esas yazıyı es geçmişim Handan'cığım. Zaten hepimiz aynı şeyleri söylüyoruz ya, ben de "akacak kan damarda durmaz" diyeyim bari senin söylediğine paralel ;~}
    ----------
    Çiğdem'ciğim, hadise tabii ki o olmasın bu olmasın değil. Hepsi olacak. Farklılıkları sevmek zorunda da değiliz. Hiç değiliz. Kutuplaşmakla ayrımcılıkla, ayrımcıları sevip sevmemek çok ayrı şeyler. Sevmem ama gidip sevmediğimin yüzüne tükürmem. Bazı yemekleri sevmiyorsam yemem, yiyip öğürmek zorunda değilim gibi. Bu arada iş memleket meselelerine dayanınca, vatan satan, iktidar yalakası olan haramilerle aslanlar gibi mücadele etmemizi de ayrımcılık olarak görmüyorum tabii. Veya o noktada sonuna kadar ayrımcıyım!

    By Blogger Oya Kayacan, at 17 Eylül 2008 10:10  

  • Sevgili kardesim uzun zamandir yazmiyorum sadece okuyorum.Ne de olsa biraz yeniliklere ihtiyacim oldugu kanisindayim.Bu güzel yazi sayesinde Rotekreuz "Kizil haci" ögrendim.Hemen sitesine girdim.Merak bu ya ?
    Ön sayfada yan yana iki Bayrak Beyaz üzerine kirmizi hac digerinde ise beyaz üzerine kirmizi ay.Bir de kendi icin gecerli aynen Ana yasa kanunlari gibi maddeler dizelemis.1.nci maddesini okudum cok enteresan
    bizim anayasadanmi almislar ne.
    Sonra kime yardim edilirmis.
    Nasil yardim edecegin...
    Yardima muhtaclarin nasil müracaat
    edecekleri vs. vs.
    Bir tek alnlamadigim nokta neden bizim anayasamizdan aldiklari maddeyi l.nci madde yapmalari oldu.
    Birileri izah edebilirse minnatar olurum.
    Sevgiler-Saygilar.

    By Blogger ERDIL, at 17 Eylül 2008 12:43  

  • Erdil Bey merhaba, bu dinlenceyi haketmiştiniz doğrusu. Dur durak bilmeden yazıyordunuz bir ara.
    Dediğiniz sayfayı bulamadım. Her yerden karşıma sadece beyaz üstüne kırmızı haç çıktı. Bizim anayasa maddesinin ne olduğunu da anlayamadım. Hoşgeldiniz, sevgiler ...

    By Blogger Oya Kayacan, at 17 Eylül 2008 15:12  

  • http://www.drk.de/wer_wir_sind/index.htm
    Kurulusun I.nci Maddesinde aynen söyle diyor.
    Yapilan yardimlar :dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri ayırım gözetilmeksizin yapilir.
    "Bayragin üzerini tikladiginiz zaman bu aciklama cikiyor"
    Bizim Anayasamizin 10.ncu maddesi ise söyle der.
    MADDE 10. – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
    Sevgiler.

    By Blogger ERDIL, at 17 Eylül 2008 15:40  

  • Erdil bey bizim anayasaya minik bir ek yapmak gerekirdi aslında... Hani gerçek duruma uygun olsun diye :)

    "Bazıları daha eşittir"

    By Blogger Çiğdem, at 17 Eylül 2008 17:01  

  • Bizde ay sola doğrudur, verdiğiniz adreste sağa bakıyor. Sadece tesbit. Yardım ve kanun açısından herkesin bir tutulmasında bir sakınca mı var, şimdi de burayı anlamadım? Erdil Bey vallahi kafam karışık..
    Neyse ki Çiğdem avukat. O ne derse hukuk odur 8~o
    Fener davamız, Almanya tarihinde görülen en büyük dolandırıcılık davasıymış. Şimdi HaberTürk bunu geçiyor...

    By Blogger Oya Kayacan, at 17 Eylül 2008 19:02  

  • Resimdeki Bayrak Int.Kirmizi ay'i temsil ediyor."Bütün Islam Ülkeleri"
    Yapilan yardimlar Insanlik ugruna yapildigi ve yerini buldugu müddetce sevindiricidir.
    Burada dikkat ettigim; bu gibi kuruluslarin bir cogunda yapmis oldugunuz miktarlarin ne kadarinin
    esas olarak yerine ulasacagini bile bildirmeleri.Miktarin icinden ne kadarinin bürokrasi icinde kaybolacagi gibi bilgi veriyorlar.

    Deniz Feneri bizlere bir seyler anlatabildimi, sanmiyorum.
    Daha ne kadar Deniz Fenerleri görecegiz kimbilir.

    Sevgiler.

    By Blogger ERDIL, at 17 Eylül 2008 20:25  

  • ne takkeliyim ne de takunyalı. (yılmaz özdil'in örneklendirdiği anlamı kastediyorum)deniz feneri'ne (türkiye)ise öyle ya da böyle bir şekilde inandığım için vaktinde birkaç defa cami avlusundan değil ama internet üstünden eft ile para yollamışlığım vardır. iki gündür konuşulduğu gibi bir travma içinde ise hiç değilim. sadece üzgünüm: türkiye'de artık dürüst bir şekilde, adam gibi işini yapacağına inanabileceğim kurumların kalmamış olmasından. hepsi bu.

    oysa bu tür yardım kuruluşlarına her zaman ihtiyaç var. çünkü çıkıp sokağa kapı kapı dolaşıp yardıma muhtaç insanlara ulaşmak, içinde bulunduğumuz zamanda o kadar da kolay olmuyor; değişen sosyal algılar, zaman, vs. kaldı ki bu örgütlere insanlar gidip "benim ihtiyacım var" diyebiliyorlar. peki bu gibi insanlara nasıl ulaşacağız? bu insanlar gelip sizin benim kapımı çalmazlar ki.

    pansuman yaptığınız noktaya ben de katılıyorum, evet yardımın dini olmaz. ancak atıf yaptığınız bu yazı neresinden tutsanız olmayacak türden, herbir yanı ayırımcı ve küçültücü sıfatlarla dolu ve sonuca yaklaşımıyla da bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirten türden bir ahkam yazısı. ne pansumanla ne ameliyatla olacak yanı yok kısaca.

    ha bir de pansuman yaptığınız noktadaki samimiyetinizle insan tam rahatlayacakken bir okuyucunun meseleye oh olsun mu denir diye girmesiyle bu yazının burada tam anlamıyla bir kafa karışıklığı yarattığını düşündüm. paylaşmak istedim.

    sevgi ve saygılarımla,

    By Anonymous Adsız, at 17 Eylül 2008 23:04  

  • Amman Oya' cım, tam da yasada yazan ile hayatta olan arasındaki fark yüzünden, kurunun yanında yaşın yanıp yanmamak için bütün eziyeti yine onun çekmesi yüzünden avukat değil sadece emekli öğrenci olmakla yetindim ben. Cyrano De Bergerac mıydı??

    İstemem olmaz olsun, olmaz olsun istemem...

    By Blogger Çiğdem, at 18 Eylül 2008 08:34  

  • Bu yorum yazar tarafından silindi.

    By Blogger Çiğdem, at 18 Eylül 2008 08:41  

  • Sizi yordum sevgili Erdil Bey, neyse sonunda anladım ya ona bakın. Tam da savunduğum(uz) noktaya siz dayandırdınız işte olayı. İster müslüman ister değil, bayraklar yanyana, yardımlar her muhtaç olana. Sevgiyle.
    ----------
    İsimsiz okurum, doğru söze ne denir. Deniz Feneri inandırıcı ve de yüreklerimizi dağlayan reklamlarla çoğunluğun gönlündeydi. Bazı fakir fukarayı sevindirirken kendilerini abad ettiklerinin ise pek azımız farkındaydı. Farkındalık yazının yorumlarında da geçen içgüdüsel duygulardan kaynaklanabiliyordu. Veya şeytana külahını ters giydiren yapıda araştırmacı çevrelerden duyumlar alarak ikna olmuştuk dolandırıcı olduklarına.
    Yardımlarımızın yerini bulması konusunda sizinle aynı fikirde değilim. Ücra köylerin öğretmenlerinden gelen, öğrencilerinin bir çoraba, bir kitaba, bir dilim ekmeğe aç olduğunu anlatan e-postalar tokat gibi patlıyor suratımızda. Gözümle gördüğüm, açlıktan kaburgaları sayılan çocukların yaşadıkları çok mahalle/aile biliyorum. Ben ve geniş aile çevremle biz, elimizden gelen yardımı bu çevrelere yapmaya bakıyoruz. Sizin de oturduğunuz yerden eft yapmak yerine, biraz zaman harcayıp ömür boyu arkasında duracağınız sonsuz yardıma muhtaç bir nokta bulmanız işten bile değil.
    Yılmaz Özdil bu düşüncesiz davranışıyla zor durumda kaldı doğrusu. Çok zeki ve çabuk kalemlerin zaman zaman başına gelir bu.
    Sevgiyle...

    By Blogger Oya Kayacan, at 18 Eylül 2008 09:10  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home