Kedili Mutfaklar

Pazartesi, Ocak 12, 2009

Bakın bakalım can neler çekmiş...

Mutfağım bana, ben mutfağıma kavuştuk. O beni fazla yormadan, ben de onu fazla sarsmadan girişiyoruz birbirimize. Aklım yine armonik, uyaklı yemek yapmalarda. Yaptığımı gözüme gönlüme denk düşürmelerde. Bakın bakalım can neler çekmiş...

Bir somon filetom var dondurucuda; turuncusu fena halde bulandırıyor kafamı günlerdir. Somona somon bir sos istiyorum yanında. Sonuçta kabaklayıp yemeye karar verdim. İki alâ dilim balkabağını bu maksatla aldırdım eve. Şöyle el kadar bir parçasını az suda, bir çimdik muskat rende ve tuz ilavesiyle yumuşatıp püre yaparken yarım portakal suyu kattım içine. Portakalım bizim bahçeden, söylemeden geçmek olmaz.

Somon parçam sadece tuz ve çekme karabiberle teflon tavada pişti, yağsız mağsız.

Olsaydı fesleğenli yerdim, yanında beyaz şarap içerdim. Daha rafine, daha sansasyonel bir lezzet olurdu! Yoktu. Dereotu ve taze soğanla rakıma eşlik etti. O da oldu olmasına da, aklım şarap eşliğinde fesleğenli nasıl olacağında kaldı.

Somonun sosundan artınca kabak maksadını aştı, bir tatlısı da yapıldı ki, hep olduğu gibi kabak tatlılarının en lezzetlisiydi. Geceden şekere yattı, sabahına üç beş karanfille bir çubuk tarçın eşliğinde kaynatılıp yumuşatıldı. Yarım limon suyu ile bir taşım daha fokurdatıp aldım kabakları tencereden. Sosunu koyulttum döktüm üzerlerine, bitti.


Kıymalı lahanam kapuska olma yolundaydı önce ama olmadı. Renk renk olsun, içim açılsındı daha iyiydi. Sızmada soğanıyla azıcık döndürülen kıymaya kırmızı biberi, havucu katıldı. Bol limona bayılır lahana, Karadenizli bir dosttan almıştım kayda.

Aylar sonra mutfakta iki tencereyi bir araya getirebilmenin mutluluğunu yaşamaktayım.

Daha dahası gelir artık.

16 Comments:

  • Özlediğim kişi, özlediğim pansumanının ardından, özlediğim eşsiz yaratıcılıktaki tasarımları, eşsiz sunumları, eşsiz yorumları,
    eşsiz fikirleri ve de besbelli ki eşsiz lezzetleriyle geri gelmiş ya gam yemem gayri...
    Fesleğenin bahçeden kurutulmuş, orjinal kurusunu yollasam sana, aceba idare eder mi gönlünü?..
    Afiyetler olsun, ellerine, gönlüne sağlık Annoyam...

    By Blogger dgül, at 12 Ocak 2009 12:13  

  • Oya can, itinalı fotoğraflar, ve yeni lezettler. Çok şükür kavuştuk. Harikasın yine sevgiyle...

    By Blogger Hakan-Korsan, at 12 Ocak 2009 12:16  

  • Mutfağına hoş geldin Annoyacığım...
    Bak kaldığın yerden devam...
    Tanrım seni nazarlardan korusun..
    Bi köşelere nazarlık takılı olsun...
    Tanrı ağzının tadını bozmasın!

    By Blogger esintiler..., at 12 Ocak 2009 12:33  

  • Oya' cımmmmmm hoşgeldin mutfağına :)

    By Blogger Çiğdem, at 12 Ocak 2009 12:48  

  • Oooof şişindim fena halde! Gül'cüğüm fesleğenin mutlaka çok lezzetlidir. Kurutulmuşu ben de var gerçi de tazesinin tadı kokusu başka. Artık her mevsim ibadullah var nasılsa. Yoksunluk halim düzenli alışveriş hallerimde olamamaktan kaynaklanıyor. Çoook teşekkür ederim.
    ----------
    Hakan yaaaa, makinemde bir koyu filtre belirdi sanki. Eskisi gibi net fotoğraflar çekemiyorum. Yine mi yenile beni diyor ne ;~{ Cancan'ım Korsan'ı mırmırlıyor...
    ----------
    Şirin'ciğim hoşgördüm. Vallahi ev nazar boncuktan geçilmiyor. Nallısı bile var! İşe yararlar mı dersin?
    ----------
    Çiğdem'cik, şükür kavuşturanaaaa...

    By Blogger Oya Kayacan, at 12 Ocak 2009 15:01  

  • heyooo annoya gelmiş, mutfak lavabosunda kediye izin veren herkesi seviyor ve onlara sürtünmek istiyorum...miv
    Nohut

    By Blogger pisikopati, at 12 Ocak 2009 16:09  

  • afiyet olsun
    Oyam,hoş geldin
    mutfağına...

    By Blogger beyaz gelincik, at 12 Ocak 2009 16:25  

  • Vallahi özlemişim, ellerinize sağlık. Yemek tariflerinize ve sunuşunuza bayılıyorum.

    By Blogger Basak, at 13 Ocak 2009 09:10  

  • Nohut, kedili ev demek kedi her yerde demek. Lavabonun sabunlu/deterjanlı filan kalmamasına çok özen gösteriyor Annoya'm. Ara sıra girip içinden su yalamaya çalışıyorum çünkü. Ben de sana ve senin Sayko'ya kuyruğumu sürter, aywwwlarım. (Şey, yeni bir dil öğreniyorum da...)
    ----------
    Dilara'cığım, yaşasın yemek yapabilmek. Hoşbuldum.
    www.mineflora.com, Mine'si arkadaşım senden meyan kökü tohumu istemeye çalışıyor ama beceremiyor galiba ;~{ E-adresini de verdim ama. Adana usulü (!) bizde bilmedik başka tohumlarınız da varsa sevinir valla. İflah olmaz bir seracı da kendisi!

    By Blogger Oya Kayacan, at 13 Ocak 2009 09:14  

  • oh be:))işte bizim OYACANımız...
    rsmlere bakarken de agzim iyice sulandi. yakinda olsam ve adresi bilsem utanmadan kapını calacak kıvamdaydım:)
    ellerine saglik

    By Blogger KUGUU, at 13 Ocak 2009 12:14  

  • Başak, inanılmaz yaşıyorsun; ben de sana hayranlıkla bakıyorum köşeciğimden. Hep zirve yap olur mu?
    ----------
    Göstermelik işte Kuğu, şimdi dolabı açsan başın yarılır ;~}

    By Blogger Oya Kayacan, at 13 Ocak 2009 12:24  

  • Oya'cığım, hoşgeldin mutfağına. Kabın kacağın ve de hünerli ellerinle pişirilmeyi bekleyen yiyeceklerin sanırım seni çok özlemişlerdi.
    Tabii senin harika yemek tariflerine hayran olan bizler de.
    Seni ve Cancan'ı çoook seviyorum.

    By Blogger ulku, at 13 Ocak 2009 15:38  

  • Ülkü'cüğüm, iyi ki seni taaa o günlerden beri tanıyormuşum! Madem özlediniz haydi mutfağa bakalım. Sevgiler

    By Blogger Oya Kayacan, at 13 Ocak 2009 16:20  

  • Oya hanım; estağfurullah, o sizin güzel bakışınız, güzel gözünüz. Sanırım biz de, aynen sizin gibi, hayatın içinde saklı cennetlere, güzelliklere, detaylara odaklanıyorum, o odakta kalmaya özen gösteriyoruz. Sizler gibilerin varlığını bilmek odağı doğru yerde tuttuğuma işaret olduğu için daha da mutlu oluyorum şahsen. Sizin blogunuza da bu nedenle tutkunum, içim açılıyor ne zaman baksam. Şimdi mesela hiç bilmediğim şu muskatlı kabak püresini deneyeceğim ilk fırsat...

    By Blogger Basak, at 14 Ocak 2009 12:11  

  • Oya Hanım;

    dün migrosa gidip bak kabağı aldım, gel gör ki 3m migros'ta muskat bulamadım, canım sıkıldı. yine de pes etmedim. biraz tuz ve yarım portakal suyu ile (muskat olmaksızın) balkabağı püremi yaptım, yanında hindi biftek ızgara ile... Ben bayıldım, eşim de beğendi "yalnız bu tatlı tadı biraz daha azalısa daha iyi olacak" dedi. Sanırım bunun için eksik kalan muskattı, onu da ilk fırsat alacağım. Baharatı çok sevmemize rağmen bu güne kadar hiç muskat ve tarhun yemediğimizi, tadını bilmediğimizi falan farktettim. belki bilmeyerek yemişizdir. O nedenle bu iki baharatı da edinmeye niyetlendim:)) Paylaşım için teşekkürler, böylece basit ve lezzetli aynı zamanda orijinal bir yemek daha öğrenmiş oldum.

    By Blogger Basak, at 16 Ocak 2009 09:59  

  • Yorumlarını atlamışım Başak'çığım, görünce sevindim. Evet o azıcık muskat rendesi çokça değiştiriyor tatlı kabağın tadını. Damağına batıverir, ısırıverir insanın dilini! Sevgilerimle.

    By Blogger Oya Kayacan, at 21 Ocak 2009 11:59  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home