Kedili Mutfaklar

Cumartesi, Aralık 03, 2005

Kibar oğlum, Cancan'ım


Annoya pek iyi değil. Söylenip duruyor. “Bundan sonra meyhaneye kerhaneye gider gibi gidilecekmiş,” diyor. “Sokağı olacakmış. Kırmızı nokta, girin ziftlenin, şeyttirip gidin. Giriş çıkışta arama da olsun bari. Kimlik de belirlensin. Hatta alt ve üst kimlikler sıkı sıkı soruşturulsun.” Bütün bunları bana bana bakarak anlatması tuhaf değil mi sizce? O içerken bizim koku alma hakkımız nasıl olsa baki. Olmadı tezgahtaki şişenin yanında durur, şeklen “aç aç aç,” halimize geçeriz. Açar koklatır yani... Annoya böyle tuhaf bir ülkede, böyle tuhaf hallerde, tuhaf baş adamlarla yaşamaya alışamadı bir türlü. Deli olacak, deli. Şimdi de “Sokak kırmızı değil de yeşil noktalı olsa n’olacak,” diye bağırıyor. Ben de kısa bir snifff aldım Tekirdağ kapağından. Suyumdan da bir yudum. Ooooh, dünya varmış.


Ayyy unutuyordum. Mutfakta yıkanmış maydanozlar var. Şemşi yıkadı bıraktı. Bizimki maydanozla rakı içmeyi pek sever. İçine de atar, yanında da yer. Bir koşu gidip bir kaç yaprak atıştıralım bakalım. Sonra yine masaya dönüp bir snifff daha çekerim. Heeeyt be, erkeğim erkeeek.


Annoya, “Kadının masadaki yeri,” diye vızırdanıyor bir de. “Kadının masadaki yeri baş köşedir,” diyor. Kadın geldi mi erkeklerin hepsi ayağa kalkmalı, oturana kadar da oturmamalıymış. Oturması için eşi, olmadı başka bir erkek mutlaka yardım etmeliymiş. Sandalyesini kadının altına sürdükten, kadının zarifçe arkasına dönerek teşekkür etmesini bekledikten sonra yerine geçmeliymiş. Sonra devam çeneye, “O zavallı kadın anlaşılan yol molasında önce helaya gitti. Geldiğinde ne ayağa kalkan vaaar, ne yer gösteren. Dağ başı burası sanki. Burası Türkiye be...” Bakınız şekilde görüldüğü gibi bana. Annem Kimsecik Hanımefendi masada. Ben de. Anneciğim arka ayakları üzerinde kedi duruşunda. Ben de. O yatmadan da yatmam, yatamam işte.


Haa, ben annem kadar artist değilim. Makinenin çıtını duydum mu kapatırım gözlerimi. İşte burada açıkgözüm! Size kıyak yaptım. Yakışıklılığımı görün. Parsayı hep annem topluyor yani. Biz bu evde neciyiz peki? Üstelik soylu babadan gelmiyor muyuz? Karacan ailesinden Koscka damat, Kayacan ailesinden de annem Kimsecik gelin olmuş ya... Sonra da ortaya tek başıma ben çıkmışım ya... Pek kibar aileyizdir, pek. Şimdi kadınlar bile üçer beşer çocuk doğuruyor, annem tek kedi bebekte kalıyor.


Haydi bir de profilden. Nasılım? Ne burun ama, değil mi?

4 Comments:

  • Kedilerinizi cok sevdim oya, fotolarin birin de maydonoz yiyen kedinize de hayretle bakakaldim, benim kedilerim nefret ederler, mentalite meselesi mi acaba...
    sevgi ve selamlar...

    By Blogger Nese, at 4 Aralık 2005 12:58  

  • Bunların hepsi bir çeşit Neşe'cim. Hepsinin huyu suyu başka. Benden de sevgiler sana, kediciklerini öperim...

    By Blogger Oya Kayacan, at 4 Aralık 2005 17:29  

  • Vallahi duramadım, illa bişeyler yazmam gerek diye hissettim :) Ben bu Cancan'ı bi mıncıklarım, Kimsecik bile şaşırır. Annoya bile "kimse böyle sevmemişti" der. Özledim "kedili" zamanlarımı... Oya aplam... bigün gelip mıncıklıyım mı, n'oooluuur :)))

    By Blogger Cem Nergiz, at 7 Aralık 2005 12:46  

  • Hoşgelirsin sevgili Cem. Gelirsen göreceğin de var, böyle durduklarına bakma tekin kediler değildir bunlar!!!
    E haydi kedi getirelim sana bir tane. Özlemekle olmuyor, hasret gidermek gerek.

    By Blogger Oya Kayacan, at 7 Aralık 2005 17:24  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home