Kedili Mutfaklar

Perşembe, Nisan 09, 2009

Ben yapayım da kim yerse yesin

Beni çok eğlendiriyor. Çağırdılar, atladı bir otobüse ertesi sabah buradaydı. Gelmeden son bir kez torununu tuzlamış. Tanışmamızın beşinci dakikasında anlattığı bu tuzlama hikayesiyle bir daha bağlanamaz hallerde koptum zaten. Zehra, Bulgaristan'dan. Oralarda adetmiş. Çocukları kırkları çıkmadan dört beş kere tuzlarlarmış. Kokmasın diye, doğru bildiniz. Kocaman adam olurmuş ama tuzlanmış çocuğun eli ayağı ağzı teri falanı malanı kesinlikle kokmazmış ömrü boyunca.

Yemek alışkanlıkları da bir tuhaf. Gıda konuları açtığımda, anlıyorum ki benim bayıla bayıla yediklerimi orada hayvanlar yiyor. En baştan alırsam eğer, kerevizin kökünü yemezlermiş, "aywanlarğ yiğer, biz yaprakğlarığnı turşudağı kurağrığz."

Dün annemle konuşuyoruz, "Kendime bir tane enginar pişiriyorum," diyor mesela. "Anneeem ya, Zehrayı unuttun galiba?" "Yooo," diyor annem, "onlarda enginarı hayvanlar yermiş."

Lahanaydı karnabahardı filan hiç lafını bile etmeyin Zehra'nın yanında. "Aywnlarğ ne yiyğcekdeğ biz onlağrı yiyerseğk?"


Karnabahar koçanından yaptığım turşuyu bu vesileyle anlatmam şart oldu. Atmıyor yiyorum ya, salata diye haşlayacağım minik karnabaharın körpecik yapraklı bir koçanı var atmamalık. İnce ince kıyarsın onları Oya, kereviz saplarını da, kaynatırsın birlikte iki taşım.

Süzüp bekletirsin az biraz, ılınınca atarsın tuzlu suya. Tuzlu suya da önceden sarmısak dişleri, dereotu sapları, süs biberleri ve elma sirkesi katmış olursun. Bir gün sonra ye, acele turşu oluyor önceden haşlandığı için. Nesi hayvanlık yani şimdi bu karnabahar koçanının kırt kırt yapraklı köklerinin?



Geçen ay yaptığım sultani bezelye turşumsusu ile küçük bir aperatif sehpacığına yerleştirdiğim gibi, benden alâsı yok vallahi.

Özel lezzetler bunlar.

Kim yerse yesin.

23 Comments:

  • Bende aldığım sondan ikinci karnabaharın bir kısmını yemek bir kısmını kıştan kalan turşumun içine atmıştım çok lezzetli oluyor. Ondan sonra aldığım karnabahar daha da tazeydi körpecik yapraklarından kırt kırt yedim sonra kalanını yine turşumun içine attım. Lahana gibi pek güzel oldu vallahi. Ama ben haşlamadığım için kök kısımları biraz sert düştü tabi. Amannn dedim turşu olsun da bana..

    By Blogger Naile, at 9 Nisan 2009 12:52  

  • :)

    Hadi buyur şimdi bir şey daha öğrendim. Akşama yapmak farz oldu bu karnabahar kökü turşusunu. İçine enginar sapı da koysam.. belki bir kaç bakla tanesi???

    By Blogger Çiğdem, at 9 Nisan 2009 13:05  

  • Senin turşular da tükenmez gibi yani Naile'ciğim ;~) En sevdiğim turşu lahanadır. Hele de o köke yakın sert yerlerine bayılırım.
    ----------
    Çiğdem dikkat, baklayı da hayvanlar yermiş Bulgaristan'da. Enginar saplarının ortaları çok güzel olur vallahi, iyi düşündün. Ben enginarcıları tavlayıp bol sap alırım zaten her zaman. Zeytinyağlısı haaarika olur.

    By Blogger Oya Kayacan, at 9 Nisan 2009 13:28  

  • Turşuuu ağzım sulandı...
    Sevgiler

    By Blogger Hülya, at 9 Nisan 2009 16:14  

  • Yemez mi Oya' cım hapır hupur yiyor hem de... Burada durumu iyice abarttım. Dün üç kilo içli baklanın önce tanelerini, sonra o taneleri kabuklarından ayırdım. Tatar'a favayı bir kez tazesinden yedirdim, şimdi başkasını yemiyor. :)

    Artanlar da ineğe akşam yemeği oldu.

    Bu arada sütler papatya kokmaya başladı, nasıl ulaştırsam sana diye düşünüyorum.

    By Blogger Çiğdem, at 9 Nisan 2009 17:59  

  • Çok güzel görünüyor.
    Dostluk dallara goncadır. Dostluk sırattan incedir. Dostluk her şeyden öncedir.
    Sönmesin muhabbetin közü.
    Merhabadır dostun sözü merhaba.

    By Blogger TAZE NANE, at 9 Nisan 2009 18:53  

  • Insanlara ne kaldi yiyecek merak ettim..
    benim de keci boynuzlara gosterdigim sevinci, antonio'nun annesi boyle bolmustu.. Aaaaa, inekler bile yemez, sozyleseydin toplatirdim bir cuval diyerek..
    :-))

    By Blogger Mehtap P.G, at 9 Nisan 2009 19:29  

  • Sen hep tatlı şeyler yaparsın Hülya'cığım, ondandır ;-)
    ----------
    Çiğdem'ciğim, ben sana ne diyeyim? Kendimi bildim bileli taze bakla favası yapmak isterim de işime gelmez o kabukları soymak. Ne Tatarmış be! Okuyorsun değil mi Fatih'çiğim? Yok artık böyle kadınlar. Ha bir de Ablam Hülya var. Eniştem İnal Selanikli ya, iç bakla zamanı iki günde bir iç baklalı pilav ister. Söylemeye gerek yok, baklalar çıplak olacak!
    Eh Tatar mutlu, inek mutlu, daha n'ossun?
    Bana göndermek istediğin süt size helal olsun. Yerken içerken aklına gelmem yeter.
    ----------
    Merhaba Taze Nane. Tam da taze nane zamanı, hoşgeldin.

    By Blogger Oya Kayacan, at 9 Nisan 2009 19:48  

  • ben yerim vallah :) banada yesil olsunda ne olursa olsun( avu ve hayit haric)
    Heleki sarimsak sirkeylede iyice ozdeslesdimi deymeyin damagimin keyfine.
    elelrinize saglik sehpeyada pek yaskimislar tursular.

    By Blogger lezzet sefasi, at 9 Nisan 2009 19:57  

  • http://handannkaleminden-handan.blogspot.com/2009/04/can-sknts-ucuk-kack-fikirler-sacmalama.html

    fikir çalınsın, çalan bana da uğrasın.

    By Blogger handan, at 9 Nisan 2009 19:58  

  • Oh lahana tursusu. En sevdigim tursu bir de patlican tursusu var ici doldurularak yapilir. Ya burada benim anne tarafim Bulgaristan'dan ve anneannem cok guzel lahanali yemekler yapardi. Bir kere kapuska var gocmenlere has. Belki bizimkiler cok eskiden geldigi icin degismis olabilirler :)

    By Blogger ycurl, at 9 Nisan 2009 20:13  

  • Eğlenceniz hep bol bol olsun, ki hep böyle bize de bulaşsın... Bugün işyerinde okudum yazını yine -seslendirmeli olarak- arkadaşlarıma Oyacanım, içlerinde, bir, annesi Bulgaristan'dan göçen, bir de, karma muhacir vardı, öldüler hepsi gülmekten, aksilik herbiri-miz- nasıl her bir otu-çöpü bayıla bayıla yer-iz- ve bir de birbirimize anlatırız ki, görmen gerek... E, belli malum, hayvanların içgüdüsü bizden de güçlü; iradeleri daha da dirayetlidir, zararlı-nahoş bir şeyi hayatta yediremezsin zaten onlara... Ağızlarının tadını bilir keratalar... Ellerine sağlık, bu arada, merak edip durduğum sultani bezelye turşumsun, ne kadar cazibeli olmuş öyle, bir de tadından bahsetsene Annoyam, yani azıcık ayrıntılı,senin dilinden şöyle...

    By Blogger dgül, at 9 Nisan 2009 22:17  

  • Bayılıyorum senin turşularına Annoya. Oralarda hayvanlar ağzının tadını biliyormuş di mi?
    Karnıbahar kereviz yenmez mi beyaa :)

    By Blogger ruhdagı, at 9 Nisan 2009 22:42  

  • Akşamın yemeği belli oldu :) Sağolasın Oya' cım.

    By Blogger Çiğdem, at 10 Nisan 2009 08:41  

  • Demek ben 'hayvan' geldim, 'hayvan' gideceğim:))

    Şu dediklerin var ya..Alayı,benim beslenmemde ön sırada..Pazarcıların kesip kesip çöpe atmaya kalktıkları saplar yüzünden kaçıyla kavga ettim bilmem..

    Kızlar şikâyet ederdi;"yakında meeee diye bağırmaya başlarsak,sebebi sensin"diye..

    (çabuk turşuyu denemeliyim, derhal..)

    Sevgiler Annoya'cığım.

    By Blogger Ece, at 10 Nisan 2009 11:00  

  • Valla bilmem Mehtap'çığım, anladığım kadarıyla benim çok severek yediklerimi oralarda benim çok sevdiklerimin yemesi ;-) Keçiboynuzu bayıldığım lezzettir ama ne yapıp ettiysem değişik bir faydalanma yolunu bulamadım. Oku da gül. http://kedilimutfaklar.blogspot.com/search?q=takt%C4%B1m+boynuza
    ----------
    Avu ve hayit nedir ki, şimdi de açıklama sırası sende. Avu/ağu/zıkkım diye Anadolu'da zakkumu bilirler galiba. Zehir yani (mi)!? Öldüreceeen mi bizi Lezzet Sefası?
    ----------
    Asss soora gelip bakıcam Handan'cığım. Çete kuruyorsun galiba!
    ----------
    Ben de aynı sen gibi düşünürdüm Curly'ciğim, taa ki Zehra hayatıma bomba gibi düşene kadar. Daha internette kurcalamadım Bulgar yemekleri ama geçen aylarda Home TV'de Bulgarlara ayrılan bir yemek programı izledim. Et ağırlıklı tencere yemekleri gösterdiklerini hatırlıyor gibiyim.
    ----------
    Demet'çiğim bir kere benim en sevdiğim turşular veya turşumsular kıtır kıtır olanlar. Erimiş çürümüş olanlardan nefret ediyorum. Dolayısıyla kendi imalatım olanlar kıtır kontrolundan 10 numara alarak geçiyorlar. Sultaniyi limon suyuyla yapmıştım. Bu da limonla ilişkimin sirkeden daha iyi vasıflara sahip olmasından kaynaklanıyor. Başka ne desem bilmem, kırt kırt seslerini duyarak yiyorsun işte.
    ----------
    Diyorum ki Ruhdağı, yerleşsek komşuya bedava yaşayacağız.
    ----------
    Ah Çiğdem, acele edip yapmadın inşallah. Tarif tam değildi. Minik minik kuzu etleri de olacak bu pilavda. Döndür şöyle kendi yağında, pişir. Demleme aşamasında kat pilava. Tam bahardır kokusu bu pilavın, dereotunu da bolca koyuyorsun, unutmadan. Afiyetler olsun Tatar'cığım!

    By Blogger Oya Kayacan, at 10 Nisan 2009 11:18  

  • Turşuyu çok severim:=)
    Bloğumda tarafınızı bir ödül bekliyor.
    Sevgi ve Saygılar,Cenk

    By Blogger WarhaWk, at 10 Nisan 2009 15:37  

  • O pazarcı çekişmelerini bir de bana sor sevgili Ece. Pırasalarımın kulaklarını keser atarlar mesela. Gırrrrrrr...
    ----------
    Ödül paylaşımın için çok teşekkürler Cenk'çiğim. Astım boynuma.

    By Blogger Oya Kayacan, at 10 Nisan 2009 18:16  

  • ANNOYACIM, ILK ZIYARETCIM SEN OL ISTEDIM, HENUZ IKRAM EDEBILECEGIM BIRSEY YOK, UMARIM YAKINDA....
    COK OPTUM
    OYA AKKOC

    By Blogger kedisizasla, at 10 Nisan 2009 22:52  

  • Bu yazıyı okuyunca yorum yazmadan geçilir mi Oyacan'ım:)))
    Tam da konuya uygun bir hikayeyi paylaşmak istedim;
    Kuzenimin bir arkadaşı erkek arkadaşıyla ailesini tanıştırmak için eve yemeğe davet etmiş. Anne de tabi damat adayı geliyor diye sofrayı donatmış, özene bezene bir de bakla pişirmiş. Sofraya oturur oturmaz damat adayı bakmış baklaya "biz bunları hayvanlara yediriyoruz, ben yemem siz isterseniz yiyin " deyivermiş:)))
    Sonrasında evlilik gerçekleşmedi ama sebep bu söylem midir bilemiyorum:)))))
    Öpüyorum sevgiyle...

    By Anonymous Nüket Şenyüz, at 11 Nisan 2009 14:13  

  • E hadi ama Oya, yaz da görelim. (kızdırma hallerim!)
    ----------
    Hiç böyle dan dan damat adayı görmedim, şaka yollu söymiştir belki de ;-) Bakla yenmez mi Nüket'çiğim, ağızlara layıktır.

    By Blogger Oya Kayacan, at 12 Nisan 2009 12:15  

  • hay sen çok yaşa Sevgili Oya:)
    ben Rumelilerin otlarla arası iyi diye bilirdim oysa:))

    By Blogger Boncukçu, at 13 Nisan 2009 09:51  

  • ;-)

    By Blogger Oya Kayacan, at 13 Nisan 2009 17:18  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home