Kedili Mutfaklar

Pazartesi, Ekim 17, 2005

Başka türlü


Bin türlü şey geçiyor aklımdan. Bir türlüde karar kılıyorum. Uzuncadır sıcak bir tencere yemeği çekiyormuş meğer içim. Bol kepçe.

Malzemeler diyelim önce, sonra bakalım nerede ne var...

Buzdolabı sebze gözünde:
bir boynu bükük havuç, neden kaldım burada tek başıma diye hayıflanan
iki kemer patlıcan, Yeşil domatese Güven pilakisi yemeğinden artan
iki kocaman sert domates, keza aynı yemek için tedarik edilmiş
Buzdolabı, diğer sebze gözünde:
muhteşem görünen iki büyük taze patates
bembeyaz soğanlar, hani adı inci olanlar
Duvarda asılı:
benim sarmısak demetim
Derin dondurucuda:
yedi kalem pirzola
iki büyük dilim antrikot
kereviz sapları
defne yaprakları
bir büyükçe torba haşlanmış nohut
Tuzlukta:
tuz
Karabiberlikte:
tabii ki taze çekilecek karabiber
İsmail Efendi hemen gitsin alsınlar:
bir demet maydanoz

Üç soğanı irice piyazlayıp, beş diş sarmısağı da koca bıçakla patlatıp etlerle birlikte bırakalım ocağın üzerinde. Benim usul elektrik ocağının birinci derecesinde. Suyunu salsın, pişsin, suyunu çeksin, ne hali varsa görsün. Patlıcanlara pijamalarını giydirelim, kalınca dilimleyelim ve de sirkeli tuzlu suya bırakalım. Et pişene kadar onlar da yüzecek orada. Etin pişmesi demek, pirzola kalemlerinin etlerinden ayrılmaya yüz tutması demek. Gerisini de siz halledin, ayırıverin gitsin. Tencerede etler kalsın.

Şimdi yine har har olmayan bir ateş üzerine oturtalım tenceremizi. Patatesleri ayıklayıp dizelim iri iri içine. Dilimlediğimiz havuç ve sudan sıkarak çıkardığımız patlıcan dilimlerini de dizelim. Nohutlar dolsun artık boşluklara. Domatesleri tabii iri dilimler halinde, bu sefer kabuklarını soyarak nedense... İki kocaman defne yaprağı ile iki uzun sap kerevizi koyalım aralarına. Az tuzlayıp az karabiberleyelim. Bu azardan yaptığımız tuzlayıp biberleme işini, yemeğin pişme sürecinde yine azardan olmak üzere iki kere daha tekrar edelim. Yarım demet maydanoz pişme sırasında, diğer yarısı da altı kapatılınca serpilecek türlüye. Suyunu da unutmayalım tabii. Yağ yok. Bu yemeğe etin yağı yeter de artar.

Türlü de başka türlü oldu yani.

İsmail Efendi akşama alsınlar:
sadece sıcak pide

Fotoğraftaki tabağın tarihçesi: Yıl 1970, yer Roma Via XX Settembre, Cim. Cim'in yerinde uzun yıllardır yeller esiyor. Tabaklarım halâ ve çok sevilerek benimle yaşıyor. Aynı yıllarda İtalya'da yaşayan rahmetli Kerim Bekdik'im ve de Ömer Karacalar'ım da, uzun süreler içinde kocaman sarı papatyaları olan aynı tabaklardan kullanıyorlar. İnsanlar boş yere dost olup, böyle uzun uzun yıllar da boş yere dost kalmazlar. Tabak çanaktan tutun bir sürü ortak paydaları, paylaşımları olmalı.

5 Comments:

  • Oya'cim ,
    Yaziyi okumadan once o etleri tavuk eti sandim once,ama diyom Oya korkar bu kus gribinden felan tavuk yimez diyom..
    Sooora bi de baktim ki ne gorem!!! Tavuk deel etmiss...
    Guzel gorukuyolar...

    By Blogger mine, at 18 Ekim 2005 14:38  

  • Doğru diyorsun Mine'ciğim. Tavuk, zaten de bayılmam, yemiyorum tabii. Bugün bizim şirketin menüsünde de (Divan Catering)tavuk görünce oldukça sinirlendim doğrusu. Salatalar güzeldi onlardan yedim, yoğurtlu kabak, kısır, haşlanmış ıspanak... Yani sular iyice durulana kadar tavuk yemezsek ölmeyiz değil mi caaanım?
    Şimdi de güzeeeel bir lüfer atıyorum ızgaraya, az önce Salacak balıkçı barınağından çay sohbetiyle karışık alınmış... Eeee daha daha???

    By Blogger Oya Kayacan, at 18 Ekim 2005 18:29  

  • kıkır kıkır gulerek okudum, kıkır kıkır gulerekte bir guzel pisirdim..
    birde uzerine misafir geldi mi?
    birde hoslarina gitti mi?
    yasasin yasasin.. :-)))
    kocamannnnn bir tesekkur

    By Blogger seden, at 19 Ekim 2005 11:24  

  • Çok lezzetli gözüküyor,saat de geç oldu bu kadar acıkmışken bu başka türlü türlü beni vurdu : )))

    By Blogger Yeşim'in Mutfağı, at 19 Ekim 2005 17:16  

  • Gülen insanlara bayılıyorum. Seden gibi kıkır kıkır yemek yapanlara, benim gibi yemek yaparken poposunu sallayıp kıvıranlara (bunu yapmak için popo gerekiyor tabii)... Güzel yaptın sen de herhalde Seden'cim, başka türlü beğenilmezdi yoksa! Bu yemek bana da bir kışa geçiş yemeği gibi oldu. Mutluluk verdi, güldürdü.

    Yeşim, haydi sen de pişir canım...

    By Blogger Oya Kayacan, at 20 Ekim 2005 08:31  

Yorum Gönder

<< Home