Kedili Mutfaklar

Cumartesi, Nisan 30, 2011

Çirişli taze patates

 
Çiriş ve ben tanışmıyorduk.  İsmen sadece, o da o beni bilir miydi bilmem.  Yine bir Çarşamba, Kuzguncuk'ta kısmet oldu; görür görmez sevdim taze soğan benzeri duruşunu. 
   

Neyle ne yapacağımı, tadını tuzunu bilmeden kapıp getirdim eve yarım kilosunu.  Yolda anlaşmışlar da haberim yok taze patates, taze sarmısak ve taze soğan üçlüsüyle; dört taze bir filede.
   


Bana sorarsanız mevsimin özelliği her şeyin başına bir 'taze' eklenmesi.  Hattâ öyle alışır ki ağzım taze demeye, bakkaldan taze çekirdek istemeye kadar gider. 
 
Taze sarmısak da, yumruya dönüşmüş ama henüz diş bağlamamış haliyle, her ilkbahar vaktinde ağzımın en birinci gelen lezzetidir.  Sapından gövdesine bir iki yaprak soyduktan sonra, taze soğan gibi inceli kalınlı kıyarak her yemeğe katmak boynumun borcudur sanki.   
 



Sızmada kavurdum iri iri doğranmış patatesleri.  Soğan ve sarmısak da kattım kavrulma sırasında.  Baharatlı deniz tuzumu ekledim.  Limon sıktım.  Bastım çirişleri de tencereye, hepsinin tepesine.  Sıcak su ilavesiyle piştiler, dişime göre yumuşayıncaya kadar. 

Patates helmeledi suyunu.

----------

Cancan sessizce kapı eşiğine oturmuş beni gözlüyordu.    

Pazar, Nisan 24, 2011

Annem Selma 90 yaşında



Benim kahramanım Kayınvalidem koymuş yazısının başlığını Eniştem İnal.  Aile davetlerimizde, her daim yaptığı günün anlam ve ehemmiyeti konuşmasını da kağıda dökmüş bu sefer.  Söz uçar, yazı kalır, diye göstermiş gerekçesini.   

Bu yazı metninin amacı, 90'ıncı yaş gününü kutlayan kayınvalidem Selma Kayacan'ın çağdaş ve örnek bir anne olarak benimsediği ve sahip çıktığı değerlerin benim hayatıma, kişiliğimin oluşmasına katkısı ve sarsılmaz inanç ve desteğinin kutsanmasıdır.

Kayınvalidemin benimsediği değerler; inanma, tanıma, güvenme, empati, güçlü olma, mantıklı davranma, destekleme, izleme ve sonuçlandırma temeline oturur.

Benim hikayem 20'li yaşlarıma, (1960-1967) dönemine aittir. 

O dönemde kayınvalidemin kanı bana ilk gördüğü anda ısınmış, çocuk yaşta, deneyimsiz ve dağınık olan beni benden daha iyi tanımış..., bana kendimden daha çok güvenmiş..., zamanla bana olan inancı benim kendime olan inancımı aşmış..., kızı ve bana desteğini sınırsız vermiş..., hayata umutla bakmamı, başarılı olma azmini edinmemi, çalışma-disiplin-özgüven sağlamam için bilinçli veya bilinçsiz katkılarını esirgememiştir.

Kayınvalidem benim bu nedenle "kahramanımdır".

Metnin orijinali sayfalarca uzuyor; Eniştem İnal pek ailevi, hepimizi hüngürdeten her konuyu ustalıkla tutmuş bir ucundan işliyor ve gecenin davetlilerine mükemmel bir yazılı "Kayınvalidem" portresi sunuyor.



Teyzem Jale ve Annem Selma



Ömür Göksel dostumuz bize yaşımıza başımıza göre müzik ziyafeti verirken



Annem Selma Kaan'ın ninesi 


Şöyle de bitiriyor Eniştem İnal yazısını:

Bu metin burada bitmekteydi.  Hülya bana annesinin sadece benim kahramanım olmadığını anımsattı.  Haklıydı, çünkü babasının uzun süren rahatsızlığı ve sonunda yatağa bağlı yaşam sürecinde olağanüstü, emsalsiz, bilinçli, gayretli bakım ve çabaları ile kimseden yardım almadan ve yardım beklemeden tek başına mücadele etti.  Kayınpederime Allah'tan rahmet dilerim.  

Kayınvalidem çocuklarının da kahramanı.

Her dönemde gücü ölçüsünde bir şeyler yapan, yaratan, kendini yenileyen kayınvalidem, eşinin ölümünden sonra tanrıya daha çok döndü ve ona sığındı.  

Desteğini duaları ile sürdürme erdemini gösterdi.  Bu dualardan çocukları, torunları, torun çocukları ve ben de nasiplerimizi aldık, almaya da devam ediyoruz.  Allah razı olsun.

Kayınvalidem dualarından güç alan torunlarının ve torun çocuklarının da kahramanı olacaktır.  

............

Sözlerime son verirken sizlere çok sevdiğim bir deyimi anımsatacağım, "Söz uçar, yazı kalır."  Umarım torunlarım ve onların çocukları bu metni zaman zaman okurlar ve kökleri hakkında bilgi sahibi olurlar.

İnal Avcı, 20.4.2011    





Cuma, Nisan 15, 2011

Vişneli karamelde, yandı gülüm kağıt helva muhallebisi



Onca yıl sonra onsuz/onlarsız bir mutfakta, ilk defa ocak yanacaktı. 

O gitti diye geleceklerdi, başıma sağlık dileyeceklerdi.  Cancan'ıma özel bir helva olsaydı. 

Kağıt helva hışırtısı severdi benim oğlum...

Hışhış ufalayıp döşeyelim mi iki kağıt helvayı bir servis tabağına?




Şeker yakalım sonra iki koca bardak, olsun mu karamel? Donuk vişneler kıyılıp üçe dörde yavaş yavaş karamelin içine girsin mi? Sulandıralım da biraz, karıştıralım birkaç dakika.  Dooğru helva kırıklarının üzerine...

Azıcık karamel de muhallebi üzerini süslemeceye ayrılsın.




Yarım litre sütle pirinç unlu muhallebi yapılsın, şekersiz olsun.  Karamelle ıslatılan ezik kırık kağıt helva üzerine dökülsün.  

Servis zamanı iyice ezilmiş bir kağıt helvayı da serptik mi üzerine... 

Yanık tadında, değişik, fena değil.
 



Hayat devam ediyor etmesine.

Başım sağ değil sanki.

Yanmış gülüm yanmış Annoya.

Pazar, Nisan 10, 2011

Cancan




28 Mart, 1995  -  9 Nisan, 2011


Cumartesi, Nisan 02, 2011

Bildik enginar, yabancı pilav

                                

Kuzguncuk'ta Çarşamba pazar demektir. Düttürü bir pazar yeri kaldı gerçi, neydiii o eski günler ama en büyük keyiflerimden biri olmayı sürdürüp gidiyor. Küçük semt pazarı ne de olsa, tanınırsın. Kalabalığı yoktur, bunalmazsın. Her şeyi ellerim, laf edenim olmaz.

Siirt'ten gelmiş bir kavruk oğlan enginar satıyor bu yıl. Dört tane ayıklaması yarım saat alıyor ama olsun, öğrenecek. Siirt'te dikenlileri varmış dağda bayırda, toplattırsın mıymış bana? Kalıyorum, "Yok kurban olurum, benim için dağa mağa..., hem o dağlar hangi dağlar ola?" Gülüyor, suratında sevimli bir çirkinlik. Haftaya kolaçan edilecek, ola ki toplattırmış olur.

Bu hafta aldığım dört enginarım en bildik zeytinyağlı usulümde, yani Annem Selma'dan öğrendiğim gibi yapıldı.  Lakin Siirt delikanlısının hayran kaldığı 'beklerken sap kemirme' merakım yüzünden, eve bir koca torba dolusu enginar sapıyla döndüm.  "Sana armağan ablam, benden," diye diye doldurdu torbayı.  Üstüne üstlük de iki koca limon, onlar da armağan. 

Pestosunu yapmıştım ben size enginar saplarının, şimdi de bir pilav attıralım bakalım




Üstünde kılçık kalmayacak gibi iyice ayıklanan enginar saplarını ince ince dilimleyip limonlu suya atalım önce.  Varsa körpe yapraklarından da, süs olurlar hem, hem de tat verirler renk katarlar pilava.
 



Ayıklanmış maydanozun atılmamış körpe saplarıyla taze sarmısak ve soğan kıyalım, onlar da incecikten.  Limon kabuğu tırtıklayalım, tuz ve karabiber kırtkırtlayalım.
 

                                                  

Sızmada çeviriyoruz hepsini bir iki dakika ve sap faslını da katıyoruz tavaya, birlikte çevrilmeye zaten tavadakilerle.  Yumuşama haline yaklaşınca azıcık sıcak su ve yarım limon suyu katıp kapak kapatarak çektiriyoruz iyice.  Şimdi de pirinç girecek içine. Ara ara karıştırılarak iyice kavrulacak, rengi döndürülecek.  Basmati kullandım yine, yanıltmaz diye.  Böyle sebzeli falan pilavlar risklidir, su ayarı tutar tutmaz, neme lazım.




Bir tanıdık kocakafa enginar, yanına şu şimdi keşfedilen pilav.

Enginar, tatlarını katlaya katlaya sokmuş şuncağız tabağın içine.

Yemeyin kafayı, yemeyin kafayı. 

O kafa daha size lazım.