Kedili Mutfaklar

Perşembe, Mart 15, 2012

Çimleniyoruz...

 

Çeri çöpü, taşı toprağı, bendeki buğday böyle bir şey; pis.  Yıllardır alırım. Yem diye satılıyor.  Mısıra, ekmeğe ve de evde kursaklarına göre ne varsa karıştırıp veriyorum.  Şimdiki meselem gagalılar.  Eskiden Kimsecik ve Cancan için toprakta da yetiştirirdim.  Bayılırlardı kıtır kıtır yemeye.  Kedi otu diye sattıklarını umursamaz, buğday çimine yumulurlardı.  

Derken geçenlerde, geç oldu ama uyandım. Bu buğday piyasaya insan canlısı beğenip yesin diye sürülmediğine göre, mantıken üstüne artı maliyet bindirilmemiştir. Yani kimyasallara maruz bırakılmamış, muhtemelen hayvansal gübre ile veya hiç gübre atılmadan büyümüştür.

Kendimi inandırdığım bu fikrimi beğendim ve buğdayı kuşlarla paylaşmaya karar verdim.  Hani modası çoktaaan çıkmış, raw food akımı içinde beğenimize sunulmuştu. Köklendirmek / filizlendirmek fiilleriyle anılır olmuş ve hayli ilgi görmüştü.            


Yapacağımız iş buğdayı canlandırmak.  Sadece buğdayı değil, belki mercimeği, nohutu, fasulyeyi..., organik bellediğimiz neyse neyi iyice ayıklayıp yıkayıp basıyoruz suya.  Ara ara suyunu süzüp tekrar yıkayıp temiz su koyuyoruz.  Bu mesele çukur bir kapta da halloluyor ama ertesi gün olup da köklenme hali baş gösterince buğdayları daha rahat bir yerde, yayarak bırakmakta fayda var.


İki üç gün bekleyebiliyor yenilebilir kadar köklenmesi için.  Bu süre içinde muhtemel küflenmeyi önlemek üzere elimiz değdikçe yıkayıp, üzerine bir tülbent örterek nemli nemli bırakıyoruz. 


Bol kııvırcık, taze soğan ve maydanoz sevdiğim salata karışımlarından.  Üzerine köklenmiş buğdayı da serpiştirince daha da güzel oluyor.  Sabah kahvaltılarımda keçi peyniriyle de sevdim.  Hani sevmese bile yer insan, C vitamini deposu mübarek.


Olay budur.  Bazı yerlere bakmaya kalkarsanız bir laboratuar kurmaya kadar vardırabilirsiniz buğday çimleme ameliyesini...  Veya benim faydalandığım ağaçlar.net 'den kısaca halleder gidersiniz.

Bir önemli notum da kedili evler ve insanları için.  Toprakta yetişen buğday çimine pisiler bayılır.  Sizler de beraber, çimlenebilirsiniz.

Perşembe, Mart 01, 2012

Sütlaç, bence...


Yine tam ağzıma layık oldu.  Sütlaç diyorum..., o biçim.  Bir kere daha denediğim kuru meyveli, tatlı, sütlü pilavın bir başka çeşidi.  Komşuluk ilişkilerimi kullanarak iyi bir süt buldumdu.  Uzun uzun kokladım önce, her zaman denk gelmez çünkü.

Tatlı bir pilav olacak bu.  Tibetliler de yermiş bu pilavı.  Adına chumi derlermiş ve de muhtemelen aslında bir Çin yiyeceğiymiş.  İçine koydukları sadece kuru üzümmüş, meyve kıtlığı varmış çünkü memleketlerinde.    


İncir, erik, kayısı ve yaban mersinlerimin toplamı 400 gram.  Minik parçalara doğransın bunlar.  Bir küçük bardak pirinç, fazla yıkamayın, nişastalı kalsın..., bir kenarda beklesinler.

Süt birbuçuk litre, koyun kaynasın.  Sütlü tatlılarıma krema eklemeyi severim.  200 ml krema ve bir çubuk da tarçın...  Tamam kaynadı, pirinç içine girdi, ara ara karıştıra karıştıra özlendi durdu.  Yüz gram kahverengi şeker ve meyve parçacıkları da kaynamaya katıldı üç beş dakika kadar.  Sakız tanecikleri, iriliğine göre üç beş adet.

Hah işte, istediğim buydu.  Bol meyveli, sütlü pilavım hazır.


Yazdan kalma kayısı reçeli suyu, fındık kırıkları ve minik nane yaprakları servise katkıda bulundular.

Yaptığım sütlaçlar bildiğiniz sütlaçlara benzemez.

Ağzınıza layıktır.