Kedili Mutfaklar

Pazartesi, Kasım 10, 2008

Ben koydum annem kaldırdı reçeli

Hemen yanıbaşımdaki evin bahçesinde, gelişmelerini takip ettiğimiz ayvalar sonunda olgunlaştı. Komşum Huriye bu takibi gerçekleştiren herkese gönderdi ağacın hasadından. Bu zaten her yıl böyle olur. Ben de her yıl bu eciş bücüş ayvalardan harikalar yaratırım.*

Mutfağımda Annem Selma devrimi gerçekleştirilen bu günlerde, Annoya sus pus olmuş önüne her koyulanı ikiletmeden yalana yalana yerken...; eeee yani yalanım yok, kendi ne idüğü belirsizliğimi de özlemiyor değilim.

Belli bir süresi var mutfağa gizlice sokulup istediklerimi gerçekleştirmek adına bazı hazırlıklar yapmamın. Bu süreler Annem Selma'nın aptes ve namaz vakitlerine denk geliyor. Sonra kovulduğumun resmi çiziliyor ve annem benim bıraktığım yerden kendince rötuşluyor mutfağı!

İşte bu devremize rastgelen bir reçel yapma yöntemi, ağzı değme lezzetlere yan çizen bazılarınca ONNNNN NUMMARAAA ilan edildi. Ekim'in onbeşinde yazdığım bahçe elmalarımın reçeli ile aynı iş. O elmalar biterken, Şemsi'nin Amasya'dan gelen elmalarında da aynı tarif uygulandı. Amman Tanrım.
Bu sefer de ayvaya. "Fruit glacé," diyor Annem Selma, "boynuz kulağı geçti," diyor. Ablam Hülya bir tadına bakıyor ve gece vakti ayva alıp gidiyor evine, ki vakit kaybetmesin, kaynatsın çabucacık.
Soyuyorum ayvaları, dörtlü dilimler yapıp. Üçe dörde bölünüyor sonra dilimler. O ara kararıyor filan diye umursamayın, farketmiyor. Kaynatacağımız tencereye koyup üstüne şekeri döküyorum. Şeker ayvaları örter kadar oluyor, aralıklarından da ayvalar görünüyor ama, ölçü budur. Yirmidört saat şekerde yatan ayvanın koyverdiği suyu iyice yükseliyor, belki bir parmak su ilavesi ya istiyor ya istemiyor.
Üç beş karanfil tanesiyle kaynatın. Ben, Annem Selma namaza dururken kaynamayı başlatıyorum. O çıkınca limonunu da kestirip işi bitiriyor.
Bu reçel bizim evde ben koydum annem kaldırdı reçeli olarak anılıyor.

Ben yokken de ağzınızın tadı olsun dedim!
Yapmazsanız darılırım bak.



İçinden ayva geçen yazılarım bu adreste. Ayvalar, hep aynı ağacın ayvaları...



(Annoya'm yarın hastaneye yatıyor. Tetkikleri yapılacak önce, Çarşamba günü de kırt kırt kesilecekmiş. Ben miyauuu miawww duasına durdum. Haydi hep beraber maaawuuu miyauuuuuu, mawwww; maaaamiiin.)

Çarşamba, Mart 11, 2009

Sultani turşu vesaire haberleri

Kılçıklarını kıl kıl aldım sultanilerin iki yanından. Bıçak yardımı ile ama keserek değil, çekerek. Sultani, çiğ çiğ yendiğinde o kadar lezzetli bir bezelye türü ki, ayıklarken yarısı gitti. Bir pakette azıcıktı zaten, yemek yapsan porsiyon etmez. Ben de tuzlu limona basıp turşumsu bir lezzet elde etmeye ve bazı ızgara et~balığın yanında yenilebilir dekorasyon malzemesi olarak kullanmaya niyet ettim. Maksat, "Eli lezzetlidir, ne yapsa yenir," dedirtmek eşe dosta.

Sultani ile uğraşmamdan hazetmeyen Cancan, kendine başka iş ararken küçük oyuncak sepetini devirdi. Gürültüye koştum ki durum bu. Bugünlerde sürekli oyuncaklarını döküp saçıp ortalarında yuvarlanıyor. Ben anlıyorum o maskaranın ne demek istediğini tabii. Doğum günü yaklaşıyor ya, yeni oyuncaklar aldırtmak maksadı.

Kadıköy gezilmişti geçenlerde, çarşı pazarı tabii. Cemre'yi ziyaretim muhteşem oldu, http://www.awecemre.com.tr/ . Tadına bakmanın suyunu çıkarmama hiç ses etmeyen Murat'tan biraz da evin ihtiyaçlarını toparlayarak çıktım. İhtiyaç dışı alışverişim tatlı tüketimine dayalı birkaç parça şeydi ki bana kafayı da yedirdiler. Malatya işi, nar döneri dediklerine bayıldım hele. Kamkatların da şekerlemelerini yapmışlar. Muhteşem.

Örtüm tabii ki muhteşemden öte bir şey. Anneciğim Selma'nın çeyizine işlediği hesap işi bir yemek örtüsü. Yıl kaç peki, 1940 mı ne?

Tellerime iki el attım bıraktım, aklımda yokmuş öyle bir mesele meğer. Şimdi aklıma yatma safhasında. Elime geçen, tellerle ilişkilendirebileceğim şeyleri bir teneke kutuya dolduruyorum. Tellere bulaştığım ilk gün fındıklı peçeteliği yapmıştım. Çok şeker oldu mini maviş göz boncuklarıyla filan. Stor perdelerimi çekiştirdiğim iplerin ucuna da incik boncuk çıngırak filan dizip tutacak yapmaya karar vermiştim. Biri aha sol üstte duruyor, hattâ astık yerine de sallanıyor o aslında. Diğerleri gün ola harman ola, yapılacaklar elbet. İçim dar mı ne? İçim diyorum, "İçiiiim, dar mı ne?"

Kadıköy Çarşı gezilirse Çiya'ya uğranır tabii. Neden tabii, onu da anlamıyorum vallahi? Kaç senedir gidip de memnun kaldığım olmuyor. Tencere yemeği yemek istiyorum hep, vıcık yağlı sularda geliyor. Musa Usta ne yapıyor, kontrolu neden bu kadar kaçırıyor elinden acaba? Ünlü olmakla kalınmıyor çünkü olduğun yerde. Ününü sürdürecek performans da gerekiyor. Nitekim azar azar tadına bakmalık istediğim iki küçük tabağımın lezzetleri de hayli elden geçmeyi gerektiriyor.

Ekşili bulgur köftesi dediği sanırım analı kızlı olmalıydı. Ekşiye, limon da yesem ekşi demeyen ben bu yemekte sevimsiz bir ekşilik buldum. Taze sarmısak yahnisi ise olmadık, ne yapsan olmayacak gibi duran bir tuhaflık. Pide üstü yoğurt ve onun da üstünde taze sarmısaklı taskebap... Yağlılıklarının da bir daha üstüne basmak istiyorum, çok yağlılar, çok da salçalı. Yağ ve salça karışımına lezzet diyorsak eğer, o zaman başka.

Kendi mutfağıma döneyim en iyisi. Sultanilerimi iki limon ve yarım greyfrut suyunu tuzlayıp üstlerini örtecek kadar da su ile çalkalayarak bastım kavanoza. Sarmısak, bir iki dilim kabuklu limon, acı biber, defne yaprağı ve dereotu ile de çeşniledim. Bir parmak sızmayla örttüm üzerini. Enfes olacaklar, eminim.

Yanında duran hani o "ben koydum annem kaldırdı" dediğim ayva tatlısı. Bugün yine yapıldı. Tarifi aşağıdaki adresimde duruyor ancak bu sefer ben koydum ben kaldırdım. Ne yazık ki Annem Selma burada yok. Evinde de yok, hastanede.

http://kedilimutfaklar.blogspot.com/search?q=ben+koydum+annem+kald%C4%B1rd%C4%B1

Benim de keyfim yok.

Mutfak vesaire bu kadar derman bugün derdime.

Cuma, Mart 20, 2009

Ayvayı yemeli de yemeli...

Ayvalarımın ıcığının cıcığını çıkarmaya girmedimdi mutfağa. Tatlı/reçel gibi yaptığım çok sevilen ben koydum annem kaldırdı pişecek, iş bitecekti. Hayal tabii. Madem öyle olacaktı, o zaman kabuklarını neden derli toplu biriktirdim çukur bir tabağın içinde? Çekirdekli koçanlarından talebim ne olacaktı ki ayrıldılar bir kenara?

İkinci sorumu hemen yanıtlıyorum. Kaynattım içtim. İçine iki de karanfil, bir kaşık da bal... Tadı güzel, rengi güzel. Faydası var mıymış? Bilmiyorum daha. Çekirdeğin faydasından cilt maskesi filan olarak bahsediyorlar. O taraklarda bezim yok. Olanlara baktım ama, öğrendim *.

Bir de hurafe, tatlısını filan yaparken ille çekirdek katacaksın içine ki rengi acayip güzel olsun, diyeler! Yok öyle bir durum. Yıllarca inandım, boş yere kandım... Baksanıza şu çekirdeksiz pişen ayvalarımın rengine, hani bir yazı önce. Ne yani, çekirdek ne yazacak bu renge siz deyin gayri.

Su Ürünleri Tanıtım Grubu ne hava çalıyor? "Haftada iki gün balık, yaşam boyu sağlık." Bana sorarsanız haftada üüüç beeeş gidiyor balık kekâları. Ama işi sağlık boyutundan sefa boyutuna çevirdiğimden bu grup beni dışlıyordur mutlaka. Bahsetmiyor yani adamlar, balık yanında çökülecektir rakının başına aynı zamanda, gibi bir mevzuattan. Ya da turpların gözleri sevdaya düşüren şekillerinden bul da, şiirlenip uzat uzattıkça sofranın keyfini demiyorlar.

Sorgu suallerimden ilkini merak ediyorsunuz bence. Altı ayvam vardı, hepsinin kabukları bızzzt aletime girdi. Bir limon suyu, iki üç diş sarmısak ve tuzla iyice bızzztlandı. Koyduğum şık porselen kavanozumda üstü sızmayla örtüldü. Süslendi de, benim gözlerime şenlik önce sonra da resme çıkacak tabii, kolay değil.

Akşamına, tavaya yatan balık filetosunun üzeri bu ezmeyle kaplandı. Renkli biberlerin iri taneleriyle bezendi. Zencefil çentikleriyle ödüllendirildi. Tava folyoyla örtüldü sımsıkı. Beş dakika geçti, on dakikaya varmadı...

Artan ayva bızzztını buzdolabında saklayın. Balıktan başka yerlerde de kullanacaksınız çünkü. Tavuktu mavuktu filan...

Buyrun oturun sofraya.

Ablam Hülya, "Şeytanın aklına gelmez," dedi.

* http://dogadansifaya.blogspot.com/2008/01/ayva-ayva-ekirdei.html