Kedili Mutfaklar

Cumartesi, Haziran 02, 2007

Güzelcehisar günü


Kendimi sıktığım günler, beni yoran günler. Sadece anayasa paketinin anayasaya aykırı olduğunu duymak bile yeter adama. Kurşuna gelmiş, mayında kalmış arslanlarından da ceset haberleri al üzerine. Peşmergenin burnumuza silah dayadığını işit. Sağ birleşmede pürüz varmış, solda hayra alamet var mıymış? Vur kafanı taşlara.

Bugün her gün yaptıklarımı yapmadan, sıkıntımı silsem biraz üstümden başımdan. Yakın yollarda seyahat ettirsem kendime şöyle. Her büyük şehirde yaşanan/olunan gibi, İstanbul'da turist etsem kendimi iki üç saatliğine. Düşündüğüm gibi fırladım dün evden, güzergahım Salacak'tan Güzelcehisar veya bilmeyenler için Anadoluhisarı desem bilecekler hemen. http://www.guzelcehisar.com daha da bilemeyenlere olursa yardımcı olsun bakalım.

Göksu üzerindeki köprüyü geçer geçmez sağa dönünce Hüseyin Bey'in Cafeterya'sını bulacaksınız hemen. Öyle bilmiş istemiş, öyle koymuş adını. İçeri girip ukalalık etmeyeceksiniz, yok öyle yazılmaz böyle yazılır falan gibi.

Kendinizi bulduğunuz yer tam anadolulu bir mekân, bulunduğu Anadoluhisar semtiyle müsemma. Orada güzel kahvaltılar edebilir, yumurtalı yemeklerle veya kapıya tebeşirle düşülmüş balık notlarından seçmelerle karnınızı keyifle doyurabilirsiniz.

Şimdi tam açma zamanı olan manolya ağaçlarının kokusu, Göksu teknelerinin çıkardıkları taka tukalar bedava.

Elinize ne yakışıyorsa, ama kitap/kalem/kağıt belki de dantel oya, alın gidin oraya. Suyun, serinin, doğanın keyfini yoklayın şöyle bir.

Bana iyi geldi.
(Muhaşşi ~ Haşiye yazan. Bir kitabın kenarlarına ve altlarına açıklamalar yazan.)

Hüseyin Bey Cafeterya'sından çıkınca Muhaşşisinan Camii'ni görmeden gitmeyin bir yere. Yukarı doğru yürünecek biraz. Kendini daracık sokaklara köşelemiş, terkedilmiş bir evciğin arkasından çıkacak önünüze. Bir oda kadar, bir şirin; sarılıp kalırsınız ona tanıştığınıza bir memnun bir memnun..., ki o kadar olur.

SİNÂNÜDDÎN YÛSUF AMÂSİ
Anadolu'da yetişen âlim ve velîlerden. İsmi, Sinânüddîn Yûsuf bin Hüsâmeddîn bin İlyas'dır. Muhaşşi Sinân Efendi diye de bilinir. Amasyalı olduğu için Amâsî nisbesiyle meşhûr olmuştur.

...ve devamı... http://www.uluyol.net/modules.php?name=evliyalar&op=content&tid=1177

Bu kadar, sonra da canım sinemaya gitmek istedi.

Akşam, haberlerde bir değişiklik yoktu.

6 Comments:

  • Daha resmi görür görmez burnumun diregi sizladi.Sandalimin önüne Annem ile babami oturttum.Ip sarip da calistirdigimiz motoru calistirip.Dedigin yerlere dogru hayalimde bile olsa acildim.Eskiden hep tersi olurdu arkada babam ortada ben basi da annem alirdi.
    Kalemine saglik.
    Sevgi saygilar.

    By Blogger ERDIL, at 2 Haziran 2007 17:22  

  • Eh, görev yer değiştiriyor yaşla baş alındıkça. Ancak, sandalın neresinde olursanız olun sizi buraya taşıdığım için mutluyum Erdil Bey. Belki de ben sizin burnunuzu sızlata sızlata, taktırıp da hanımı kolunuza, bir İstanbul zamanının geldiğini getiriyorum aklınıza... Sevgi ve saygılar tabii ki benden de...

    By Blogger Oya Kayacan, at 2 Haziran 2007 22:02  

  • Ah Büyükbaba topağıdır bana Anadoluhisarı... Göksu'da yatar babsı ile ve hatta diğer aile efradıyla büyükbabacığım... Ne yalan söyleyeim her kabristan ziyaretinde sitem ederim büyükbabama... "Oh ne âla! İstanbul'un en kıyak yerinde yatıyorsunuz Büyükbabacığım... Bizler nerlere gideceğiz acaba?" diye söylenir dururum... Yani yaşamak çok güzel böyle bir yerde... Ölüyü bile diriltir gibi bir cennettir hisar... Bu yüzden hep konuşuyorum galiba büyükbabamla... Yine duygulandım... Fazla özel ve de sulak olmadan kaçayım...
    Kalemine, kamerana, ayaklarına sağlık Annoyacığım...
    Senden öğrenmek ne kadar güzel Güzelcehisar'ı... En kısa zamanda ben de oradyım... Hasretim depreşti... Gitmeden sakinlemem artık...

    By Blogger esintiler..., at 2 Haziran 2007 23:36  

  • O "cafeterya"da bir de ağaç ev vardı. Her gidişimizde oradan devam edip müzisyen Nejat beyin evine başımızı çevirir, oradaki ilkokulu çocuklar için beğenir, mezarlığa doğru yürürken on yedi yıl önce derenin dibindeki çayırda bebek arabasıyla dolaşmalarımızı hatırlardık.
    Yoklama zamanı gelmiş evet...

    By Anonymous nicomedian, at 3 Haziran 2007 20:02  

  • Ben ne yapıcam peki?

    Yüreğim daraldı mı ben de kaçardım hisar' a. Güzelcehisar Cafe o zaman üniversitelilerin geldiği küçücük bir yerdi. Orada ilk kez öğle yemeği yemiştik eşimle bir Hıdrellez günü. Bozcaada broşürlerini görüp "yerleşmeli mi oralara" diye orada düşünmüştük.

    Belki yan masada benim gibi kahve içip kitap okuyan, ama sigara dumanımdan rahatsız olup bir masa öteye kaçan hanım Oya idi...

    Aşk olsun ya!

    By Blogger Çiğdem, at 4 Haziran 2007 09:12  

  • Şirin'ciğim, bence de çok güzel mahalleleri var Güzelcehisar'ın. Çiçekli evleri, pırıl pırıl gözlü çocukları var. Mezarlığını gezmiyorum ama Uzun Yatır mı ne bir yer biliyorum, beş altı metrelik bir mezarda yatan biri! Bu yakanın yatırları uzun boylu maşallah, Hz. Yuşa da var öyle uzun uzun yatan! Senin ve hepimizin ölülerine, nerede yatarlarsa yatsınlar Allah rahatlık versin Şirin'ciğim.
    ----------
    Şefika'cığım ne güzel anılar bunlar. Bebek arabasındakileri de getirebilsen keşke oraya, yoklamaya.

    By Blogger Oya Kayacan, at 4 Haziran 2007 09:28  

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home