Kedili Mutfaklar

Cumartesi, Kasım 01, 2008

Haberse haber, haberiniz olsun...

Şu bizim eski kedi halısı...

Annoya'm artık yünlerden kedi halısı örmüş bir zamanlar. Bir süre kullandıktı Annem Kimsecik'le. Dün evde kocamaaaan bir verme telaşı vardı. Bu sana bu ona bu buna, dağıttı da dağıttı Annoya'm. Mis gibi, yepyeni ama kullanılmayan bir sürü herşey evden gitti, yerli yerini buldu. Dolaplarımızda, çekmecelerimizde benim girebileceğim daha büyük yerler açıldı! İşte o sırada kedi halısı da ele geçirildi, yayıldı yeniden.

Çok memnun kaldım. Biraz eski yüzlü olmuş, kulakları kopmuş, bıyıkları düşmüş filan ama, hatıralarla dolu ne de olsa.

Ne show, ne yemek, dangalaklıktan başka bir şey değil...


(Cumba üstü, pencere önü minyatür narlarım... Dangalaklı yazının bir süsü olsun bari!)

Ne yapanlardan hayır var, ne yapılanlardan. Bir kere suratsız insanların elaleme açık yemek yapması doğru değil. Söylene söylene pişirdiklerini ailece yesinler ancak. İkincisi haydi suratsız olursun da, yemek içmek hususunda iki doğru kelâmı bir araya getirmeyi başarırsın. O da yok. Ak demeye kalksalar boka sarıyorlar. Sofraya oturup kalkmaları, servis yapmaları, yemek yemeleri; hepsi başlıbaşına birer sorun. Yemekler rezalet. Süslemeler, tabaklarda ve sofralarda, söz meclisten dışarı çingene çalar kürt oynar. Yarışmacıları yaptıkları eleştirilerle değerlendirirseniz, ne oldukları ortada. Komik hiç değiller!

Yemek programları yemek kültürüne bir ucundan katkıda bulunmalı mutlaka. Hangi ucundan olursa. Razıyım yer sofrasına koyulan siniden çalakaşık bulgur yemeye, yeter ki yemek o yerde, o insanlarca, öyle yenir olsun.

Yazıklar olsun o TV kanalında harcanan mesaiye, paraya.

Yaaar bana bir bahçe, biraz mama, biraz eğlence...
(Az daha büyüdüm, yüzümdeki izler filan tamamen geçti. Süper sağlıklıyım ve dost köpeğiniz olmak için can atıyorum.)
Bulduklarında küçücüktüm. Uyuzdum. Allah’ın işi işte, bulanlar iyi insanlardı. Bir veteriner amcayla işbirliği yapıp iyileştirdiler beni. Aşılarımı filan da tamamladılar. Şimdi sıra bana iyi bir kapı bulmaya geldi. O kapıdan girince karşıma küçücük de olsa bir bahçe çıksın. Güle havlaya oynayalım bahçenin içinde bana yemek verecek, sevecek olan insanlarla. Söz veriyorum, öyle bir sahipleneceğim ki o evi, marka marka alarmlar halteder yanımda.

Kırmayım tabii. Haaa adım Rocky Etem. Bu sokakta köpeklere böyle acayip adlar takıyorlar ama olsun, çok iyi davranıyorlar doğrusu. Dixie Bekir var bir de, arkadaşım. Onu Nurci ve Aycan’ın oturdukları apartmanın bahçesine aldılar. Kulübesi filan da ısmarlandı. Nurci ve Aycan'ın Lucy'si ve mahallenin her sahipli köpeği onunla arkadaş.

Haydi bakalım, şimdi hepiniz, sizin olmam için aranızda kavga edin. Sonra da @gmail.com adresinde knurcihan ablama yazın.

Pazar, Aralık 03, 2006

Haberse haber...

Kuzguncuk İcadiye Caddesi, Deniz Eczanesi / Eczacı Haluk Bey'in kedisi Ateş kasaya sahip çıkar, vitrinde uyur, ben gibi laklak müşterilerinin kurulur kucağında oturur.


Annem Selma'nın kardeşleri Teyzem Jülide ve Teyzem Jale. Bizim Altın Kızlar, üçü bir yerde. Yer Moda Kulübü. Etraflarında da biz, anne tarafından bütün aile.

Nilgün Gedikoğlu / Vatan Gazetesi yazarı. Yer Nişantaş Paul. Onlar hep ellerinde dururmuş, her işi yaparken, uyurken kalkarken... Tanıdığıma memnun oldum Nilgün.

İsa ağaçta. İn oooolum aşşaaaa. Yok inmez, aşağıda köpek var. Emre Kongar'ın iti İsa'ya havlar da havlar. Yer bizim büronun sokağı. Bütün mahalle kedileri aşşada, İsa neden havada?

Ben sende tutuklu kaldım. Yer Üsküdar Meydanı mı desem Üsküdar kazıları mı? Demir kapıyı ağaca bağladılar gittiler. Kim bilir ne iş peşindeler?